Bayramın Futbolu, Futbolun Bayramı
Bayramlar, bu toprakların en köklü ortak paydası. Küskünlerin barıştığı, büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öpüldüğü o kadim ritüel, aslında futboldan pek de uzak değil. Bu ülkede bir zamanlar "Bayram Kupası" diye bir gerçek vardı. Ramazan ve Kurban bayramlarında, sırf o coşkuyu katlamak için ezeli rakipler sahaya çıkar, tribünler yarı yarıya bölünür, maç bitince de dostça dağılınırdı. Bayram, futbolun; futbol da bayramın neşesiydi.
Bugün o saf spor kültürünün yerini endüstriyel futbolun getirdiği keskin rekabet ve bitmek bilmeyen bir gerginlik iklimi aldı.
Futbolun en çok kaybettiği şey, belki de o "an"ı yaşayabilme hali oldu. Bir maçın sonucu, sahadaki doksan dakikadan çok daha uzun konuşulur hale geldi. Oyun oynanırken değil, düdük çalınca başlıyor artık her şey; bitmeyen analizler, suçlamalar, açıklamalar, karşı açıklamalar...
Bu gürültü arasında futbolun kendisi giderek arka plana itiliyor. Bayramın beraberinde getirdiği o durma, yavaşlama ve ortaklaşma duygusu da bu baş döndürücü hızın içinde eriyip gidiyor. Futbolun en yalın haliyle bile insanları bir araya getirme gücü vardı; şimdilerde ise bu ortaklık hissi, yerini sürekli bölünen görüşlere ve hiç bitmeyen bir uğultuya bıraktı. Bu kronikleşen gerginlik bugünün meselesi de değil; futbolu bir bayram neşesi, bir panayır havası olarak yaşamayı uzun yıllar önce bıraktık.
Yeşil sahalar ve kulüp kulisleri, ne yazık ki uzun zamandır bayram sabahı bile birbirine arkasını dönen küskünlerin evini andırıyor.
Oysa futbol, özü itibarıyla tam bir bayram oyunudur. Dili, rengi, görüşü ne olursa olsun binlerce insanı aynı armanın, aynı heyecanın etrafında toplar. Stat turnikelerinden içeri girmek, bayram sabahı aile büyüklerinin evine adımlamak gibidir; içinde hep o çocuksu heyecan, hep o tanıdık aidiyet duygusu vardır.
Alman futbolunun efsane ismi Sepp Herberger’in o meşhur doğrusunu hatırlayalım: "Top yuvarlaktır, oyun doksan dakika sürer ve gerisi sadece teoridir."
Biz o "gerisi" denilen kısmı, sezon bitse dahi o kadar büyüttük, o kadar yorduk ki, oyunun kendisindeki o saf neşeyle bağımızı kopardık. Teorilerimiz, bitmek bilmeyen egolarımız, futbolun o bayram havasını gölgeledi.
Sezonun bittiği bu dingin dönem ve mübarek bayram günleri, Türk futbolu için bir silkelenme, o eski spor kültürünü hatırlama vesilesi olmalı.
Kulislerin dedikodularıyla gerilen değil, oyunun estetiğiyle neşelenen bir futbol iklimine dönmeliyiz. Futbol; kavgaların ve nefret dilinin malzemesi değil; kitleleri birleştiren ebedi bir bayram sahnesidir.
Tüm spor camiasının ve futbolseverlerin bayramı mübarek olsun; sahalarımızdan centilmenlik, tribünlerimizden o eski bayram neşesi eksik olmasın.