Bir Tabakla Başlayan Küçük Bir İyilik Zinciri

Türk kültüründe bazı şeyler vardır, üzerine kitap yazsan da tam anlatamazsın. “Tabak boş verilmez” mesela…
Dışı sıradan, içi anlam dolu bir gelenek. Çünkü bizde bir tabak sadece tabak değildir. O; komşuluğun, paylaşmanın, “ben seni unutmam” demenin sessiz şeklidir.

Ama modern zamanlar bu sessiz kahramanı biraz şaşırttı. Artık tabaklar kapı kapı gezemiyor, çünkü o kapıların ardındaki insanlar genelde “toplantıdayım” ya da “yoğunum, kargoyu bile alamadım” hâlinde. Yine de bir yerlerde hâlâ elinde porselen tabakla dolanan bir komşu vardır.

O tabak bir gün gelir, sahibi unutulur. “Bu kimin tabağıydı?” diye düşünülürken içine birkaç kurabiye koyulur, çünkü boş gönderilmez ya!

Sonra başlar büyük macera:

Bir komşuya uğranır, “yok bu benim değil ama bir çay içmeden gitme” denir.

Diğer komşuya gidilir, “benim değil ama kurabiyeden alayım, yazık olmasın” diye uzanılır.
Üçüncü kapıda ise artık kurabiyeler eksilmiştir ama sohbet çoğalmıştır.

Ve işte tam da burada gizlidir o tabağın kutsallığı.
Çünkü tabak dediğin, aslında bahane. Asıl mesele bağ kurmak. Yoğun tempolar arasında unuttuğumuz “uğramayı”, “hal hatır sormayı” hatırlatır bize.

Belki de tabak hiç sahibine dönmez. Ama dönerken mahallede/ apartmanda dolaştırdığı tebessümler, “bir çay içmeden gitme”ler, “ellerine sağlık”lar hiç kaybolmaz.

Bir tabakla başlayan küçük bir iyilik zinciri, aslında insanın özlemini duyduğu şeyin ,temasın, paylaşmanın, yavaşlamanın kendisidir.

Modern zamanın telaşında, hâlâ mutfak rafında boş bir tabak duruyorsa, o, seni birilerine uğramaya çağırıyordur.

Tabak boş verilmez çünkü o tabak, senin kalbinin dolması içindir.
Tabaklarınızla birlikte kalplerinizin dolduğu keyifli haftalar olsun