Olay, yalnızca bir aile dramı olarak kalmadı; yargının da yönünü değiştirdiği bir davaya dönüştü. Asliye Ceza Mahkemesi, yargılamanın kendi sınırlarını aştığını belirterek dosyayı Ağır Ceza Mahkemesi’ne sevk etti. Gerekçe ise ağır: "Kasten öldürmeye teşebbüs."
Olayın merkezinde, sanık Ş.A.’nın boşanma sürecindeki eşi F.A.’yı görüntülü arayarak çocuğun boğazına bıçak dayadığı anları göstermesi yer alıyor. Psikolojik şiddetin boyut atladığı bu anlar, savcılık tarafından "ölüm tehdidi" düzeyinde değerlendirilince mahkemenin yönü değişti.
Sanıktan Şok Savunma: "Çocuğuma Zarar Vermedim"
Tutuklu yargılanan Ş.A., duruşmaya SEGBİS aracılığıyla katıldı ve yaptığı savunmada kendisini "aldatılan eş" olarak tanımladı. “Olayda oğlumun boğazına bıçak dayamadım” diyerek suçu reddetti. Ancak savcılık, olayın psikolojik değil fiziksel şiddet içerdiğini ve ölüm kastı taşıdığını savunarak davanın Ağır Ceza’da devam etmesi gerektiğini vurguladı.
Çocuklar Devlet Korumasında
Olay sonrası Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü, çocukları koruma altına aldı. Ailenin dağılması bir yana, en büyük zarar yine çocuklara dokundu. Şimdi hem fiziksel hem psikolojik destekle toparlanmaları bekleniyor.
Mahkeme heyeti, eylemin ağırlığını dikkate alarak görevsizlik kararı verdi ve tutuklu sanığın yargılanmasının İzmir Ağır Ceza Mahkemesi’nde sürmesine karar verdi. Bu karar, Türkiye'de aile içi şiddet ve çocuk istismarına karşı hukukun daha sert refleksler geliştirdiğinin de bir göstergesi oldu.