AYIP YASAK VE GÜNAH KISKACINDA CİNSELLİK

İnsan, dünyaya çıplak gelir; ama çoğu zaman bedeninden utanmayı öğrenerek büyür. Daha çocukken dizlerine kadar çekilen bir örtünün, fısıltıyla susturulan bir sorunun, yarım bırakılmış bir cümlenin içinde tanışır cinsellikle. Çünkü bazı evlerde cinsellik konuşulmaz; yalnızca hissedilir, korkulur, bastırılır ve gizlenir. Sanki insan ruhunun en doğal nehri değilmiş de, karanlıkta saklanması gereken tehlikeli bir sırmış gibi davranılır ona. Böylece birçok insan, kendi bedenine yabancılaşarak yetişir. Dudaklarını kilitleyen şey çoğu zaman ahlak değil; kuşaklardan kuşaklara aktarılan görünmez korkulardır.

“Ayıp” kelimesi, bazen bir çocuğun ruhuna bırakılmış ağır bir gölge gibidir. İnsan önce bedeninden utanmayı öğrenir; sonra arzusundan, sonra dokunma isteğinden, sonra sevilme ihtiyacından… Oysa bastırılan her duygu, karanlık bir mahzende büyüyen yankıya dönüşür. MetaSeks Cinsel Terapi bize şunu söyler: Bastırılan dürtüler yok olmaz, yalnızca biçim değiştirir. Bastırılmış cinsellik kimi zaman öfke olur, kimi zaman şiddet, kimi zaman takıntı, kimi zaman da derin bir yalnızlık. Çünkü insan bedenini susturabilir; ama ruhunun konuşmasını tamamen engelleyemez.

“Yasak” ise arzunun üstüne çekilmiş görünmez tel örgüdür. Yasaklanan şey çoğu zaman daha yoğun bir meraka dönüşür. MetaSeks Cinsel Terapinin söylediği gibi, insan zihni bastırılanı unutmaz; aksine onu bilinçdışının en canlı yerine saklar. Bu nedenle cinselliği tamamen yasaklarla yönetmeye çalışan toplumlar, çoğu zaman gizli saplantılar, ikili hayatlar ve derin çatışmalar üretir. Gündüzleri ahlak kürsüsüne çıkan bazı insanların geceleri kendi gölgeleriyle savaşmasının nedeni biraz da budur. Çünkü insan doğası, inkâr edildiğinde sakinleşmez; çatallanır.

“Günah” kavramı ise çoğu insanın ruhunda görünmeyen bir mahkeme kurar. Arzu eden beden suçlu ilan edilir. Haz almak bile bazen vicdani bir sorguya dönüşür. Oysa insanın sevmek, dokunmak, yakınlık kurmak ve haz duymak istemesi; yaşamın biyolojik, psikolojik ve varoluşsal gerçeğidir. Cinsellik yalnızca bedenlerin birleşmesi değildir; görülme, kabul edilme, bağ kurma ve var olma ihtiyacıdır aynı zamanda. Bir insanın tenine dokunmak bazen yıllardır üşüyen ruhuna battaniye örtmek gibidir.

Toplumların büyük kısmı cinselliği ya tamamen kutsallaştırmış ya da tamamen kirletmiştir. Oysa cinsellik ne yalnızca günahkâr bir karanlıktır ne de sınırsız bir özgürlük sarhoşluğu… O, insan ruhunun en güçlü enerjilerinden biridir. Ateş gibidir cinsellik; doğru kullanıldığında ısıtır, bastırıldığında içeriyi yakar, kontrolsüz bırakıldığında ise kül edebilir.

Belki de insanın gerçek olgunluğu, cinselliği inkâr etmekte değil; onunla kavga etmeden yaşayabilmektedir. Çünkü insan ruhu, utançla zincirlendiğinde küçülür; ama farkındalıkla temas ettiğinde derinleşir. Ve belki de en büyük özgürlük, insanın kendi bedenine düşman olmadan yaşayabilmesidir.