Nutuk, Mustafa Kemal Atatürk’ün 15 Ekim 1927 tarihinde CHP kurultayında yaptığı konuşmanın metnidir. Söylevinin son kısmı olan gençliğe hitabında, Nutuk’un felsefesi hakkında ipuçları vermiş; geçmişi anlatıp aynı zamanda gelecekte olabilecek tehlikeleri önceden sezmemiz için alınacak derslerden bahsetmiştir.

NUTUK 3. BÖLÜM (Son)

NUTUK, NEDİR? NUTUK, KENDİSİ İLE HESAPLAŞMADIR?

Nutuk, Atatürk’ün Samsun’a çıktığı tarih olan 19 Mayıs 1919’dan, Cumhuriyet sonrası inkılap dönemine kadarki (1927) zaman diliminde olan olayları anlatmaktadır. Eser yazıldığı dönemde Cumhuriyet Halk Fırkası Genel Başkanı olan Mustafa Kemal Atatürk’ün 15 – 20 Ekim 1927 tarihleri arasında yerli ve yabancı basın mensuplarının da katıldığı partisinin 2. yılında okuduğu yaklaşık 900 sayfalık bir kitaptır. Türkiye Cumhuriyeti’nin bu dönemle ilgili en temel resmi tarih kaynağı olmak niteliğindedir.

Atatürk’ün tarihçi kimliği

Nutuk’un güncel Türkçeye çevrilmiş sürümleri pek çok yayınevi tarafından basılmış bazıları Söylev adını tercih etmişlerdir. Nutuk, belgeleri sayesinde, Atatürk’ün tarihçi kimliğini de ortaya koymaktadır. Atatürk; yaşanılan olaylarla ilgili kayıtlı belgeleri toplamış ve Nutuk’u yazarken bu belgelere dayanarak icraatlarını özetlemiştir.

Atatürk, gençliğe hitabında, Nutuk’un felsefesi hakkında ipuçları vermektedir.

Türk, gençliğe hitabında, Nutuk’un felsefesi hakkında ipuçları vermektedir.

Atatürk, Nutuk ile geçmişi anlatıp aynı zamanda gelecekte olabilecek tehlikeleri önceden sezmemiz için alınacak derslerden bahsetmektedir. Mustafa Kemal Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı dönemi’ni birinci ağızdan aktardığı, Cumhuriyet tarihi açısından önemli bir eserdir. Bazı sayfalarda açıkça belirttiği “sonraki yıllarda durumun kolay ve açıkça değerlendirilmesi için bu kadar ayrıntıya yer verilmiştir” sözü ile Atatürk ileri görüşlülüğünü bir kere daha ortaya koymuştur.

NUTUK 3. BÖLÜM (SON)

Saygıdeğer baylar her yerde siyasal parti kurma konusunda da halkla uzun uzun söyleşiler yaptım.7 Aralık 1922 de Ankara basını aracılığıyla Halk Partisi adında halkçılık ilçesine dayanan bir siyasal parti kurmak isteğimde olduğumu bildirerek bu partinin nasıl bir program izlemesi gerektiği üzerinde bütün yurtseverler ile bilim adamlarının yardım etmelerini ve katılmalarını dilemiştim. Kimi kişilerin yazılı olarak bildirdikleri düşüncelerden ve halk ile yaptığım konuşmalardan çok yararlandım. En sonu 8 Nisan 1923’te görüşmeleri 9 ilçede sapladım.2. Büyük Millet Meclisinin seçimi sırasında bastırıp yayınladığım bu program partimizin kuruluşuna temel olmuştur. İlkeler adı ile anılan programımız karşı çıkanların gördüklerine ve bildiklerine benzer bir kitap değildir. Âmâ temel ilkeleri kapsıyordu ve uygulanabilir nitelikteydi. Bizde uygulanamayacak düşünceleri kuramsal birtakım ayrıntıları yaldızlayarak bir kitap yazabilirdik. Öyle yapmadık. Ulusun maddi ve manevi yönlerden yenilenip gelişmesi için çalışırken iş yapmayı söze ve kurama ediyorduk. Bununla birlikte egemenlik ulusundur.

Ülkeye Büyük Millet Meclisinden başka hiçbir makam ulusun alın yazısından etkin olamaz. Bütün yasaların düzenlenmesinde her türlü örgütlenmede yönetimin tüm ayrıntıladıklarında genel eğitimde iktisat işlerinde ulusal egemenlik ilkelerine uyulacaktır. Padişahlığın kaldırılmasıyla ilgili kararın değişmen bir ilkeleri gibi bilinmesi gereken önemli noktalarla mahkemelerin yenileştirileceği bütün yasalarımızın hukuk bilimi verilerine göre yeni baştan düzeltilip tamamlanacağı toprak ürünleri vergisinin değiştirileceği ulusal bankalar ana paralarının artırılacağı gerek duyduğumuz demir yollarının yaptırılacağı öğretimi birleştirmeye hemen girişileceği askerlik süresinin kısaltılacağı ülkenin bayındırlaştırılmasına çalışılacağı ve benzeri gibi önemli gereksemeler ilkeler dışında bırakılmamıştır. Barışla ilgili görüşümüzün de maliyede tutumsa işlerde ve yönetimde bağımsızlığımızı sağlama koşuluyla barışın yeniden kurulmasını çalışmak olduğunu bildirdik. Halife makamının bütün Müslümanlara özgü bir makam olabileceğini de belirtti. İlkeler halk partisinin kuruluşuna ve çalışmasına yetti. Harfinin adına daha sonra Cumhuriyet sözcüğü de eklenerek bilindiği üzere cumhuriyet halk partisi denildi. Meclisteki karışıcıların türlü biçimlerde ve başka başka konuların üzerinde saldırı hazırlamaları yeni bir şey değildir. Geziye çıkışımın ertesi günü İslam halifeliği ve Büyük Millet Meclisi adlı kitapçığın ortaya atıldığını bütün meclisin ve ulusun bize karşı kışkırtılmak istenildiğini söylemiştim. Bundan daha önce bir manevra vardı ki bir daha ondan söz açmadım. Fetih 1922 yılının aralık ayı başlangıcında oynanmak istenen oyun bütün sonuçlarıyla gezim boyunca sürüp gitmişti. İzin verirseniz şimdi bu işle birlikte anılarımızı canlandırmaya yarayan birkaç söz söyleyeyim.

Saygıdeğer baylar 3 milletvekili milletvekili seçimi yasasında değişiklik yapılmasıyla ilgili yönerge hazırlamışlar. Bu önergede yazılı olanları öğrenmiştim.2 Aralık 1922 günü 2.Başkan Doktor Adnan beyin başkanlık ettiği oturumda başkanlık adından şunlar işitildi. Efendim milletvekili seçimi yasasının değiştirilmesi ile ilgili önergenin görüşülebileceği yolunda tasarı komisyonunun bir yazısı var. Bu sözler okunsun sözleriyle karşılandı.2 milletvekili önemlidir okunmasını öneriyoruz diyerek görüntülerin anlamını açığa çıkardılar. Başkan efendim bu yasa tasarısının okunmadan komisyona gönderilmesi geleneğimizdir. Baylar işin iç yüzü ve bu konuda yapılan meclis görüşmeleri o günkü tutanaklardan okunabilir. Âmâ yüce kurulumuzu bu yorgunluktan kurtarmak için izin verirseniz benim o oturumda yaptığım konuşmanın bir parçasını olduğu gibi bilginize sunuyoruz. Yasa tasarısını okumadan konuşanın göndermek isteyen başkandan söz alarak şunları söyledim. Efendim bu yasa tasarısı özel bir amaç ile hazırlanmış. Bu özel amaç doğrudan doğruya beni ilgilendirdiğinden izin verirseniz kısaca düşüncemin bildirmek istiyorum. Erzurum milletvekili Süleyman Necati mersin Milletvekili Selahattin ve Samsun milletvekili emin bey efendilerinin yasa tasarısı doğrudan doğruya beni yurttaşlık haklarından yoksun etmek amacını gidiyordu.14.maddede yazılı olan satırları gözden geçirecek olursanız orda şöyle denildiğini görürsünüz. Büyük millet meclisine üye seçilebilmek için Türkiye’nin bugünkü sınırları içindeki yerler halkından olmak ya da kendi seçim bölgesinde yerleşmiş olmak gerekir. Ondan sonra göçmen olarak gelenlerden Türk ve kökler bir yere yerleştirildikten günden bu yana 5 yıl geçmişse seçilebilirler. Ne yazık ki benim doğum yerim bu günkü sınırlar dışında kalmış bulunuyor.2.si herhangi bir seçim bölgesinde 5 yıl oturmuşta değilim. Doğum yerim bu günkü ulusal sınırlarımızın dışında kalmıştır. Âmâ bu böyleyse bunu ben istemiş değilim ve bunda hiçbir suçum yoktur. Bu bütün ülkemizi ulusumuzu da dağıtıp yok etmek isteyen düşmanların bu işteki başarılarının biraz olsun önlenebileceği sağlanmıştır.

Eğer düşmanlar amaçlarına tam olarak ulaşmış olsalardı tanrı korusun bu tasarıya imza atan bayların doğum yerleri de sınır dışında kalabilirdi. Bundan başka bu maddenin istediği koşul bende yoksa yani 5 yıl sürekli olarak bir seçim bölgesinde oturmamışsam o da bu yurt uğrunda yaptığım ödevler yüzündendir. Eğer bu maddenin istediği niteliği kazanmaya çalışsaydım. İstanbul u kazandırmakla sonuçlanan Arıburnu ve Anafartalar’daki savunmalarımı yapmamam gerekirdi. Eğer bir yerde 5 yıl oturmak zorunda bulunsaydım benim bitlisi ve muşu aldıktan sonra diyar bakıra doğru yayılan düşmanın karşısına çıkmazlığım Bitlis ile muşu kurtarmak gibi bir önemli yurt ödevimi yapmamam gerekirdi. Bu bayların istediği nitelikleri kazanmak isteseydim. Suriye’yi boşaltan orduların artıklarından hâlete bir ordu kurarak düşmana karşı savunmaya girişmeme kliğin ve bugün ulusal sınır dediğimiz sınırı eylemli olarak çizmemekteyim gerekirdi. Sınırın ondan sonraki çalışmalarını herkes bilir. Hiçbir yerde 5 yıl oturamayacak ölçüde çalışmış bulunuyorum. Ben sanıyordum ki bu çalışmalarımdan dolayı ulusun sevgisini ve yakınlığını kazandım. Belki bütün Müslümanlık dünyasının sevgisini ve yakınlığını da kazandım. Bunun için bu sevgi ve yakınlıklara karşılık yurttaşlık haklarından yoksun bırakılacağımı hiç aklıma getirmezdim. Sanıyorum ve sanıyordum ki dış düşmanlar canıma kıyarak da beni yurdumdaki işimden de ayırmaya çalışacaklardı. Ama hiçbir zaman düşünüp düşleyemezdim ki yüce mecliste iki üç kişi bile olsa özdeş anlayışta bulunabilsin. Bunun içindir ki ben anlamak istiyorum.

Bu baylar gerçek ten seçim bölgeleri halkının düşünce ve duygularını mı yansıtıyorlar. Yine bu baylara soruyorum milletvekili olmaları bakımından bütün ulusun vekili olmak gibi bir nitelik taşıdıklarına göre ulusta kendileri gibi mi düşünüyor. Baylar beni yurttaşlık haklarımdan yoksun etmek yetkisi bu baylara nerden verilmiştir. Bu kösnüden açıkça yüce kurulumuza ve bu bayların seçim bölgeleri halkına ve bütün ulusa soruyorum ve karşılık istiyorum. Bu sözlerin ajansta ve basında yer aldı. Ulus konuşmamı ve karşılığını istediğim soruyu öğrendi. Yurdun bütün seçim bölgelerindeki gerçek seçmenler ve halk hemen meclis başkanlığına protesto yazıları yağdırdılar. Yasa tasarısına imza atan milletvekili bayların seçim bölgeleri halkı da onları ve onlarla görüş birliğinde olanları kınamakta gecikmediler savaşa ya şehit ya da gazi olmak için girdiler. Genel olarak savaş alanında ölenlerin hepsine şehit denilmede sağ kalanların hepsine gazi denilmez. Bu unvanı ancak yasa verir. Yüksek çıkarları gereği yapmak zorunda kaldığı savaştan Arap boylarının birbirleriyle savaşı değildir. Öyle de olsa bu savaşlardan sağ ve esen çıkanları övmek için belki yalnız anaları babaları benim gazi oğlum der ve övünür. Ama ulus ve tarih han vermekte o derin açık elli değildir. Ker bela peygamberin torunu imam kutlu kılıç onur duymak. Dinsizlerin hoşuna gidecek bu gibi sözlerle ulusu aldatmak yolunu tutanlar artık biraz insaf etsinler. Ulusta uyanıklığını ve sağ görüşünü arttırsın.

Saygıdeğer baylar Lozan barış antlaşmasındaki hükümleri öbür barış önerileriyle daha çok karşılaştırmanın yersiz olduğu düşüncesindeyim. Bu antlaşma Türk ulusuna karşı yüzyıllardan beri hazırlanmış ve Sevr antlaşmasıyla tamamlandığı sanılmış büyük bir yok etme girişiminin yıkılışını bildiren bir belgedir. Osmanlı tarihinde benzeri görülmemiş bir siyasal Utku yapıtıdır.28 Ekim günü geç vakitte toplantı halinde bulunan parti yönetim kurulu beni çağırdı. Parti yönetim kurulu başkanı fetih bey idi. Fetih bey parti adına yönetim kurulunca bir aday listesini düzenlendiğinden ve parti genel başkanı olduğum için bu konuda benim de düşüncemin öğrenilmesi uygun görüldüğünden toplantılarına çağırdıklarını bildirdi. Düzenlenen listeye göz gezdirdim. Bence uygun olduğunu ama bu listede adları bulunan kişilerinde düşüncelerinin ve kabul edip etmeyeceklerinin sorulması gerektiğini söyledim. Bu önerim uygun görüldü. Örneğin dış işleri bakanlığına aday gösterilen Yusuf kemal beyi çağırdı. Yusuf kemal bey bu listeye giremeyeceğini bildirdi. Bundan ve buna benzer başka durumlardan anladım ki parti yönetim kurulu da kabul edilebilecek kesin bir aday listesi düzenleyememektedir.

Yönetim kurulu üyelerine gerekenlerle daha çok görüşerek kesin bir liste yapmalarını öğütledikten sonra yanlarından ayrıldım. Gece olmuştu. Çankaya ya gitmek üzere meclisten ayrılırken koridorlarda beni beklemekte olan Kemalettin Sami ve Halit paşalara rastladım. Ali Fuat Paşa Ankara’dan ayrılırken bunların Ankara’ya geldiklerini o günkü gazetede bir uğurlama ve bir karşılama başlığı altında okumuştum. Lakin veriyle görüşmemiştim. Benimle görüşmek için geç vakitte beklediklerini anlayınca akşam yemeğine gelmelerini milli savunma bakanı kazım paşa aracılığıyla söylettim. İsmet paşa ile kazım paşaya ve fetih beye de Çankaya ya benimle gelmelerini söyledim. Çankaya ya varınca orda beni görmek üzere gelmiş olan Rize Milletvekili Fuat Afyonkarahisar Milletvekili Ruşen eşref beye rastladım. Onları da yemeğe alıkoydum. Yemek yenirken yarın cumhuriyet ilan edeceğiz dedim. Orda bulunan arkadaşlar hemen düşünceme katıldılar. Yemeği bıraktı. Hemen o dakikada nasıl davranılacağı üzere kısa bir program hesapladım. Ve arkadaşları görevlendirdim. Düzenlediğim programın ve verdiğim yönergenin uygulanışının göreceksiniz. Baylar görüyorsunuz ki cumhuriyet ilanına karar vermek için Ankara da bulunan bütün arkadaşlarımı çağırmaya ve onlarla görüşüp tartışma gereksinimi görmedim. Çünkü onların öteden beri doğal olarak bu konuda benim gibi düşündüklerinden kuşkum yoktu. Oysa o sırada Ankara’da bulunmayan kimi kişiler hiçbir yetkileri yokken düşünce ve onurları alınmadan cumhuriyetin ilan edilmiş olmasını gücenme ve ayrılma nedeni saydılar. O gece birlikte bulunduğumuz arkadaşlar erkenden ayrıldılar. Yalnız ismet paşa Çankaya da konuktu. Onunla yalnız kaldıktan sonra bir yasa tasarısı hazırladık. Bu tasarıda 20 Ocak 1921 günü anayasanın devlet biçimini saplayan maddelerini şöylece değiştirmiştim.

1.maddenin sonuna Türkiye devletinin hükumet biçimi cumhuriyettir cümlesini ekledim. 3.maddeyi şöyle değiştirdim Türkiye devleti büyük millet meclisince yönetilir meclis hükumetin yönetim kollarını bakanlar kurulu aracılığıyla yönetir. Bundan başka anayasanın temel maddelerinden olan 8. Ve 9. Maddeleri de değiştirilerek açıklığa kavuşturularak şu maddeler yazıldı. Madde Türkiye cumhurbaşkanı Türkiye büyük millet meclisi genel kurulunca ve kendi üyeleri arasından bir seçim dönemi için seçilir. Başkanlık görevi yeni cumhurbaşkanının seçilmesini değimi sürer. Eski başkan yeniden seçilebilir. Madde Türkiye cumhurbaşkanı devletin başkanıdır. Bu kimliğiyle gerekli gördükçe meclise ve bakanlar kuruluna başkanlık eder. Madde cumhurbaşkanı başbakanı meclis üyeleri arasından seçer. Öbür bakanları da başbakan yine meclis üyeleri arasından seçtikten sonra hepsini cumhurbaşkanı meclisin onayına sunar. Meclis toplantı halinde değilse onaylama meclisin toplantısına bırakılır. Sayın arkadaşlar çözülmesinde güçlüğe uğradığımız sorunun neden ve etmeni bütün arkadaşlarca anlaşılmış olduğu kanısındayım. Eksiklik ve sakatlık uygulamakta olduğumuz yöntem ve biçimdedir. Gerçekten yürürlükteki anayasamız gereğince bir bakanlar kurulu kurmaya giriştiğimiz zaman bütün arkadaşların her biri bakanları ve bakanlar kurulunu seçmek zorunda bulunuyor. Hepinizin birden bakanlar kurulu seçmek zorunda bulunmanızdan doğan güçlüğün giderilmesi zamanı gelmiştir. Geçen dönemde de böyle güçlüklerle karşılaşılıyordu. Görülüyor ki bu yöntem kimi zaman birçok karışıklıklara yol açıyor.

Yüce kurulumuz bu sorunun çözülmesi için beni görevlendirdi. Bende bilginize sunduğum bu görüşten esinlenerek düşündüğüm biçimi sapladım. Onay vereceğim. Önerim kabul olursa güçlü ve dayanıcı bir hükumet kurulabilecektir. Devletimizin biçimini saplayan ve hepimiz için ek olan anayasamızın kimi yerlerine açıklamak gereklidir. Sayın arkadaşlarım önemli ve dünya çapında olağanüstü olaylar karşısında saygıdeğer ulusumuzun gerçek uyanıklığına değerli bir belge olan anayasamızın kimi maddelerini açıklamak için özel komisyonca yüksek kurulumuza önerilen yasa tasarısının kabulü dolayısıyla Türkiye devletinin öteden beri dünyaca bilinen bilinmesi gereken niteliği uluslararası belli adıyla adlandırıldı. Bunun doğal gereği olmak üzere bugüne değin doğrudan doğruya meclis in başkanlığında bulundurduğunuz arkadaşınıza yaptırdığınız görevi cumhurbaşkanı sanıyla yine bu arkadaşınıza bu aciz arkadaşınıza veriyorsunuz. Bundan dolayı şimdiye dek benim için gösterdiğiniz sevgiyi yakınlığı ve güveni bir kez daha göstermekle yüksek değer bilirliğinizi kanıtlamış oluyorsunuz. Bundan dolayı yüce meclise gönlümün bütün içtenliğiyle teşekkür ederim. Baylar yüzyıllardan beri doğuda kıyım ve haksızlık görmüş olan ulusumuz Türk ulusu soydan gelme niteliklerinden yoksun sayılıyor. Son yıllarda ulusumuzun eylemli olarak gösterdiği yetenek eğilim ve anlayış kendisi için kötü sınırda bulunanların nedeni aymaz ve nedenlerden uzak görünüşe önem veren kimseler olduğunu pek güzel kanıtladı. Ulusumuz kendisinde bulunan nitelikleri ve değeri hükumetin yeni adıyla uygarlık dünyasına çok daha kolay gösterebilecektir. Türkiye Cumhuriyeti dünyadaki yerini yaraşır olduğunu başaracağı işlerle kanıtlayacaktır.

Arkadaşlar, bu yüce kuruluşu meydana getiren Türk ulusunun son 4 yıl içinde kazandığı Utku bundan sonra da birkaç kat olmak üzere belirtileni gösterecektir. Ben, eriştiğim bu güven ve inana yaraşır olmak için tek önemli saydığım noktadaki gereksemeyi bildirmek zorundayım. O gerekseme, yüce meclisin bana karşı olan sevgisini güvenini ve yardımını sürdürmesidir. Ancak böylelikle ve tanrının yardımıyla bana verdiğiniz ve vereceğiniz görevleri yapabileceğimi umarım. Her zaman sayın arkadaşlarımın ellerine çok içtenlikle ve sıkıca yapışarak onların yardımı olmadan iş göreceğimi bir an bile düşünmeyerek çalışacağım. Her zaman ulusun sevgisine dayanarak hep birlikte ileriye gideceğiz. T.C. mutlu başarılı ve utkulu olacaktır. Baylar, yabancılar halifeliğe saldırıda bulunmuyorlardı. Ama Türk ulusu saldırıdan kurtulmuyordu. Halifeliğe saldıranlar, türkü çekemeyen Müslüman uluslar değildi. Ama Çanakkale’ de Suriye de ırakta, İngiliz ve Fransız bayrakları altında Türklerle vuruşan Müslüman uluslardı. Bunların Türk ulusuna kolaylıkla saldırmak için tutulması yeğ görülen halifeliğin ortadan kaldırılmasını Türklük için kendi kendine öldürmektir diyen itelemeleri ve halifeliği ortadan kaldırmak için, biz Türkler girişimlerde bulunuyoruz sözleri ile cumhuriyetin amacını açıklayıp ilan etmeleri elbette etkisiz kalmadı. Gelecek kuşakların Türkiye de cumhuriyetin ilanı günü ona hiç acımadan saldıranların başında cumhuriyetçiyim diyenlerin yer aldığını gördükleri zaman şaşacaklarını hiç sanmayınız. Tersine, Türkiye’nin aydın ve cumhuriyetçi çocukları böyle cumhuriyetçi geçinmiş olanların gerçek inanışlarını irdeleyip saptamakta da duraksamayacaklardır. Onlar kolaylıkla anlayacaklardır ki, başında çürümüş bir padişah soyunun halife sanıyla hiç uzaklaşmayacak şekilde korunmasını zorunlu kılan bir devlet biçiminde cumhuriyet ilan olunsa bile yaşatılamaz.

1 Mart günü büyük millet meclisinin 5.çalışma yılı dolayısıyla verdiğim söylevde özellikle şu üç noktaya değindim:

Ulus cumhuriyetin bugün ve gelecekte bütün saldırılardan kesin olarak ve sonsuzluğa değin korunmasını istemektedir. Ulusun isteği cumhuriyetin hiç zaman geçirilmeden denenmiş ve kanıtlanmış bütün ilkelere tümüyle dayandırılmasının sağlanması diye belirtilebilir.

Kamuoyunun eğitim ve öğretimin birleştirilmesinden yana olduğu saptanmış bulunduğundan bunun hiç zaman geçirilmeden uygulanmasını gerekli görüyoruz.

Müslümanlığı yüzyıllardan beri yapılageldiği üzere bir siyasa aracı olarak kullanılmaktan kurtarmanın ve yüceltmenin çok gerekli olduğu gerçeğini de görüyoruz. 2 Mart günü parti grubu toplantıya çağırdı. Belirttiğim bu 3 sorun ortaya atıldı ve görüşüldü. İlkeler üzerinde anlaşmaya varıldı. 3 Mart günü meclisin birinci oturumunda başkanlığa gelen yazılar arasında şu önergeler okundu:

Halifeliğin kaldırılması ve Osmanoğulları soyundan olanların Türkiye dışına çıkarılması ile ilgili şeyh saffet efendi ile 50 arkadaşının yasa önerisi.

Din işleri ve evkaf bakanlığıyla genelkurmay bakanlığının kaldırılması ile ilgili Siirt Milletvekili Halil Ulki Efendi ve 50 arkadaşının yasa önerisi

Eğitim ve öğretimin birleştirilmesi ile ilgili Manisa milletvekili vasıf bey ve 50 arkadaşının önerileri.

Başkanlık makamında bulunan fethi bey, ‘efendim birçok imzalarla gelen bu yasa önerilerinin hemen görüşülmesi ile ilgili öneriler vardır yüksek oyunuza sunacağım’ dedi. Ve komisyonlara gitmeden hemen görüşülmesini oyak koydu ve kabul edildiğini bildirdi. İlk karşı çıkışı Kastamonu Milletvekili Halit Bey yaptı. Görüşmeler sırasında Halit beye bir iki kişi daha katıldı önerileri destekleyen birçok değerli milletvekilleri kürsüye çıkıp uzun konuşmalar yaptılar. Önerge verenlerden başka rahmetli seyit bey in ve hikmet paşanın bilimsel ve inandırıcı söylevleri her zaman için okunmaya değer. Görüşme ve tartışma beş saate yakın sürdü. Saat 6.45 de görüşmelerin sona ermesi ile TBMM 429, 430, 431. Yasaları çıkarmış bulunuyordu. Bu yasalarla Türkiye Cumhuriyeti’nde halkın işleri ile ilgili yasaları yapmaya ve yürütmeye yalnız TBMM ile onun kurduğu hükümetin yetkili olduğu saptandı ve din işleri ve evkaf bakanlığı kaldırıldı. Türkiye içindeki bütün bilim ve öğretim kurumları bütün medreseler MEB’e bağlandı. Halife görevinden çıkarıldı ve halifelik katı kaldırıldı. Çıkarılan halife ve Osmanoğluları soyundan olanların hepsine T.C. ülkesinde oturma hakkı süresiz olarak yasak edildi. Baylar, açık ve kesin söylemeliyim ki, Müslüman halkı bir halife korkuluğu ile uğraştırma ve kandırmasında bulunanlar, yalnız ve ancak Müslümanların ve özellikle Türkiye’nin düşmanlarıdır. Böyle bir oyuna kapılmakta ancak ve ancak bilgisizlik ve aymazlık belirtisi olabilir. Müslümanları ve Türk ulusunu bu kerteye düşmüş saymak ve Müslümanlık dünyasının vicdan aralığından yaratılış inceliğinden alçakça ve canavarca amaçlar için yararlanmayı sürdürmek artık o denli kolay olmayacaktır. Saygısızlığın da bir ölçüşü vardır. Baylar, tutku ve kin duygusu bir adamın kafasını ve vicdanını kararttığı zaman o adam nasıl konuşur? Buna bir örnek ister misiniz? İşte buyurunuz, yine bu yazarın şu sözlerini dinleyiniz; halk partisinin ve ismet paşa hükümetinin memlekete gösterdiği çirkin yüz, kişisel tutkularına bu denli kapılmış olan önderler ulusal ir parti kurmak ve ulusu temsil etmek savında bulunamazlar. Gelecek günlere bağladıkları umut ile kaynayıp coşan gençler taze ve temiz canlarını verdiler memleketi kurtarmak için. Ülkenin kendilerinden ve tutkularından başka bir şey düşünmeyen politikacılar elinde oyuncak olması için değil. Gerçeğin tam karşıtını yanıltmacası ve saçma sapan sözlerle söyleyen bu adam, bizim kurduğumuz partiyi e bizim hükümet kurmakla görevlendirdiğimiz ismet paşanın ve hükümetinin yüzünü çirkin görüyor ve gösteriyor. Baylar, bizim yüzümüz her zaman temiz ve paktır. Her zaman da temiz ve ak kalacaktır. Yüzü çirkin ve vicdanı çirkinliklerle dolu olanlar, bizim yurtseverce vicdanlı ve namusluca davranışlarımızı bayağı ve çirkin tutkuları yüzünden çirkin göstermeye kalkışanlardır. Saygıdeğer baylar, komplo konusunu açıklarken ve komplonun meclis içerisindeki yerini anlatırken önemsiz sanılabilecekken kimi ayrıntılara dokundum. Bunda beni haklı göreceğinizi umarım. Hatıra gelir ki her hükümet her zaman soruya çekilebilir. Bir gen soruya bu denli önem vermek doğru mudur? Şunu bilginize sunmalıyım ki söz konusu olan gen soru olağan bir gen soru değildi. Komplonun özel bir evresiydi. Bu gen soru oyunundan sonra da ki karışıcılar maskelerini atmak zorunda bırakıldılar. Bilindiği üzere terakkiperver Cumhuriyet partisi diye bir parti kurdular. Gizli ellerin düzenlediği parti programını da ortaya attılar. Cumhuriyet sözcüğünü söylemekten bile çekinenlerin cumhuriyeti daha doğduğu gün boğmak isteyenlerin kurduğu partiye cumhuriyet hem de ilerici cumhuriyet adını vermeleri nasıl ciddi ve ne denli içtenlikle bir davranış sayılabilir. Rauf bey ve arkadaşlarının kurdukları parti, tutucu diye nitelendirilseydi belki bir anlamı olurdu. Ama bizden daha çok cumhuriyetçi ve bizden daha çok ilerici olduklarını savlamaya kalkışmalarını elbette doğru değildi. Parti dinsel düşünce ve inançlara saygılıdır sözlerini ilke edinip bayrak gibi kullanan kişilerden iyi niyet beklenebilir miydi? Bu bayrak yüzyıllardan beri bilgisizleri bağnazları ve boş inanlara saptanmış olanları aldatarak özel çıkarlar sağlamaya çalışan kimselerin çalıştığı bayrak değil miydi? Türk ulusu yüzyıllardan beri sonu gelmeyen yıkımlara içinden çıkabilmek için büyük özveriler isteyen pis bataklıklara hep bu bayrak gösterilerek sürüklenmemiş miydi? Cumhuriyetçi ve ilerici oldukları sanısını vermek isteyenlerin yine bu bayrak ile ortaya atılmaları dinsel bağnazlığı coşturarak ulusu cumhuriyete ilerlemeye derinleşmeye karşı kışkırtmak değil miydi? Yeni parti dinsel düşünce ve inançlara saygı perdesi altında biz halifeliği yeniden isteriz. Biz yeni yasalar istemeyiz bize yeni meselle yeter medreseler tekkeler bilgisiz softalar şeyhler müritler biz sizi koruyacağız bizimle birlik olunuz çünkü Mustafa kemalin partisi halifeliği kaldırdı. Müslümanlığı zedeliyor. Sizi gavur yapacak size şapka giydirecek diye bağırmıyor muydu? Yeni partinin ilke edindiği sözler, bu gerici haykırışlarla dolu değil midir? Bakınız baylar, bu ilkeye bağlı olanlardan birinin çok zaman önce yani 10 Mart 1923 günü asılmış cebranlı Kürt Halit beye yazdığı şu cümlelere; Müslüman dünyasının kalımlı olmasını sağlayan ilkelere saldırıyorlar. Bu konudaki açımlamalarınızı arkadaşlara da okudum hepsinin çabalarını artırdı. Batılılaşmak tarihimizi uygarlığımızı yitirmeyi zorunlu kılar. Halifeliği yıkmak din işlerine karışmayan bir hükümet kurmayı düşünmek bunlar Müslümanlığın geleceğini tehlikeye atacak etmenleri yaratmaktan başka bir sonuç veremez. Baylar, olup bitenler gösterdi ve kanıtladı ki, terakkiperver cumhuriyet fırkası programı en hain kafaların ürünüdür. Bu parti yurtta cana kıyıcıların gericilerin sığınağı ve dayanağı oldu. Dış düşmanların yeni Türk devletini körpe Türk cumhuriyetini yıkmayı öngören planlarının kolaylıkla uygulanmasına yardım etmeye çalıştı. Tarih, gizli amaçlarla düzenlenmiş genel ve gerici doğu ayaklanmasının nedenlerini inceleyip araştırdığı zaman onu önemli ve belirli nedenlerin arasında terakkiperver cumhuriyet fırkasının dinsel konularda verdiği sözleri ve doğuya gönderdiği sorunlu yazmanın kurduğu örgütleri ve kışkırtmaları bulacaktır.

Günlüğünü nafile ve gece namazlarının sevabını anlatan hadislerle doldurmuş olan bu sorumalı yazman, doğu illerimizde dinsel kışkırtmalarda bulunurken kendi partisinin programını uygulamıyor muydu? Yazısız halka 5 vakit namazdan başka geceleri de çokça namaz kılmayı söyleyip öğütleyen adam belki de yaşamı boyunca hiç namaz kılmamış olan bir siyasaca olursa bu davranışın ereği anlaşılmaz olur mu? Baylar, yaptığımız devrimin genişliği ve büyüklüğü karşısında eski boş inançların ve kurumların birer birer yıkılışını gören bağnaz ve gerici kimseler dinsel düşünce ve inançlara saygılı olduğunu bildiren bir partiye ve özellikle bu partinin içindeki tanınmış kişilere dört elle sarılmaz mı? Yeni parti kuran kişiler bu gerçeği anlamış değil midirler? Öyle ise ellerine aldıkları din bayrağı ile ulusu ve ülkeyi nereye götürmek istiyorlardı? Böyle bir soruya verilmesi gereken yanıtta, iyi dilek, aymazlık umursamazlık gibi sözler yurdu ilerleteceğim diye ortaya atılan bir partinin ileri gelenleri için özür sayılamaz. Baylar, yeni parti adındaki ileri ve cumhuriyet sözcüklerinin tam karşıt anlamları ile gelişmiştir. Bu partinin ileri gelenleri, gerçekten gericilere umut ve güç vermiştir. Buna örnek vereyim; Ergani’de ayaklanıcıların valiliğini kabul eden ve sonradan asılan kadri, şeyh Saide yazdığı bir mektupta millet meclisinde kazım Karabekir paşanın partisi din kurallarının partisi din kurallarına saygılı ve din severdir. Bize yardım edeceklerinden kuşkum yoktu. Dahası şeyh Eyüp’ün yanında bulunan parti sorumlu yazmanı, partinin tüzüğünü getirmiştir diyor. Şeyh Eyüp’te yargılanması sırasında dini kurtaracak biricik partinin kazım Karabekir paşanın kurduğu parti olduğunu din kurallarına uyulacağının parti tüzüğünde bildirildiğini söylemiştir. Baylar, ilerici ve cumhuriyet sözcüklerini kullanarak bizden ve ulus aydınlarından din bayrağının gizlemeye çalışanların ülkede genel bir gerilemeye ve ayaklanmaya çalışmak için içeride ve dışarıda türlü düzenlerle ve kışkırtmalarla uğraşanların varlığını bilmedikleri düşünülebilir mi? Yeni partiye girenlerin tümü değilse bile dinsel konularda verilen sözleri başarı için etkili bir etmen sayan ve bununla ilgili hükmü tüzüklerine koyan kimselerin yurda karşı bize karşı hazırlanan cana kıyıcı düzensizliklerden habersiz oldukları kabul edilemez. Tutalım ki bunlar ayaklanmanın başlamasından aylarca önce yurdun şurasında burasında yapılan gizli toplantılardan, gizli İslam derneği örgütünden, İstanbul’dan Nakşibendi şeyhlerinin yaptığı toplantıda hazırlanacak ayaklanmada verilen sözden en sonu ulusal sınırlarımızın dışında bulunup doğu ayaklanmasını kışkırtanların bildirilerinde kazım Karabekir paşanın partisine umut bağlandığını belirtisinden haberli değillerdir. Ama bunların fethi bey hükümeti zamanında partilerinin dokuncalı ayaklanmalarının ve geriliğe kışkırtıcı durum ve nitelikte olduğunu ve yurda dokunca verdiğin geri beyin kendilerine bildirmesinden sonra olsun gerçeği görüp anlamaları gerekmez miydi? Hükümetin ve benim çok temiz yürekle yaptığımız bu uyarmalardan sonra olsun gerçeği anlamaları ve ona göre aranmaları gerekmekteydi. Onlar tersine bu kez de dinsel düşünce ve inançlara saygılıyız kalıbın büsbütün karşıt anlamda yorumlamaya kalkıştılar. Sanki bilinen bu kalıp sözde her dini ve her dinden olan kişilerin düşünce ve inançlarına saygılı olduğu söylemek bu ölçüde olduklarını anlatmak istiyorlarmış. Baylar, böyle bir tutuma doğru ve içtenlikte denemez. Siyasa alanında da birçok oyunlar görülür. Ama kutsal bir ülkünün belirmesi olan cumhuriyet yönetimine karşı, çağdaşlaşmaya karşı, bilgisizlik bağnazlık ve her türlü düşmanlık ayağa kalktığı zaman özellikle ilerici ve cumhuriyetçi olanların yeri gerçek ilerici ve cumhuriyetçi olanların yanıdır. Yoksa gericilerin umutla çalışma kaynağı olan yer değil. Ne oldu baylar? Hükümet ve meclis olağanüstü önlemler almayı gerekli gördü. Takrir-i sükûn yasasını çıkardı. İstiklal mahkemelerini çalıştırdı. Ordunun savaşa hazır 8-9 tümenini ayaklanmaları yoluna getirmek için uzun süre görevlendirdi. Terakkiperver cumhuriyet partisi denilen sakıncalı siyasal kuruluşu kapattı. Sonunda elbette cumhuriyet başarısı ile sonuçlandı. Ayaklananlar yok edildi. Ama cumhuriyet düşmanları büyük komploların sona erdiğini kabul etmediler. Alçakça son bir girişim yaptılar. Bu da İzmir de düzenlenen cana kıyma girişimi biçimde belirdi. Cumhuriyet mahkemelerinin ezici eli, bu kez de cumhuriyeti cana kıyıcıların elinden kurtarmayı başardı. Saygıdeğer baylar, durumun ağırlaşması üzerine hükûmetçe olağanüstü önlemler alınması gerektiği yönündeki görüşümüzü ilk belirttiğimiz zaman, bunu iyi karşılamayanlar vardı. Takrir i sükûn yasasını ve istiklal mahkemelerini zorbalık aracı olarak kullanacağımızı otaya atanlar ve bu düşünceleri aşılamaya çalışanlar oldu. Elbette zaman ve olaylar bu tiksinti verici düşünceleri aşılamaya çalışanları utanmış duruma düşürmüştür. Biz alınan olağanüstü ama yasaya uygun önlemleri hiçbir zaman ve hiçbir biçimde yasadışına çıkmak için aracı olarak kullanmadık tersine ülkede birlik ve düzenliği kurmak için uyguladık. Devletin yaşamasını ve bağımsızlığını sağlamak için kullandık. Biz o önlemleri ulusun uygarlaşmasına ve toplumsal gelişmesine yararlı kıldık. Baylar, aldığımız olağanüstü önlemlerin uygulamasına gerekseme kalmadığı göründükçe onların uygulanmasından vazgeçilmekte duraksamamıştır. Nitekim istiklal mahkemeleri iş bitince kaldırıldığı gibi takriri sükûn yasası da yürüklük süresi sonunda yeniden büyük millet meclisinin imcelemesine sunuldu. Meclis yasanın bir süre daha yürüklükte kalmasını gerekli görmüşse elbette bu ulusun ve cumhuriyetin yüksek yararları içindir. Yüksek meclisin bize zorbalık aracı vermek için bu kararı aldığı düşünülebilir mi? Baylar, takriri sükûn yasasının yürüklükte ve istiklal mahkemelerinin çalışmakta bulunduğu süre içerisinde yapılan işleri göz önüne getirecek olursanız, meclisin ve ulusun güven ve inancının tam yerinde kullanıldığı kendiliğinden anlaşılır. Ülkede yapılan büyük ayaklanma ve cana kıyma düzenleri ortadan kaldırılarak sağlanan birlik ve düzenlik elbette kamuoyu sevindirmiştir. Baylar, ulusumuzun giymekte bulunduğu ve belirsizliğin aymazlığın bağnazlığın, yenilik ve uygarlık düşmanlığının simgesi gibi görülen fesi atarak onun yerine bütün uygar dünyanın kullandığı şapkayı giymesi ve böylece Türk ulusunun uygar toplumlardan anlayış yönünden de hiçbir ayrılığı olmadığını göstermesi gerekiyordu. Bunu, takriri sükûn yasasının yürüklükte bulunduğu sırada yaptık. Bu yasa yürüklükte olmasaydı yine yapacaktık ama buna yasanın yürürlükte oluşu da kolaylık sağladı denilirse bu çok doğrudur. Gerçekten takriri sükûn yasasını yürüklükte bulunuşu kimi gericinin kamuoyunu büyük ölçüde ağlamasına meydan bırakmamıştır. Gerçi bir bursa milletvekili bütün yasama görevi boyunca hiçbir zaman kürsüye çıkmamış ve hiçbir zaman mecliste ulus ve hükümet yararlarını savunmak için bir tek söz bile söylememiş olan bursa Milletvekili Nurettin Paşa, yalnız şapka giydirilmesine karşı uzun bir önerge vermiş ve bunu savunmak için kürsüye çıkmıştır. Şapka giyilmesinin temel haklara ulusal egemenliğe ve kişisel dokunulmazlığa aykırı işlem olduğunu savlamış ve bunun halka uygulanmamasını sağlamaya çalışmıştır. Ama Nurettin paşanın yaptığı bağnazlık ve gericilik duyguları, en sonu birkaç yerde ve yalnızca birkaç gericinin istiklal mahkemelerinde hesap vermeleri ile söndü. Baylar, tekke ve zaviyelerle türbelerin kapatılması ve bütün tarikatlarla şeyhlik dervişlik müritlik çelebilik falcılık büyücülük türbe bekçiliği gibi birtakım sanların yasak edilmesi ve kaldırılması da takriri sükûn yasası yürürlükte iken yapılmış işlerdir. Bunlarla ilgili yürütüm ve uygulamaların toplumuzun boş inanlara bağlı ilkel bir topluluk olmadığını göstermesi bakımından ne denli gerekli olduğunu çok iyi bilirsiniz. Birtakım şeyhlerin dedelerin seyitlerin çelebilerin babaların emirlerin arkasından sürüklenen ve alın yazılarının ve canlarını falcıların büyücülerin üfürükçülerin muskacıların eline bırakan insanlardan oluşmuş bir topluluğa uygar bir ulus gözü ile bakılabilir mi? Ulusumuzun gerçek niteliğini yanlış anlamda gösterebilen ve yüzyıllarca göstermiş olan bu gibi ögeler ve kurumlar yeni Türkiye devletinde Türkiye Cumhuriyeti’nde sürdürülmeli miydi? Buna önem vermemek ilerleme ve yenileşme adına en büyük ve düzeltilemez bir yanılgıma olmaz mıydı? İşte biz takriri sükûn yasasını yürürlükte oluşundan yararlanmadıkça bu tarihsel yanılgıyı işlememek için ulusumuzun alnını olduğu gibi açık ve temiz göstermek için ulusumuzun bağnaz ve orta çağ anlayışlı olmadığını kanıtlamak için yararlandık. Baylar, ulusumuzun toplumsal, iktisadi, kısacası bütün uygarlıkla ilgili işle ilişkilerinde verimli sonuçlar sağlayan yeni yasalarımızda kadın özgürlüğünü güven altına alan ve aileyi sağlamlaştıran yurttaşlar yasası da bu sözünü ettiğim dönem içinde yapılmıştır. Bunu söylemeliyim ki biz, her araçtan yalnız ve ancak bir görüş için yararlanırız. O görüş şudur; Türk ulusunu uygar toplumlar içinde yaraştığı kata yükseltmek ve Türk cumhuriyetini sarsılmaz temeller üzerinde her gün daha çok güçlendirmek bunun içinde zorbalık düşüncesini öldürmek. Saygıdeğer baylar, sizi günlerce işlerinizden alıkoyan uzun ve ayrıntılı sözlerim, en sonu tarihe mal olmuş bir dönemin öyküsüdür. Bunda ulusum için ve yarınki çocuklarımız için dikkat ve uyanıklık sağlayabilecek kimi noktaları belirtebilmişsem kendimi mutlu sayacağım. Baylar, bu söylevimle ulusal varlığı sona ermiş sayılan büyük bir ulusun bağımsızlığını nasıl kazandığını bilim ve tekniğin en son ilkelerine dayanan ulusal ve çağdaş bir devletin nasıl kurulduğunu anlatmaya çalıştım. Bugün ulaştığımız somu, yüzyıllardan beri çekilen ulusal yıkımların yarattığı uyanıklığın ve bu sevgili yurdun her köşesini sulayan kanların karşılığıdır.

Bu sonucu, Türk gençliğine kutsal bir armağan olarak bırakıyorum.

Ey Türk gençliği birinci ödevin, Türk bağımsızlığını, terk cumhuriyetini, sonsuzluğa değin korumak ve savunmaktır.

Varlığının ve geleceğimin biricik temeli budur. Bu temel senin en değerli hazinendir.

Gelecekte de seni bu kaynaktan yoksun etmek isteyen iç ve dış kötücüller bulunacaktır.

Bir gün bağımsızlığını ve cumhuriyetini savunmak zorunda kalırsan, ödeve atılmak için içinde bulunacağın durumun olanaklarını ve koşullarını düşünmeyeceksin.

Bu olanak ve koşullar çok elverişsiz bir nitelikte belirebilir.

Bağımsızlığına ve cumhuriyetine kıymak isteyecek düşmanlar bütün dünyada benzeri görülmedik bir Utku kazanmış olabilirler.

Zorla ve aldatıcı düzenlerle sevgili yurdunun bütün kaleleri alınmış bütün gemilikleri ele geçirilmiş bütün orduları dağıtılmış ve yurdun her bir köşesi fiilen işgal edilmiş olabilir.

Bütün bu koşullardan daha acı ve daha korkunç olmak üzere yurdunda işbaşında bulunanlar aymazlık ve sapkınlık üstelik hainlik içinde olabilirler.

Dahası işbaşında bulunan bu kişiler kendi çıkarlarını yurduna girmiş olan düşmanların siyasal erekleriyle birleştirmiş olabilirler.

Ulus yoksulluk ve sıkıntı içinde ezgin ve bitkin düşmüş olabilir.

Ey Türk geleceğinin çocuğu! İşte bu ortam ve koşullar içinde bile ödevin Türk bağımsızlığın ve cumhuriyetini kurtarmaktır. Bunun için gereken güç damarlarındaki soylu kanda vardır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.