Merhaba değerli Ege Haber okurları, "Nur’un Mitolojik Yansımaları" adlı köşemizin bu ilk yazısında, tarihin tozlu sayfalarından süzülüp bugünkü modern hayatımızın tam kalbine oturan bir efsaneyi konuşacağız. Kadim hikayelerin aslında sadece birer masal değil, insan ruhuna tutulmuş birer ayna olduğunu hep birlikte keşfedeceğiz. İlk konuğumuz; adını hem bir çiçeğe (nergis), hem tıbbi bir duruma (narkoz), hem de çağımızın en büyük ruhsal meselesine (narsizm) veren o yakışıklı ama talihsiz genç: Narkissos.
Her şey, ırmak ilahı Cephissos ile su perisi Liriope’nin dünyalar güzeli oğlu Narkissos’un doğumuyla başlar. Annesi, oğlunun geleceğini merak ederek kör kahin Tiresias’a gider. Kör kahin, Narkissos için tarihe geçen o kehaneti fısıldar: "Kendini tanımadığı sürece uzun ömürlü olacak."
Yıllar geçer, Narkissos eşsiz güzellikte bir delikanlı olur. Ancak bu güzellik, beraberinde aşılmaz bir kibri de getirir. Kalbi buz gibidir; ne perilerin ne de ölümlülerin aşkına karşılık verir, kendisine aşık olanların kalplerini hiç düşünmeden kırar. Narkissos’un reddettiği kalplerden biri de orman perisi Echo (Ekho)’dur. Echo, Hera’nın laneti yüzünden sadece karşısındakinin son kelimelerini tekrarlayabilmektedir. Ormanda Narkissos’u gördüğünde ona aşkını anlatmak ister ama ağzından sadece Narkissos’un kelimeleri dökülür. Narkissos onu hor görüp kaçınca, Echo aşk acısıyla dağlarda eriyip gider; geriye sadece kayalarda çınlayan sesi, yani "yankı" kalır.
Bu kibir ve vurdumduymazlık, adalet ve intikam tanrıçası Nemesis’i harekete geçirir. Hüküm kesindir:
“Başkasını sevmeyen, kendini sevsin!”
Bir gün avdan dönen Narkissos, susuzluğunu gidermek için berrak bir pınara eğilir. Suda gördüğü o muazzam yüze aşık olur. Öpmek ister, dudakları soğuk suya değer; sarılmak ister, hayal parmaklarının arasından akar gider. Narkissos, aslında aşık olduğu şeyin kendi yansıması olduğunu anladığında artık çok geçtir:
“Başkaları benim yüzümden ne acılar çekmiş; şimdi anlıyorum” dedi.
Kendime olan sevgimle yanıyorum.
Ne yapayım? İsteneyim mi? İsteyeyim mi? İstenecek ne kaldı artık?
Beni yoksul ediyor varlığım; arzuladığım benimle.
Ayrılabilsem vücudumdan; garip bir dilek seven için ama,
sevdiğim uzak olsa keşke. Kemirsin artık gücümü acı,
ve geldi son günleri ömrümün, göçüyorum hayatımın baharında. Sevdiğim daha ömürlü olsun dilerim.
Ve şimdi can verelim ikimiz bir solukta… “
Kendi hayranlığının hapishanesinde, pınarın başında eriyip can verir. Öldüğü yerde ise, onun anısına, sarı bir çiçek açar: Nergis.
Narkissos’un hikayesi, bugün toplumun damarlarına sızan "narsizm" kavramının temelidir. Tıptaki "narkoz" hastayı nasıl uyutup hissizleştiriyorsa, narsizm de kişiyi başkalarının duygularına karşı öyle hissizleştirir. Bugün "bireysellik" veya "karizma" adı altında yüceltilen bencillik, aslında Tiresias’ın korktuğu o tehlikeli yansımadır. İnsanlar sosyal medyanın dijital pınarlarında kendi yansımalarına aşık olurken, empati yeteneğini bir kenara bırakıyor.
"Tanrı Kompleksi" (Omnipotence) dediğimiz; Hitler’i yıkıma, Hannibal Lecter gibi karakterleri karanlığa sürükleyen o üstünlük duygusu, aslında derinlerdeki bir yetersizlik ve değersizlik hissinin maskesidir.
Bilirsiniz ki; “İlaçla zehiri ayıran şey dozudur.” Kendimize değer vermek (özsaygı) ruhun gıdasıdır; ancak bu sevgi başkalarını ezmek ve yok saymak üzerine kurulduğunda, Narkissos’un hazin sonu kaçınılmaz olur. Bugünse, dijital aynalarımızda kendimizi seyrederken; gülmeyi, dinlemeyi, beklemeyi ve en önemlisi “yüz yüze iletişim" kurmayı unutmamalıyız.
Mükemmellik sadece Yaradan’a mahsustur. Bizlere düşen ise mükemmel değil, "insan" olmaktır. İnsan yalnızca kendine baktığında körleşir. Başkalarına baktığında ise insan olur. Nergis çiçeği gibi, tüm güzelliğimize rağmen başımızı öne eğip tevazuyla hayata bakabiliyorsak, bu kadim laneti kırmışız demektir.
Sonuç olarak Narkissos miti; kibrin yıkıcı etkilerini, empati yoksunluğunun tehlikelerini, ilahi adaleti ve kişinin kendini gerçekten tanımasının önemini bizlere hatırlatarak yüzyıllar ötesinden insan doğasına ayna tutmaya devam etmektedir
Bir sonraki mitolojik yolculuğumuzda buluşana dek; yansımalara değil, özünüze bakmanız dileğiyle…