Son dönemde müzik dünyasının en büyük tartışma konularından biri yapay zeka. Ama mesele, yapay zekanın bizim yerimizi alması değil. Asıl mesele; sektöre daha yeni adım atan insanların, yapay zekayla hazırladıkları şarkıları yüksek prodüksiyonlu sahnelerde kendi eserleriymiş gibi sunup bir de üzerine playback performans sergilemeleri.
İyi de madem bir şarkıyı sözünden vokaline( neyse ki o çoktan hazırdı), düzenlemesinden sound’una kadar tamamen yapay zekâya yaptırdın; biz neden yıllardır doğru vokali, doğru müzisyeni, doğru sound’u bulmak için gecemizi gündüzümüze katıyoruz?
Daha da trajikomik olanı şu: Yıllardır bu sektörde emek vermiş, müziğe yön vermiş insanlara karşı öyle büyük bir özgüvenle konuşuyorlar ki… Gerçekten insan hayret ediyor.
Yanlış anlaşılmasın… İşine yenilik katmak, teknolojiyi kullanmak, farklı platformlardan destek almak elbette kötü bir şey değil. Aksine, çağın gerekliliklerine ayak uydurabilmek adına önemli bir avantaj. Ama size ait olmayan bir şeyi, göğsünüzü gere gere “ben yaptım” diye sunmak başka bir şey. Bu, özgüvenden çok cahil cesaretine giriyor ve gülerek izliyoruz.
Üstelik ortada ironik bir durum da var: Kızın sesi aslında kötü değil.
Bizler sahnede bazen teknik zorunluluklardan dolayı altyapı kullanırız. Büyük prodüksiyonlarda bu dünyanın her yerinde böyledir. Ama sahnede gördüğünüz müzisyen gerçekten enstrümanını çalar. O gitarın kablosu boşa takılmaz. O bateri sadece dekor olsun diye kurulmaz.
Şimdi düşünün… Canlı performans yok. Gitar omuzda birkaç hareket yapılıyor, adına da “solo performans” deniyor. Kayıtta gerçekten kendileri mi çaldı, onu bile bilmiyoruz. Ama iş tanıtıma gelince herkes “müzisyen”, herkes “sanatçı”.
Ortada dönen bir show business var ve buna kimsenin itirazı yok. Elbette şov yapılacak, elbette görsellik olacak. Zaten sahnenin doğasında bu var. Ama ortada gerçek bir müzikal üretim yokken buna “bizim eserimiz” demek, bu sektörde yıllarını veren insanlara büyük haksızlık.
Çünkü müzik sadece sahnede ışık altında görünmek değildir.
Müzik; stüdyoda sabahlamaktır. Defalarca kayıt almaktır. Yanlış notada tekrar başa dönmektir. Parmakların su toplamasıdır. Sesin kısılırken bile prova yapmaktır. Yıllarca kendini geliştirmek için mücadele etmektir.
Bugün birkaç komutla şarkı üretilebiliyor olabilir. Ama sanat hâlâ emek istiyor.
Son günlerde aklımda tek bir soru dönüp duruyor: Biz artık gerçekten müzik yapan insanları mı pazarlayacağız, yoksa yapay zekayı mı?
Çünkü gidişata bakılırsa yakında organizasyon firmalarının sanatçıya da ihtiyacı kalmayacak. Bir oyuncu bulunur, birkaç saat içinde yapay zekâya şarkı yaptırılır, üzerine güzel bir sahne kurulup “yeni star” diye piyasaya sunulur. Maliyet düşük, görüntü parlak, sosyal medya güçlü…
Peki ya müzik?
İşte orası biraz sessiz.
O yüzden asıl soru şu: Playback yapan ve kendisine ait olmayan sesleri kendi sesiymiş gibi sunan birine ödeme yaparken, kaşeyi kime vermeliyiz?
Sahnedeki kişiye mi,yoksa bilgisayarın başındaki yapay zeka platformuna mı?
u sorunun cevabını hâlâ bulabilmiş değilim. Bulan varsa beni de aydınlatsın.