KURUMSAL OYUNLAŞTIRMA Köşesi

TÜRKİYE'DE GİRİŞİMCİ OLMAK: ZOR AMA İYİ BİR OKUL

Babamın bakkalında öğrendiğim ilk şeylerden biri şuydu:
Hiçbir gün diğerine benzemez.

Bir gün işler çok iyi gider, ertesi gün müşteri azalır.
Bir gün toptancı fiyat değiştirir, ertesi gün mahallede biri veresiye ister.
Bir gün kasada para vardır, ertesi gün gelen malın ödemesiyle hepsi gider.

Çocukken bunları sadece bakkal hayatının doğal akışı sanıyordum.
Sonra kendi işimi kurunca fark ettim ki Türkiye’de girişimcilik de biraz buna benziyor.

Plan yaparsınız, şartlar değişir.
Bütçe çıkarırsınız, maliyetler değişir.
Bir projeye hazırlanırsınız, müşteri fikrini değiştirir.
Her şeyi hesapladığınızı sanırsınız, ülke gündemi değişir.

Ve siz yine de sabah dükkânı açmak zorundasınızdır.

Türkiye’de girişimci olmak kolay değil. Bunu romantize etmenin de bir anlamı yok. Finansmana erişmek zordur. Uzun vadeli plan yapmak zordur. Ekonomik dalgalanmalar, kur değişimleri, maliyet artışları, tahsilat sorunları, mevzuat değişiklikleri derken çoğu zaman yalnızca işinizi değil, şartları da yönetmek zorunda kalırsınız.

Ama işin ilginç tarafı şu:

Bu zorluklar bir yandan da insanı inanılmaz eğitir.

Türkiye’de girişimciyseniz sadece ürün ya da hizmet satmazsınız. Aynı zamanda kriz yönetmeyi, insan okumayı, hızlı karar almayı, bütçeyi korumayı, müşteriyi anlamayı, ekibi motive etmeyi, gerektiğinde yön değiştirmeyi öğrenirsiniz.

Başka ülkelerde uzun eğitimlerle verilen bazı dersleri burada hayat size uygulamalı gösterir.

Bazen acıtarak gösterir ama gösterir.

Ben girişimciliği hiçbir zaman sadece şirket kurmak olarak görmedim. Girişimcilik benim için bir karakter meselesi. Sorun görünce kaçmamak, çözüm aramak, eldekiyle başlamak, vazgeçmemek ve sürekli öğrenmek.

Türkiye’de büyüyen girişimcilerin en güçlü tarafı da bence burada saklı: Adaptasyon.

Biz çoğu zaman mükemmel sistemi beklemeden iş yapmayı öğreniyoruz. Eksik bilgiyle karar alıyoruz. Sınırlı bütçeyle çözüm üretiyoruz. Kaynak azsa yaratıcılık artıyor. Yol kapalıysa yan yoldan gidiyoruz.

Bu bazen yorucu.
Ama aynı zamanda çok güçlü bir refleks kazandırıyor.

Elbette bu, sorunlarımızı normalleştirelim anlamına gelmiyor. Daha öngörülebilir bir ekonomi, daha güçlü finansman modelleri, üniversite–özel sektör iş birliği, girişimciyi destekleyen yapılar, daha sağlam hukuki zeminler şart.

Ama tüm eksiklere rağmen bu ülkede çok güçlü bir girişimci ruh var.

Çünkü Türk girişimcisi masa başında değil, sahada yetişiyor.

Benim hikâyemde de böyle oldu. M3 Works’ü kurarken elimde büyük sermayeler yoktu. Ama enerji vardı, fikir vardı, çalışmaya hazır bir kafa vardı. Yanlışlar yaptım, eksikler gördüm, bazı işlerde battım, bazı işlerde büyüdüm.

Bugün geriye dönüp baktığımda, en iyi okullarımdan birinin Türkiye’de girişimcilik yapmak olduğunu görüyorum.

Çünkü burada girişimci olmak insana sadece iş öğretmez.
Sabır öğretir.
Esneklik öğretir.
İnsan ilişkisi öğretir.
Kriz anında ayakta kalmayı öğretir.

Bir de şunu öğretir:

Mükemmel şartlar gelmeyebilir.
Ama siz yine de başlayabilirsiniz.

Belki de Türkiye’de girişimciliğin en güzel tarafı bu. Her şeye rağmen üretmeye çalışan, bir yol bulan, düşse de yeniden kalkan insanların ülkesi burası.

Zor mu?
Evet, zor.

Ama bazen en iyi okullar da zaten zor olanlardır.