Kadın Emeği Bir Destek Meselesi Değil, Değer Meselesidir
Yıllardır farklı şehirlerde üreten kadınlarla temas ediyorum.
Kimi evinin bir odasında, kimi küçük bir atölyede, kimi de bulunduğu yerin sınırlı imkânları içinde üretmeye devam ediyor.
Bu yolculukta en çok şunu gördüm: El emeği çoğu zaman dışarıdan bakıldığında yalnızca “güzel bir ürün” gibi algılanıyor. Oysa o ürünün arkasında ciddi bir bilgi, tekrar, sabır, malzemeyi tanıma becerisi ve ekonomik bir gerçeklik var.
Bu yüzden “kadın emeği” meselesini yalnızca duygusal bir yerden konuşmayı eksik buluyorum.
Bir sepet, bir seramik obje, doğal dokulu bir aydınlatma ya da ahşap bir tasarım…
Bunların her biri yalnızca dekoratif bir parça değil. Üreten kadının zamanı, becerisi, yaşadığı coğrafyanın imkânları ve çoğu zaman kendi ekonomik alanını açma çabasıyla birlikte var oluyor.
Bugün tüketici davranışları da değişiyor. İnsanlar artık yalnızca ne aldıklarına değil, o ürünün nasıl üretildiğine, kim tarafından yapıldığına ve hangi değeri taşıdığına da bakıyor. Bu değişim, el yapımı ürünler için çok önemli bir alan açıyor.
Çünkü zanaat, hızlı tüketimin içinde kaybolan temas duygusunu yeniden hatırlatıyor.
Ben bu köşede yalnızca ürünlerden söz etmek istemiyorum.
Bir ürünün ardındaki emeği, kadınların üretim yolculuğunu, Anadolu’nun zanaat hafızasını, yavaş tüketimin değerini ve modern yaşamın içinde anlam taşıyan tasarımları birlikte konuşmak istiyorum.
Çünkü kadın emeği benim için romantik bir anlatı değil.
Bir üretim meselesi.
Bir kültür meselesi.
Bir tasarım meselesi.
Bir ekonomik değer meselesi.
Ve belki de en önemlisi; geleceğe nasıl bir üretim anlayışı bırakmak istediğimizle ilgili sessiz ama çok güçlü bir mesele.
Bundan sonra her hafta bu köşede; üreten kadınların hikâyelerine, el yapımı tasarımların ardındaki anlamlara ve emeğin estetikle buluştuğu ilham verici dünyaya birlikte bakacağız.
Çünkü bazı ürünler yalnızca kullanılmak için değil, bir değeri yaşatmak için vardır.