Kader ne demektir? Kader gerçek anlamı?

Kader ne demektir? Kader'i değiştirmek insanın elinde midir? Alın yazısı nedir? Evlilik kader midir? Ecel insanın kaderinde yazılımıdır? Tüm soruların cevapları Kur-an ayetleri referans alınarak cevaplandırılmıştır...
KADER (ALIN YAZISI) (!)
Kader konusu, geçmişten günümüze Müslümanları bir hayli oyalamıştır. Resulallah ve sahabe döneminde de gündemde olan bu konu, daha sonra müslümanların hayatında yer almış, bilir bilmez herkes konuyu ağzına sakız yapmıştır. Öyle ki, imanın şartları diye ilkeler ortaya konmuş ve kadere inanmanın da imanın altıncı şartı olduğu kabullendirilmiştir. Şimdide millet, “Amentü billahi ve melâiketihi, ….. ve bilkaderi hayrihi şerrihi minellahi velbe’asü …..” diye okur durur.
Konu edilen kader nedir?
Bu kader, “alın yazısı” olarak Türkçeleşmiştir ve anlamı; “Cenab-ı Hakk’ın, kâinatta olmuş ve olacak her şeyi, bütün vasıflarıyla, bütün halleriyle daha onu yaratmadan önce, levh-i mahfuz denilen kader levhasında yazmış olmasıdır.” diye açıklanmıştır. Ki kul da bu defterde ne yazılı ise onu yapar, başına o yazılı olanlar gelir. Kötü işler işlemiş kullar kaderlerinin kurbanıdırlar. Başa gelen her kötü şey, kaderde yazılı olduğu için gelmiştir. İyi durumlar da yine kaderde yazılı olduğu için gerçekleşmiştir.
Tarih incelenirse bu cebrî kader anlayışının, yönetimlerini meşrulaştırmak amacıyla Emevîlerin “Cebr” düşüncesinden yararlanmaya çalışmaları sonucu ortaya çıktığı anlaşılır. Bu anlayışla toplum uyutulmuş, kendi geleceklerini kurmaktan vazgeçirilmiş ve zalim ceberutlara boyun eğdirilmiştir.
Bu anlayışa çok vahim bir olayı örnek veriyoruz:
– Peygamberimiz rüyasında Emevileri kendi minberi üzerinde görmüş. [Bu rüya, Emevî hanedanlığının İslâm devletini idare ettiği anlamına geliyormuş.] Peygamberimiz bu ailenin iktidara gelmesine çok üzülmüş. Allah da “Üzülme Muhammed, ben sana Kevser verdim, bin aydan daha hayırlı Kadir gecesi verdim” demek suretiyle peygamberimizi gönüllemiş. Yani buradaki bin ay Emevilerin iktidar süreleri imiş.
Bu safsataya peygamberimizin torunu Hasan’ın da adı karıştırılmıştır. Güya Muaviye’ye biat etmesi nedeniyle, birisi Hasan’a, “Ey inananların yüz karası, şu adama nasıl biat ettin?” diye sitem etmiş. Hasan da peygamberimize ait olduğu iddia edilen yukarıdaki rüyayı nakletmiş. Hasan bununla şunu demek istemiş: “Emevilerin iktidarı mukadderdir [ezelde Allah tarafından kader olarak yazılmıştır]. Bunu Peygamberimiz de görmüştü, öğrenmişti, biliyordu. Bizim de bu olaydan haberimiz vardı. Onun için ne yapsak faydasızdı. Biat etmek zorundaydım. Ama hiç önemi yok, bizim Kadir gecemiz Emevilerin bin aylık saltanatlarından daha hayırlıdır.”[1]
Yorum okurlarımıza bırakılmıştır.
Yaşadığı olumsuzlukları, pısırıkları, zilleti, meskeneti kader diye yorumlayıp, azmi, gayreti, direnci bırakan nice müslümanların varlığı herkes tarafından görülebilmektedir.
Geçmişte bu konular üzerinde bir hayli fikir yürütülmüş, Cebriye, Kaderiyye vs. gibi mezheplerde ortaya çıkmıştır. Bu konu Mu’tezile, Maturidiye ve Eşariyye gibi mezheplerde de önemli yer tutmaktadır. Kısaca bir delinin kuyuya attığı taşı binlerce akıllı insan çıkaracağız diye hala uğraşmaktadır.
Kader konusunu izah edebilmek için Allah’a ait levhı mahfuz, levhı mahfı isbat (yaz-boz tahtası) icat edilmiştir. Bu anlayışta Allah’a yalan atma, iftira etme, ne yaptığını bilmezlik isnat etme söz konusu olmaz. Bu hezeyanların çoğu da maalesef Rasülüllah’a fatura edilmiştir. Örneğin; meşhur Cibril hadisi. Bu saçma rivayet delil sayılarak “Kaza ve Kadere İman, “İman Esasları” arasında altıncı esas kabul edilmiştir.
Müslümanlar arasında ve Kelâm ilmi literatüründe bu terim, genellikle “Kaza ve Kader” şeklinde geçer.