Kemeraltı’nın kalbinde, 1939 yılından bu yana tabaklardan taşan bir hikâye var: Güven Lokantası. Bugün Konak’ta mütevazı bir esnaf lokantası gibi görünse de, aslında bu mekân, üç nesillik bir aile tarihinin, mübadeleyle gelen bir yaşamın ve zamanla pişen yemeklerin taşıyıcısı.
Lokantanın kurucusu Rıza Bey’in mübadele ile başlayan hayat yolculuğu, askerliğini tamamladıktan sonra Hisarönü’nde 30 masalık bir lokantada şekillenir. Sadece öğle servisi yapılır. Menüde bolca tencere yemeği, bolca emek. Daha sonra oğlu Yalçın Bey aynı sokakta ızgara ve dönerle farklı bir yoldan babasının izini sürer. Biri tencerenin buharında, diğeri kömürün dumanında pişer ama hikâye aynıdır: Güven vermek.
Lokanta taşındı, lezzet yer değiştirmedi
Zamanla binası yıkılan Güven Lokantası, Kemeraltı’na taşınır. Sonra tekrar el değiştirir. Ancak ismi, özü ve ruhu sabit kalır. Lokanta şimdi Konak’ta. Aynı tariflerle, aynı tencerelerde. Artık misafirlerini torunlar karşılıyor. Ama hikâyeler hâlâ masalarda dolaşıyor.
Komposto vakası: Kaşık mı delik, garson mu dalgın?
Güven Lokantası’na dair en çok anlatılan hikâyelerden biri, bir müşterinin “komposto kaşıkta durmuyor” serzenişiyle başlıyor. Garsonun alaycı cevabı, ardından gelen kahkahalar ve sonradan anlaşılan gerçek: Dalgın bir çalışan, yumurta akını komposto sanarak ikram etmiş. Ne yazık ki değil, o gün o komposto değilmiş. Ama o günden sonra “komposto” deyince gülümsemek garantiymiş.
Bugün Güven Lokantası sadece bir yemek mekânı değil; İzmir’in esnaf kültürünün, aile dayanışmasının ve gastronomi hafızasının somutlaşmış hali. Yerli turistin merakla gittiği, İzmirlilerin ise yıllardır müdavimi olduğu bu lokanta, zamana direnmeden kalabilmiş az sayıdaki mekânlardan biri.