“ŞİDDETİN ÖNLENMESİ DEVLETİN YÜKÜMLÜLÜĞÜDÜR”
Kadına yönelik şiddetin önlenememesine yönelik siyasi iktidara eleştirilerini sıralayan Musluoğlu, kadının boşanma hakkından nafaka hakkına kadar bir çok konuda haksızlığa uğradığının altını çizdi. Musluoğlu, “Cinsiyet temelli şiddetin önlenmesi devletin yükümlülüğüdür” dedi. Ayrıca “Kadın cinayetleri politiktir” diyerek sözlerine devam eden Musluoğlu, İstanbul Sözleşmesi’ni hatırlattı. İstanbul Sözleşmesi’nin feshedilmesinden bugüne Türkiye’de 800’den fazla kadın öldürüldüğünü belirten Musluoğlu, “Son bir yıl içinde 240 şüpheli kadın ölümü gerçekleşti. Siyasi iktidarın kitlesini ve en nihayetinde oylarını konsolide etme çabası, kadınların hayatlarına mal oluyor. Kadınlar her gün İstanbul Sözleşmesinden çıkılmasının verdiği güvenceye dayanan erkekler tarafından sokak ortasında, evde, hatta adliyede öldürülüyor” dedi.
“KADININ ROLÜ KISITLANIYOR”
İstanbul Sözleşmesi’nin ardından bugün de kadının nafaka hakkıyla ilgili tartışmalarla Medeni Kanunu’na ters hareket edildiğini ifade eden Musluoğlu, kadının ekonomik olarak güçsüz bırakılarak hayatın işleyişindeki rolünün kısıtlandığını belirtti. Musluoğlu, “İzmir Barosu olarak tüm kadın cinayeti dosyalarında katılma talebinde bulunmaya, taleplerimiz kabul edilmediğinde dahi gözlemci olarak duruşma salonlarında öldürülen kadınların ailelerinin yanında, faillerinin karşısında olmaya; eril zihniyetin ürettiği politikalara karşı dimdik durmaya; 6284’ ü uygula demeye ve uygulatmak için gereken tüm hukuki sorunlarla baş etmeye, çözümler üretmeye devam edeceğiz. Çünkü asla yalnız kalmayacak, yalnız yürümeyeceğiz. Asla yalnız yürümeyeceksin. Haksızlığa uğrayan tek bir kadın dahi kalmayana dek direneceğiz” diye konuştu.