İLETİŞİM ve SUNUCULUK Köşesi

AYÇA TÖRÜN; Evrensel Dua: Mersin’in Sessiz Mirası

Mersin Şehir Mezarlığı'nda Müslümanlar, Hıristiyanlar ve Museviler yıllardır yan yana yatar. Dünyada benzerine çok sık rastlanmayan bu tablo kentin çok kültürlü hafızasının sessiz bir özeti gibi.

Devasa kapıdan içeri girdiğinizde büyülü bir sessizliğe adım atarsınız. Sol tarafta gayrimüslimlerin, sağ tarafta ise Müslümanların mezarı bulunur. Orada hangi dinden, hangi kültürden, hangi mevkiden geldiğinizin bir önemi yoktur.

Mersinli olduğum için bu manzaraya hep alışkındım. Hatta uzun yıllar bunun her şehirde böyle olduğunu sanırdım. Taa ki Lina'yı tanıyana kadar.

Lina Nasif’i çok geç tanıdım. Çünkü uzun yıllar üniversite ve iş hayatı nedeniyle Ankara’da yaşadım. Mersin, birçok farklı etnik kimliğe ve dine ait insanların yıllardır kardeşçe, iç içe yaşadığı bir yerdir. Lina Nasif de tam bu kültürün içinde büyüyen isimlerden biriydi. Farklı Hıristiyan geleneklerinden gelen bir ailede yetişmiş, çocukluğundan itibaren farklı inançlarla iç içe yaşamıştı.

Babasının “Sen bu ülke ve bu kentte doğdun, bütün insanlarla iyi geçin, dostluk kur ama Allah’ı asla unutma” sözleriyle büyümüş ve babasının bu sözüne sadık kalmıştır.

Bir röportajda şu sözleri beni derinden etkilemişti:

“Çocukluğumdan beri tüm dinlere saygım ve merakım vardı. İstanbul’da öğrenciyken Şişli Camii’nde teravih namazını izlerdim. Müslümanlarla iç içe büyüdüm, sahura kalktıklarında bazen biz de onlara katılırdık. Hatta davulcu ve zurnacı soframızda yemek yerdi. Mahallede biri vefat ederse hangi dinden olursa olsun, 40 gün radyo açılmaz, koyu renkli giysiler giyilirdi. Herkes kendi dinini seçmişti ama hepimiz aynı Allah’a inanıyorduk. Tek amacım, insanlarımızın kaynaşmasını ve birbirini tanımasını sağlamak.”

*****

O günlerde Lina’nın bu sözlerinin ne kadar ne kadar büyük bir anlam taşıdığını bilmiyordum.

Yıllar evvel bir Kurban Bayramı’nın ilk günü tesadüfen kendimi çok farklı bir atmosferin içinde bulmuştum. Mersin Şehir Mezarlığı’nda karşımda imamlar, rahipler ve hahamlar yan yana durmuş, birlikte dua ediyordu. İlk anda doğrusu çok şaşırmıştım. Büyüleyici bir andı. O gün tanıklık ettiğim şeyin sıradan bir buluşma olmadığı aşikârdı ve ben arkasındaki hikâyeyi henüz bilmiyordum.

Şehir Mezarlığı'nda 1999 yılından bu yana düzenlenen “Evrensel Dua Günü”nü bilir misiniz?

Kurban bayramının ilk günü Müslüman, Hıristiyan ve Musevi din adamları bir araya gelir, kutsal kitaplardan dualar okunur. Kilise korosu ilahi ve şarkılar söyler. Ardından şehitliğe gidilerek karanfil ve gül bırakılır. Bu organizasyonu düzenleyen kişi Lina Nasif’tir.

Hayata gözlerini yummadan önce her fırsatta şunu söylemiştir:

“Benden sonra da birileri bu dayanışmayı sürdürse keşke.”

Lina Nasif Mersin için öylesine bir sembol olmuştu ki bıraktığı bu miras bugün de bir vasiyet gibi yaşamaya devam ediyor. Her Kurban Bayramı’nın ilk günü ‘Dinler Buluşması’ artık onsuz düzenleniyor ve Lina Nasif hep anılıyor.

Çünkü o hayatı boyunca farklı kültürlerin bir arada, kardeşçe yaşamasının gerçek zenginlik olduğuna inandı. Bugün bize düşen de aynı anlayışla yan yana durabilmek.

Kurban Bayramı’nın özü de biraz böyle değil mi zaten. Paylaşmayı, yakınlaşmayı ve kalplerde birbirimize yer açmayı hatırlamak..

Gelin o halde, bu bayram farklılıklarımızın içinde ortak yanlarımızı çoğaltabildiğimiz bir bayram olsun. Çünkü geriye dönüp baktığımızda hafızalarda iz bırakan şey; kim olduğumuz değil, birbirimize ne kadar sevgi ve hoşgörü gösterebildiğimiz olacak.