Binlerce Genç, Bir Mikrofon ve 16 Yıl

19 Mayıs'ı bu yıl Bursa Nilüfer Belediyesi ile kutladık.
Sahneye çıktığımda önümde binlerce genç vardı. Ellerinde bayraklar, gözlerinde o pırıltı.

Cumhuriyetin en anlamlı günlerinden birinde, o kalabalığın tam ortasında, mikrofonla baş başaydım.

Yaklaşık bir buçuk saatlik bir akış hazırlamıştım. Atatürk'ün sözleri, yarışmalar, şarkı geçişleri, coşku dolu anlar. Kağıt üzerinde her şey belirliydi, ama sahne hiçbir zaman sadece kağıt üzerindeki şeyden ibaret değildir.

Büyük törenlerde garip bir his vardır. Hem heyecan hem de ağırlık. Heyecan zaten bilinen bir şey, binlerce insanın önünde olmak, o enerjiye kapılmak ama ağırlık farklı bir şeydir.

"Bunu doğru yapmam lazım" hissi. Onların zamanına, o günün anlam yüküne, yetkililerin güvenine layık olmak. Bu his her deneyimli sunucunun içinde vardır ve olması da gerekir. O his seni ayakta tutar.

16 yıl önce bu his beni ezerdi. Şimdi ise yönlendiriyor.

Yıllar içinde kazandığım en önemli şeyin teknik olmadığını anladım. Güçlü ses, doğru diksiyon, akıcı geçişler, bunlar önemli, evet. Ama bunların hepsi öğrenilir. Asıl kazanılması zor olan şey şu: Nerede ne yapmak gerektiğini hissetmek.

Buna ben empati diyorum.

Sahneye her çıktığımda kendime şunu soruyorum: "Ben şu an seyircinin yerinde olsam ne hissetmek isterdim?" O sorunun cevabı benim pusulam. Çünkü sunum bir performans değil, bir temas anıdır. Sadece bir şeyi yapmak için yapmakla, hissederek ve yaşayarak yapmak arasında dağlar kadar fark var. Seyirci her ikisini de anında hisseder. Bunu kimse kimseye öğretemez, ancak içten gelirse işe yarar.

O gün binlerce genç gözüyle baktım sahneye. Cumhuriyetin kuruluş ruhunu taşıyan, aydın, parlak, enerjik yüzler. Ve düşündüm: Bu insanlar bugün buraya anlam aramaya geldi.

Benim işim o anlamı korumak, taşımak ve onlara geri vermek.

İyi ki varsın Cumhuriyet. İyi ki varsın aydın Türk genci.

Ve...

İyi ki varsın mikrofon. Beni binlerce insanla iç içe getiriyorsun. Onların üzerinde küçük ama gerçek izler bırakmamı sağlıyorsun. Bu iş bunun için yapılır zaten, büyük sahneler için değil, o küçük gerçek anlar için...