18 Temmuz 2017 Salı 19:14
Bakan Çelik: Müzakere edilemez

Avrupa Birliği (AB) Bakanı ve Başmüzakereci Ömer Çelik,  "Avrupa Birliği (AB) ile ortaklığımızın ve farklı alanlardaki iş birliğimizin  temel amacı Türkiye’nin AB’ye katılımını sağlamaktır. Bu nedenle katılım  müzakereleri Türkiye-AB ilişkilerinin belkemiğidir." dedi. 

Çelik, Brüksel'deki Avrupa Ekonomik ve Sosyal Komitesi'nde Türkiye-AB  Karma İstişare Komitesi'nin (KİK) 36. toplantısında konuştu.

Toplantı, 15 Temmuz darbe girişimi şehitleri için yapılan saygı  duruşuyla başladı.

Çelik, "Öncelikle sayın başkanın toplantının başında, 15 Temmuz’daki  darbe girişimi sırasında kaybettiğimiz şehitlerimiz için komitenizi 1 dakikalık  saygı duruşuna çağırması hususunda kendisine özel  teşekkürlerimi iletiyorum."  diye konuştu.

15 Temmuz başarısız darbe girişiminin yıldönümünde Cumhurbaşkanı Recep  Tayyip Erdoğan'ın da katılımıyla birçok tören gerçekleştirildiğini ifade eden  Çelik, "Bu darbe girişiminden sonra bir yıldır pek çok AB zemininde toplantıya  katılıyorum. İlk defa  bu kadar nezaketle bir saygı duruşuna davet edildiğini  gördüm. O sebeple KİK’e hükümetimiz ve Türk milleti adına teşekkür ediyorum.  Umarım sizin bu dayanışmanız ve bu duyarlılığınız AB’nin diğer platformları için  de bir örnek teşkil eder. Çünkü hayatını kaybedenler insandır. İnsanların hepsi  kardeştir. Dünyanın neresinde olursa olsun onlarla dayanışma içerisinde  olmalıyız." değerlendirmesinde bulundu.

Son dönemde Türkiye ile AB arasında artan diyaloğun önemli  parçası  olan Türkiye-AB KİK sürecinin Türkiye’nin AB’ye katılım sürecine önemli katkılar  sağladığını belirten Çelik, "Bu katkının önümüzdeki dönemde de devam edeceğine  olan inancım tamdır." dedi.

Çelik, çalışan ve işveren kesimlerinden önemli temsilci kuruluşlarının  bir araya geldiği bu platformu, tarafların birbirini doğru algılaması ve var olan  yanlış algılamaların giderilerek AB katılım sürecinin sağlıklı zeminde  ilerlemesine hizmet etmesi bakımından önemsediğini vurguladı.

"Katılım müzakereleri ilişkilerin belkemiğidir"

AB'nin, Türkiye’nin katılım müzakerelerindeki tutumunu bir kere daha  gözden geçirmesi gerektiğini dile getiren Çelik, "AB, Türkiye’yi, içerisinde  bulunduğu bölgede yaşanan bu zorlu dönemde, terörle mücadelenin gerekçelerini  anlayarak, vize serbestisini sağlayarak ve özellikle katılım sürecine de ivme  kazandırarak desteklemelidir. " diye konuştu

AB Bakanı Çelik, "AB ile ortaklığımızın ve farklı alanlardaki iş  birliğimizin temel amacı Türkiye’nin AB’ye katılımını sağlamaktır. Bu nedenle  katılım müzakereleri Türkiye-AB ilişkilerinin belkemiğidir." ifadesini kullandı.

Türkiye için AB'nin çok önemli olduğuna işaret eden Çelik,  "Türkiye'nin, AB'ye bakışının temel amacı AB’ye tam üyeliktir. Bunun dışında bize  teklif edilen, tam üyelik dışındaki iş birliği tekliflerine kapalı olduğumuzu,  stratejik amacımızın, devlet politikamızın AB’ye tam üyelik olduğunu bir kere daha belirtiyorum." dedi.

Bakan Çelik, 29 Kasım 2015 Zirvesi’nden sonra üzerinde çalışmaya  başlanılan 5 müzakere faslı kapsamında Türkiye'nin üzerine düşen sorumlulukları  tamamıyla yerine getirdiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:

"Türkiye, sık sık temel haklar, ifade hürriyeti ve basın hürriyeti  konusunda eleştirilmektedir. Ben de Türkiye’nin AB Bakanı olarak diyorum ki; bu  eleştirilerden yapıcı olanları dikkate alıyoruz ve beraberce ilerlemek istiyoruz.  Bunun yolu 23. ve 24. fasılların açılmasıdır. Eğer biz, temel haklar, basın  hürriyeti ve yargı konusunun konuşulmasından korksaydık, ben burada AB bakanı  olarak bu fasılların açılmasına karşı çıkardım. Ama AB’deki dostlarımıza elimi  uzatıyorum, bu eleştirileri dostça yapanlara, 'Gelin beraber çalışalım, 23. ve  24. fasılları açalım' diyorum. Ama 23. ve 24 fasıllar açılmaksızın gece gündüz  Türkiye’yi eleştirmenin de bir çifte standart olduğunun altını çizmek isterim. Bu  fasılların müzakereye açılması, AB’nin Türkiye’yi çok eleştirdiği konuların  sağlıklı bir zeminde konuşulmasına fırsat sağlayacaktır.?"

Çelik, bu fasılların müzakereye açılmasının, "AB’nin, Türkiye’yi en  çok eleştirdiği temel haklar alanındaki samimiyetinin de ispatı" olacağını  belirterek, "Türkiye’nin katılım müzakerelerinde 16 fasıl müzakereye açılmış, bir  tanesi geçici olarak kapatılmıştır. 14 fasıl AB Konseyi veya Güney Kıbrıs Rum  Yönetiminin (GKRY) siyasi nitelikli engellemeleri nedeniyle bloke edilmiş  durumdadır." bilgisini paylaştı.

GKRY'nin, Kıbrıs sorununun çözümü için büyük bir fırsat olan Crans  Montana’da sergilediği uzlaşmaz tutumuyla, "AB’nin geleceğine de ipotek  koyduğunu" dile getiren Çelik, "AB üye devletlerinin, GKRY'nin bakış açısından da  bir an evvel kurtulmasını bekliyoruz.

Türkiye’nin AB’ye katılım sürecini sürdürmek yalnızca Türkiye’nin  değil aynı zamanda AB’nin de sorumluluğundadır. Türkiye’nin somut adımlarına AB  tarafından da samimi karşılık verilmesiyle ilerleme kaydedilebilecektir."  şeklinde konuştu.

15 Temmuz darbe girişiminin yıldönümü

Türkiye'nin AB sürecine bağlılığını ve iyi niyetli çalışmalarını  sürdürdüğünü ifade eden Çelik, şunları söyledi:

"FETÖ terör örgütünün, 15 Temmuz 2016'da demokrasimizi yok etmeye  çalıştığı hain darbe girişimi karşısında, ülkemizin başarıyla verdiği demokrasi  sınavının üstünden bir yıl geçti. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının tüm dünyaya  demokrasi dersi verdiği 15 Temmuz 2016’dan bu yana vatandaşlarımızın bize emaneti  demokrasimizi güçlendirmek ve demokrasimize karşı olabilecek tüm tehditleri  bertaraf etmek için durmadan çalıştık. Aradan geçen süre içerisinde, OHAL’i bir  zorunluluk haline getiren koşulları ortadan kaldırmak adına önemli adımlar attık.  Hükümet olarak özellikle ve öncelikle 'sivil-asker' ilişkileri bağlamında tam bir  sivilleşme sağladık. Askeri vesayetin kaldırılması için 2000’li yılların başından  bu yana attığımız adımları pekiştirdik. Ülkemizin bir daha böylesine bir teşebbüs  ile karşılaşmaması için gereken önlemleri aldık. "

Çelik, Türkiye'nin karşı karşıya olduğu tehdidin büyüklüğü karşısında  aldığı acil önlemlerden kaynaklı ortaya çıkan aksaklıkları gidermek adına da  adımlar attığını, özellikle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin esas alındığı  çerçevede hukukun gereğini yerine getirdiğini belirtti.

Türkiye'nin, Avrupa Konseyi başta olmak üzere, uluslararası  kuruluşlarla iş birliğine önem verdiği, yapıcı eleştirileri dikkate aldığına  işaret eden Çelik, "Bugün gelinen noktada, özellikle FETÖ’nün bertaraf edilmesi  noktasında önemli bir başarı sağlamış olmamıza rağmen tehdidin tamamen geçtiğini  söyleyemeyiz. Darbe girişimi sonrası AB'yi oluşturan değerlere uygun olarak  beklediğimiz dayanışma ruhunu maalesef yeterince göremedik. Destek bir yana,  maalesef bazı Avrupalı muhataplarımızın yersiz eleştirileriyle karşılaştık. Geç  de olsa bazı muhataplarımızın takındıkları tutumun yanlışlığını fark ettiklerini  ve yanlıştan döndüklerini gördük." değerlendirmesinde bulundu.

"AB’nin de güvenliğini tehdit etmektedir"

Çelik, terörizmin, hiçbir millet, sınıf ve din ayırt etmeden alçak  yüzünü ortaya koymaya devam ettiğini vurguladı. Son dönemde artan terörist  saldırıların Avrupa’da mevcut güvenlik ve savunma algısını büyük ölçüde  değiştirdiğini dile getiren Çelik, "AB ülkelerinde gerçekleşen her terör  saldırısından sonra daha sert tedbirler alındığını görüyoruz." diye konuştu.

Terör sorununun, uzun zamandır Türkiye’nin güvenliğini tehdit  ettiğini, ülkenin PKK, DEAŞ ve FETÖ gibi terör örgütleriyle mücadelesinin tüm  boyutlarıyla devam ettiğini hatırlatan Çelik, "Terörü tüm veçheleriyle ele  alıyor, bütüncül bir yaklaşımla mücadele ediyoruz. Bu yaklaşımda özellikle  hukukun üstünlüğü, insan haklarına saygı ve temel hak ve özgürlüklerin  korunmasını öncelik haline getiriyoruz." ifadelerini kullandı.

Çelik, PKK ve FETÖ’nün hala bazı Avrupa ülkelerince korunduğunu,  Türkiye'nin beklentisinin bu yanlıştan dönülmesi ve Türkiye'ye terörle  mücadelesinde destek verilmesi olduğunu söyledi.

AB Bakanı Çelik, "PKK ve FETÖ unsurlarının Avrupa ülkelerinde  serbestçe faaliyet göstermesi, bu örgütlerin faaliyetlerini desteklemek üzere  mali kaynak ve eleman temin etmeleri, ülkemizin olduğu kadar AB’nin de  güvenliğini tehdit etmektedir. Ülkemizin bu örgütlere karşı ortaya koyduğu  mücadele Avrupa’nın da güvenliği için önemli bir güvencedir." açıklamasında  bulundu.

"AP kararı vizyonsuzdur"

banner505
Avrupa Parlamentosunun (AP) son kararına da değinen Çelik, şunları  kaydetti:

"Ülkemizde yaşanan darbe girişiminin niteliğini ve bu girişimin  sonuçlarını halen idrak edemeyenler vardır. AP, 6 Temmuz 2017 tarihli kararıyla,  ortaya koyduğu kısır, vizyonsuz yaklaşımda ısrar etmiştir. Bu karar, Türkiye-AB  ilişkilerine yönelik ortak yol haritamıza da aykırı düşen, son dönemde  kazandığımız ivmeyi baltalamaya dönük bir yaklaşımın eseridir. Kararda yer  verilen Türkiye-AB ilişkilerini olumsuz etkileyecek tavsiyeler, AP'nin,  Türkiye-AB ilişkilerinin öneminin farkında olmadığını ortaya koymaktadır."

Darbe girişimi sırasında Türk Parlamentosunun tarihinde ilk kez  bombalandığına vurgu yapan Çelik, "Aylar boyunca (AP) başkan, Türkiye'yi ziyaret  etmemiştir. Bu bombalamadan 3 veya 4 ay sonra gelmiştir. Halbuki bir parlamento  bombalandığı zaman AP Başkanı'nın ilk yapması gereken iş o parlamentoyu ziyaret  etmek ve orasıyla dayanışma içerisinde olmaktır." ifadelerini kullandı.

Aynı süre içerisinde AP'de PKK propagandası yapan sergilerin  açıldığını anımsatan Çelik, "Türkiye bir NATO müttefikidir ve Türk askerlerine  karşı terör faaliyetinde bulunanların resimleri AP'de sergilenmiştir." dedi.

Çelik, başta AP olmak üzere tüm AB kurumlarının, AB-Türkiye  ilişkilerine zarar vermek yerine herkese faydalı olacak adımlar atmasının zamanı  geldiğini belirtti.

AB-Türkiye sığınmacı mutabakatı

Türkiye ile AB arasındaki iş birliğinin doğurduğu verimli sonuçların  en güzel örneklerden birinin göç krizinde görüldüğünü ifade eden Çelik, "Yapılan  3 zirvenin sonunda, sadece AB ve Türkiye arasındaki ilişkiyi yoğunlaştıran değil,  insanlık tarihinin en büyük dramlarından birini ortadan kaldırmaya dönük adımlar  atıldı." diye konuştu.

Türkiye'nin bir AB ülkesi kadar mülteci barındırdığını dile getiren  Çelik, "Zirveler sonrasında ülkemizin ve AB’nin attığı adımları 'göçmen  pazarlığı' olarak isimlendirenler, 2003 yılından bu yana devam eden geri kabul  müzakerelerinden ve 2013 yılından bu yana devam eden Vize Serbestisi Diyaloğundan  bihaber olanlardır. Bu temelsiz eleştirileri bir kenara koyarsak, Ege Denizi  üzerinden Yunan adalarına geçişlerde büyük düşüşler yaşandığını, günde ortalama 7  bin olan geçiş sayısının iki haneli rakamlara düştüğünü görüyoruz.  Şahit  olduğumuz vahim manzaralar ve kayıplar artık yoktur. Bu durum, Avrupa  Komisyonunun 13 Haziran 2017’de yayımladığı son rapor ile de teyit edilmiştir.  Raporda da belirtildiği üzere, 18 Mart 2016 Uzlaşısı kapsamında daha önce teyit  edilen başarı sağlamlaştırılmıştır." değerlendirmesini yaptı.

Bu başarının Türkiye’nin ahde vefa ile hareket ettiğinin en önemli  göstergesi olduğunu söyleyen Çelik, Türkiye-AB arasında varılan uzlaşının  üzerinden bir yılı aşkın bir süre geçmiş olmasına rağmen AB tarafınca  karşılanmayan beklentiler olduğunu hatırlattı.

Çelik, "Öncelikle, AB’nin yavaş işleyen bürokratik süreçleri nedeniyle  bugüne kadar Suriyeliler için tahsis edilen ilk 3 milyar avroluk kaynağın  yaklaşık olarak ancak yarısına ait sözleşmeler imzalanmış durumdadır. Ayrıca,  ilave 3 milyar avroluk kaynağa ilişkin çalışmalara da henüz başlanmamıştır. AB  ülkeleri, Türkiye’deki Suriyelileri gönüllülük esasına göre (Gönüllü İnsani Kabul  Planı) almayı kabul etmişti. Bu da AB’nin 18 Mart’ta verdiği sözlerden biridir.  Türkiye’den geçişler azaldığı ve bir yıldan fazla süre geçtiği halde teknik  çalışmaların somut adımlara dönüşmediğini görüyoruz." açıklamasını yaptı.

Türkiye'deki Suriyeli mültecilerin arasındaki 400 bin çocuğun eğitim  alamadığını aktaran Çelik, "Biz bu 400 bin çocuğu eğitmeliyiz. Eğer bunları  eğitmezsek bu çocuklar DEAŞ gibi, El Kaide gibi terör örgütlerinin nüfuz alanına  girecektir. AB'den gelen paralar bu çocukların eğitim harcamalarına ve sağlık  harcamalarına harcanacaktır." dedi.

Çelik, AB'den paranın geliş hızına ilişkin bir örnek vererek, "Bu  çocuklar şu anda ilkokul çağındalar. Bu para gelene kadar bu çocuklar emeklilik  yaşına gelirler. Bu kadar kötü işleyen bir mekanizma vardır." vurgusunu yaptı.

AB Bakanı Çelik, Türkiye'nin AB’den de uzlaşının tüm unsurları dahil  diğer yükümlülüklerini yerine getirmesini beklediğinin altını çizdi.

Vize serbestisi

Vize Serbestisi yol haritasındaki yükümlülüklerden eksik kalan birkaç  hususu Türkiye ve AB'nin ortak bir zeminde anlaşarak hızlıca yerine  getirebileceğine inandığını dile getiren Çelik, "Ancak bizim atacağımız adımların  akabinde, vatandaşlarımıza vizesiz seyahatin artık vakit geçirilmeden tanınması  için kesin bir güvence verilmesi gerekiyor." şeklinde konuştu.

Çelik, geri kabul anlaşması ve vize muafiyeti süreçlerinin paralel  yürütülmesi konusunda bir uzlaşıya varıldığını hatırlatarak, "Genişleme ülkesi  olmayan ülkelere bile vize serbestisi tanınırken bizim önümüze (katılım  müzakerelerine benzer şekilde) hala siyasi engeller konulması kabul edilebilir  bir durum değildir. Vize serbestisi, iş dünyası bakımından da önemli sonuçlar  doğuracak, psikolojik olarak tarafları yakınlaştıracak bir gerekliliktir." diye  konuştu.

Gümrük Birliğinin güncellenmesi

Türkiye'nin tam üyelik hedefi için AB tarafından öngörülebilir bir  takvim ortaya konulamamış olmasının mevcut Gümrük Birliğinin sistematik  sorunlarının etkisinin gün geçtikçe daha da hissedilir olmasına neden olduğuna  dikkati çeken Çelik, "Değişen küresel ekonomik konjonktür nedeniyle, Gümrük  Birliğinin güncellenmesi hem AB hem de Türkiye için bir ihtiyaç olarak ortaya  çıkmıştır." açıklamasını yaptı.

Çelik, Türkiye'nin Gümrük Birliğinin güncellenmesinden öncelikli  beklentisinin "Gümrük Birliğinin asimetrik yapısından kaynaklanan sorunlara çözüm  bulunması" olduğunu belirtti.

AB Komisyonunun 21 Aralık 2016'da Türkiye-AB Gümrük Birliğinin  güncellenmesine ilişkin müzakerelerin başlatılması konusundaki önerisini Konseye  sunduğunu ve müzakere yetkisi talep ettiğini ifade eden Çelik, halen AB  Konseyinin yetki vermediğini, bu hususta da siyasi engeller olduğunun  anlaşıldığını aktardı.

Çelik, "Gümrük Birliğinin güncellenmesine yönelik, Türkiye-AB  zirvelerinde de karşılıklı olarak teyit edilen bir siyasi irade mevcuttur." diye  konuştu.

Diğer yandan Gümrük Birliğinin güncellenmesi sürecinin, tamamen ticari  ve ekonomik bir süreç olduğunu vurgulayan AB Bakanı Çelik, "Katılım  müzakerelerine hedefimize alternatif bir süreç olmadığı ve dolayısıyla siyasi  konularla ilişkilendirilmemesi gerektiği unutulmamalıdır." dedi.

 Ekonomik gelişmeler

 Türkiye ile AB arasındaki ortaklık ilişkisinin her iki tarafa da  önemli kazanımlar sağladığını belirten Çelik, "AB ile müzakerelerin başlamasından  bu yana kararlılıkla gerçekleştirilen reformlar neticesinde ülkemizde güçlü bir  ekonomik ve finansal sistem oluşturulmuş ve uzun dönemde ekonomik büyüme kalıcı  hale gelmiştir." şeklinde konuştu.

Çelik, Türkiye ekonomisinin, geçen yıl da başta başarısız darbe  girişimi olmak üzere yaşanan pek çok olumsuz gelişmeye rağmen büyümesini  sürdürdüğünü ve yüzde 2,9 oranında AB ortalamasının üzerinde bir büyüme hızı  yakaladığını bildirdi.

Türkiye-AB ilişkilerinin en önemli boyutlarından birini ekonomik ve  ticari ilişkilerin oluşturduğunun altını çizen Çelik, şöyle devam etti:

"En önemli ticaret ortağımız olan AB’nin toplam dış ticaretimizdeki  payı 2016 yılı itibarıyla yüzde 43 olarak gerçekleşmiştir. Türkiye ise AB’nin en  büyük 5. ticaret ortağı konumundadır. Öte yandan 2016 yılı itibarıyla AB,  ülkemize gelen doğrudan yatırımlarda yüzde 55’lik bir oranla en büyük paya sahiptir."

Çelik, Türkiye ile AB arasında tesis edilen Yüksek Düzeyli Ekonomik  Diyalog mekanizmasının ikinci toplantısının ekim ayında Brüksel'de yapılmasının  planlandığını anlattı.

Anahtar Kelimeler:
ÇelikMüzakereKıbrıs