11 Ocak 2020 Cumartesi 16:52
Köy Enstitülerinden 4+4+4'e...
banner551

Bu okullar, köy çocuklarını Cumhuriyet aydınlanmacısı ve devrimci olarak yetiştiriyordu. Eğitim; yapıcı, yaratıcı, uygulamalı ve üreticiydi. Ancak bu çalışmalar toprak ağalarının ve karşıdevrimcilerin hoşuna gitmedi. 1952 yılında “Köy Enstitüleri” kapatıldı.

Kurtuluş Savaşı utku ile sona ermiş ve sıra yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş çalışmalarına gelmişti. Gazi Mustafa Kemal, yeni alfabenin kabulünden sonra, 8 Ağustos 1928 tarihinde, İstanbul Sarayburnu Parkı’nda halka şöyle hitap etmişti: “Bu ulus, utanmak için yaratılmış bir ulus değildir, övünmek için yaratılmış, tarihini övünçlerle doldurmuş bir ulustur. Ama ulusun yüzde sekseni okuma yazma bilmiyorsa bunun suçu bizde, bugünün insanlarında değildir. Türk’ün karakterini anlamayarak kafasını birtakım zincirlerle saranlardadır. Yanlışlıkların düzeltilmesinde bütün yurttaşların çalışmalarını isterim. Ulusumuz; yazısıyla kafasıyla bütün uygarlık dünyasının yanında olduğunu gösterecektir.” (*)



Gerçekler:

Türk Ocakları ve Halkevleri devrimlerin yayılmasında büyük görevler yapmıştır. 1928-1935 öğretim yılları arasında, “Halk Mektepleri” sayesinde kent ve köylerde toplam olarak 778.192’si erkek, 307.967’si de kadın olmak üzere okuryazar belgesini alanların genel toplamı 1.086.159’u bulmuştur. Bu kurumlar, yayın ve yapıtlar ortaya koymuş, pek çok insanın topluma kazandırılmasını sağlamıştır.

Milli Eğitim Bakanı Saffet Arıkan, 1935 yılında TBMM’de yaptığı konuşmasında; “ülkedeki 40.000 köyün 35.000’inde okul ve öğretmen bulunmadığını” söylemiş ve eğitimin “ortalama 3 yıl olduğunu” ifade etmiştir. Eğitim tablosunun bu durumda olduğunu bilen Atatürk, dikkatini ordunun zeki çavuş ve onbaşılarına çevirmiştir. O çavuşlardan birini köyünde bir çocuğa ders verirken gören Atatürk, onların eğitilerek öğretmen yapılması talimatını Milli Eğitim Bakan Saffet Arıkan’a vermiştir.

1936 yılında Atatürk’ün direktifi üzerine “Eğitmen Kursları” kurulmasıyla, “Anadolu Aydınlanması” başlamıştır. 1937 yılında, İzmir ve Eskişehir, Kastamonu ve Kırklareli’nde olmak üzere dört “Köy Öğretmen Okulu” kurulmuştur.


Deneylerden sonra, 17 Nisan 1940 tarihinde ve İsmet İnönü döneminde “Köy Enstitüleri” kurulmuştur. Hasan Âli Yücel ve İ. Hakkı Tonguç, Enstitüleri başarıyla yürütmüşlerdir. 21 “Köy Enstitüsüne” sadece köy çocukları alınıyor ve mezun olduktan sonra kendi köyünde öğretmen olması öngörülüyordu. Parasız yatılı olan bu okullar, köy çocuklarını Cumhuriyet aydınlanmacısı ve devrimci olarak yetiştiriyordu. Eğitim; yapıcı, yaratıcı, uygulamalı ve üreticiydi. 1946’ya kadar amacına uygun çalışmalar yapıldı. Ancak bu çalışmalar toprak ağalarının ve karşıdevrimcilerin hoşuna gitmedi. 1952 yılında “Köy Enstitüleri” kapatıldı.



Köy Enstitüleri”, açık kaldığı 12 yılda; 18.000 öğretmen, 2.000 sağlık memuru ve 8.000 eğitmen yetiştirmiştir. Bunların arasından pek çok yazar ve şair, müzisyen, ressam ve yönetici çıkmıştır. “Köy Enstitüleri”, kapatılmasının üzerinden 60 yıl geçtiği halde birçok panelde ve söyleşilerde anılmakta ve hakkında yüzlerce kitap yazılmaktadır. Bu eğitim atılımı, aydınlıktan korkanlarca yok edilmeseydi ne olurdu? Bugün köylerimiz modern tarım ile dünya ülkeleriyle yarışırdı. Türkiye, Atatürk’ün istediği “çağdaş” düzeylere ulaşır ve aşardı. Dünyanın beğendiği “Köy Enstitüleri” yerine, 2-3 yılda bir değişen eğitim modellerini uygulayarak; eğitimde ve sağlıkta gerilerde kaldık. Demokraside ve insan hakları konusunda karnemiz kırıklarla doluyken, şimdi de 4+4+4’lere tutsak edilmek isteniyoruz.

21 Köy Enstitüsüne ait binlerce fotoğraflık bir arşive, “Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği” kurucu ve onursal başkanı, Ortaklar Köy Enstitüsü mezunu, Müfettiş Halil Vural sayesinde kavuştum. Önce 21 “Köy Enstitüsü”ne ait 200 fotoğraflık sergi açtık. Bu arşiv, eğitimde yitirdiklerimiz için özlem dolu tepkiler aldı. 5 yıl içinde, yaşları 80 ile 90 arasında olan 19 Köy Enstitülü mezun ile on saate yakın röportaj yaptım. 66 dakika olan “Köy Enstitüleri Destanı” arşiv belgeselimde; bu okulların kuruluşunun utkusunu, verdiği eğitimi ve kapanışının hüznünü anlatan 55 dakikalık mezun röportajıyla 650 fotoğrafa yer verdim. “Köy Enstitüleri Destanı” yaratan Köy Enstitülü konuşmacıların çoğunun evden çıkamayacak oluşları, yaşadığım en büyük üzüntüdür. 5-10 yıl sonra, “Aydınlanma Neferleri”nin hiçbiri yaşamda olmayacaktır. Bu nedenle röportajı sürdürmek gerektiği kanısındayım. Amaç; ileriye dönük olarak ülkemiz eğitimine “Köy Enstitüleri Belleği”ni armağan etmektir.

Sonuç: Köy Enstitüleri, aydınlanma meşalesi olarak devrim tarihindeki onurlu ve özenilir yerlerini koruyacaklardır.

(*) Banoğlu, Atatürk, İst.1967

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.