Türk Siyasetinde Bülent Ecevit: Bilinenin Bilinmeyeni(!)…

Cumhuriyet sonrası Türk siyasal yaşamı birçok siyasi figürü ağırladı. Her biri tarafı oldukları siyasi yelpaze ve toplumsal bilinciyle bulundukları dönemin veya sonrasının siyaset değerlerinden hareketle yeniden değerlendirilebilse de genelde kendileriyle özdeş kılınmış tanımlamalarla anılırlar. Toplumdaki bu özdeşlik aynı zamanda hafıza da yer etme tarzı olarak kuşaktan kuşağa aktarılmaktadır. Bu algının birçok örneği mevcut…

EGE HABER 14.11.2019, 19:21
Türk Siyasetinde Bülent Ecevit: Bilinenin Bilinmeyeni(!)…

Daha çok gericilikle itham edilen Abdülhamid’in aslında (bilerek veya bilmeyerek ya da farklı amaçlar barındırsa bile) laik-bilimsel eğitime yapmış olduğu katkıların görülmemesi ya da bilinmemesi… Diğer yandan milliyetçiliğiyle bilinen Ahmet Ağaoğlu’nun liberal demokratlığının azımsanmayacak düzeyde olması veya ahlakı, insani yanı, sekülerliği (laik) ve özellikle milliyetçi aidiyetiyle bilinen Bülent Ecevit’in muhafazakârlık konusunda Türkiye’deki sol, sosyal demokrat ve aydın kesime karşı çıkışı ve konuya ilişkin görüşlerinin arka planda kalması gibi…

Bülent Ecevit, 1950’lerde gazetecilik, 1960’larda Çalışma Bakanı, 1970’lerde CHP genelbaşkanı ve 1980 sonrasının DSP’sinin düşünsel ve siyasal kimliğinin özdeşleştiği portredir. Emek, ulusal çıkar ve ulusal kimlik vurgularıyla Merve Kavakçı’ya yaptığı çıkış; Ecevit denildiğinde akla gelen değerlendirmelerin ana omurgasını oluşturduğunu söylemek yanlış olmaz. Oysaki Ecevit, tek başına bir siyasi partidir; söylemlerinin aksine merkeziyetçi, taşıdığı seküler devlet ve rejim hassasiyeti kadar sol, sosyal demokratların süre gelen muhafazakârlık[1] algısını reddedendir. Ecevit’i genel anlamda bu konu özelinde farklılaştıransa soruna ilişkin tespit, yaklaşım ve önerilerinin niteliğidir. Cumhuriyet’in modernizmiyle kendisini dini aidiyetlerle ifade eden veya bu anlayışa yakın olanların çatışmadığı görüşünde olan Ecevit açısından tüm tarikatların irtica mahiyeti taşıdığı görüşü kabul edilemez. Keza laiklik ve Kemalist düşünce dini değerlerle uyumlu olduğu gibi dini aidiyetlere sahipliğin sağcı/irticacı görülmesi tarihsel hatadır… Benzer şekilde imam-hatiplerin devlet düşmanı yetiştirdiğine yönelik algı içinde geçerlidir. Keza dinsel tartışmaların kaynağı rejim veya siyasallıktan değil; bilakis zorunlu din eğitiminin Sünnilik refleksi içermesi, karşılanmayan mezhepsel talepler ve yönetsel sorumlulukların ifa edilmemesidir. Siyasal İslam tartışmalarının önemli sorunsallarından türban ise ortaöğretim ve devletin başı örtme refleksinin; kamusal görünürlüğün oluşması da bizatihi 12 Eylül’ün neticesidir. Ecevit’in bir diğer öngörüsü ise "tavizsiz laiklik politikasının toplumdaki güçlü dinsel eğilim nedeniyle sürdürülemeyeceği" kanaatidir. Bu amaçla "dindar kesimi/samimi müslümanları incitmeden" aydınların perspektifine sinen ötekileştiriciliği ve dini değerler üzerinden yapılan sömürünün etkisizleştirilmesi için bir takım öneriler ileri sürmüştür. Bu öneriler içerisinde TRT kanallarından birinin din eğitimi için DİB’e bırakılması, memurlar için cuma ve öğle namazlarının teknik düzenlemeyle ele alınabilmesidir. Diğer yandan sekiz yıllık kesintisiz eğitime olan güveninden (kısmen de olsa risk taşıdığını kabul etmekle beraber) hareketle imam-hatip liselerinin düzenlenmesi, Kur’an kurslarını aile iznine ve yaş kriterine bırakan yasal düzenlemeleri savunmuştur.

Türk siyasal yaşamı, demokrasi vurgulu modernizm öncesi toplumsal ilişkilerin şekillendirdiği siyasi aktörlerin (istisnalar fark etmez) varlığıyla şekillenmiştir. Siyasilerin ve toplumun birbirini beslediği böylesi koşullarda rejim ve laik devlet yapısı kurumların kimliğiyle bağdaştırılmıştır. Başka bir ifadeyle devlet kurumlarının yapısı, işleyişi laik devlet kimliğiyle uyumluluğunun devamı öncelik taşımıştır. Buradaki tavrın oluşmasında sol, sosyal demokrat örgütlenmelerin yeterli toplumsal desteği sağlayamamaları ve milliyetçi cephe benzeri siyasal tabloların oluşabilme ihtimalinin de payı vardır. Dolayısıyla Bülent Ecevit’in muhafazakârlığa ilişkin görüşleri ele alınırken bu arka plan göz önünde bulundurulması gerekir. Diğer yandan yukarıdaki görüş ve tavırlar içselleştirilmiş olabileceği gibi siyasal iktidarı sağlayacak toplumsal desteğine yönelik pragmatizm de olabilir. Kanımca Ecevit’te bu iki yön de mevcuttur. Tarihsel mahiyette siyasal İslam karşıtlığı üzerinden toplumun dışlanan, ötekileştirilen ya da yaftalanan bir kesimine yönelik taşıdığı hassasiyet kadar laik demokratik rejimin korunması ve sürdürülmesini de içselleştirmiştir. Bir farkla ki, o da topluma ilişkin gelişmelerin salt tek başına iktidar düşüncesine dayandırılarak, siyasal tabanı genişletme üzerine kurulmuş olmasıdır. Bu durum farkında olunsun veya olunmasın; toplumu idrak etme de gerçekçilikten uzaklaşmakla sonuçlanmıştır. Böylesi bir tablo da tek başına iktidar olmak; olunamıyorsa iktidar ortağı olarak balans işlevi görmek tercih edilendir. Ya da rejim ve laik devlet yapısı sürdürülebildiği veya en azından irtica tehdidi izlenimi oluşmadığı sürece tartışma konusu yapılmamıştır.

Türkiye’nin siyasal ve toplumsal gelişimi içinde söylemsel değerleriyle sol aidiyetli, sosyal demokrat olarak anılan Ecevit, gerekçesi ne olursa olsun, demokrat olmaktan uzaktır. Toplumun belirli kesiminde sempati uyandırmış bu siyasi figür; tek adamcı, popülist tavrıyla toplumsal gelişimin mahiyetini göz ardı eden yönleriyle kıymetli bir örnektir. Özellikle günümüz merkez solu için Türkiye’deki siyasi sıkışmışlığı, otoriterliği, tek adamlığı, gerçeklikten uzaklık gibi değerleri sağ siyasetle bütünleştirmeden önce sorunların kaynağına yönelik fikri kalıplardan sıyrılmanın ve özeleştiri yapabilmenin gerekliliğini kavrama farkındalığı için gerekli malzemeyi sunmaktadır…

[1] Türk siyasal yaşamında Muhafazakârlık tartışmalarının içeriği aslında bir modernleşme ve rejim sorunsalı ekseninde ele alındığı söylenebilir. Çünkü burada tartışma konusu yapmış olduğumuz hususlar her ne kadar muhafazakârlık ideolojisinin bir parçası olsa da tartışmanın boyutu dikkate alındığında, kavramın içeriği, modern bir ideoloji bağlamından ziyade çoğunlukla modernleşmenin siyasal kimliğine bağlı yönlerin daha ön plana çıkarıldığını görmekteyiz. Bu nedenle muhafazakârlık, özellikle irtica ve siyasal İslam gibi kavramsallaştırmalara yapılan vurguların genel bağlamıyla sınırlı olarak kullanılmaktadır.

Yorumlar (0)