31 Mart’tan 24 Haziran’a

Siyaset okumaları, bazı istisnalar hariç belirgin şekilde içinden çıktığımız toplum kesiminin izlerini taşır. Buradaki izler bazen oluşan veya oluşmakta olan değişimi aleni şekilde dışarı yansıtmayabilir. Örneğin genelde yıllardır İzmir’i yöneten CHP ile toplumun geneli arasındaki tutarlı düşünsel uyum (farklı hususlar tartışmaya açık olmakla beraber) belirtmiş olduğum durumu görmeye pek uygun değildir.

EGE HABER 08.11.2019, 13:16
31 Mart’tan 24 Haziran’a

Oysaki İstanbul örneği hem farklı kimlik potansiyeli hem de iktidar tarafından yönetiliyor olmanın yanı sıra birçok hususta öncelik taşıyan bir kent olarak bir yandan 31 Mart’tan 24 Haziran’a giden süreci tahlil etmeye daha uygun diğer yandan daha görünür olan bir kopuşun verilerini sunmada daha cömerttir.

Türk siyasal yaşamı, AKP ile birlikte Kemalist tek parti sonrasının en uzun siyasal iktidar sürecini yaşadı. Bunun ortaya çıkmasında farklı cenahlarda farklı ve bir o kadar da indirgemeci yaklaşımlar (kalıplaşmış) ortaya koyuldu. Bu uzun soluklu iktidar koşusunda; iktidar politikaları, toplumsal kesimlerin birikimleri, iktisadî kazanımlar gibi birçok etmen etkili oldu. Buradaki etmenler kadar önemli bir kesit ise siyasetin yönünü tayin edemeyen, toplumsal kamplaşmalarda bulunduğu sahanın dışına çıkmaya cesaret edemeyen muhalefettir. Kısır yaklaşım ve metotlarıyla kendi kabuklarında yeniden harmanladıkları söylemleriyle değişen ve değişmesi gereken hususları okuyamadılar, dolayısıyla müdahale edemediler. Bu durumda siyasal mecra ve basın gibi tekel yapılarda ön plana çıkan aktörler bir yanda muhafazakâr diğer yandan hegemonikleşen (baskınlaşma) söylem ve yaklaşımlarıyla siyasal alanın ruhunu stabilleştirme çabasıyla süreklilik oluşturmaya çalıştılar.

Oysaki Türkiye’nin ağır aksak ilerleyen toplumsal dönüşümü bu uzun iktidar dönemiyle belirli bir konsolidasyona tabi olmuş olsa da sosyal ve kültürel yapı da bir o kadar keskin çatlaklar yarattı. Farklı toplumsal birimlerde farklı düzeylerde hissedilen ve bazen ayrıştıran bazen bütünleştiren boyutlarıyla bu çatlaklar, temel de toplumsal formu (yurttaşta süregelmiş olan aidiyetalgı ve beklentilerin yeni nesillerle beraber aşınması) yeniden şekillendirdi. Burada günlerce medyada, tartışmalarda, sosyal medya sahalarında öne çıkarılmış olan hususlardan ziyade odaklanılması gereken husus toplumsal değişim ve dönüşümün kendisidir. Diğer bir ifadeyle sosyal yapısı, sosyolojisi geçmişin siyasal söylemlerine yön veren değerlerden ayrışan yeni bir toplumsal kimlik siyasal alana sirayet etmektedir. Geziyle gün yüzüne çıkan bu sosyal ve kültürel kopuşun kendisi anakent gibi daha heterojen kimliklerin yer aldığı mekânlarda daha hissedilebilir durumdadır.

Yukarıda belirtmiş olduğumuz çerçeveden hareketle 31 Mart 2019 yerel seçimlerine bakacak olursak, anakent belediye yönetimlerinin el değiştirmesinde farklı siyasal oluşumların farklı beklenti ve amaçlarına göre almış oldukları kararlar ve bloklaşmanın etkisi inkâr edilemez. Diğer yandan seçim değerlendirmesinde ön plana çıkan kamplaşma, söylem ve taktikler üzerinden yapılan okumalara karşın asıl husus seçim sonuçlarında kadrajın dışında bırakılan ve pek dikkate alınmayan toplumsal yapıdaki sosyal değişimin varlığıdır. Bu iddianın iki dayanağı vardır. İlki özellikle İstanbul seçimlerinin 31 Mart’tan 24 Haziran’a taşınmasıyla ortaya çıkan oy farkı kadar eğitim ve yaş hususların dışında beklentileri artan bir seçmen kademesinin oy dağılımıdır.

İkincisi ise değer yargıları ve yaklaşımları değişen bu kitlenin ağırlığının arttığı ortamlarda merkez sağ seçmenin oransal olarak zayıflamasıdır. Bu iddia anakent ve ilçe belediye seçimleri sonuçlarının zıtlık içermesi nedeniyle doğru görülmeyebilir. Ancak siyasal algıların güçlü olduğu toplumda bir arayışın varlığına, söylem, tavır, yaklaşım ve üslubun niteliği kadar sorunlara yönelik vurguların ön plana çıkması pragmatizmi de beraberinde getirmiştir. Buradaki tabloyu toplumun bünyesinde ortaya çıkan dönüşümün göstergesi olarak okumak, siyaset ve siyasetin doğasındaki değişimi anlama da diğer etmenlerdeki değişim ve dönüşümün kendisini anlamaktan daha önemlidir. Çünkü siyasetin dili, üslubu, aktörü vb.lerinin değişmesine karşın bu değişime cevap verecek uygun bir toplumsal kesim/tabaka yoksa anlamsızlık kaçınılmazdır.

Benzer şekilde iktidar söylemlerinin mahiyeti, kullanılan gücün kaynakları dikkate alındığında da toplumsal yapının sosyal sermayesinde (kişi veya kişilerin pragmatik veya doğrudan değişimi fark etmeksizin) geri dönüşü olmayacak filizlenmelerin olduğu rahatlıkla okunabilmektedir. Dolayısıyla yerel seçimlerde (özellikle İstanbul) ortaya çıkan tablo, toplumun bileşenlerinin olabildiğince sabitlendiğine yönelik görüşler ve siyasal yelpazelerdeki yaklaşımların kendi değer yargılarına göre yorumlamalarından ziyade farklı toplumsal kesimlerdeki harmanlamadır. Buradaki harmanlama bir yandan siyasetin geleneksel ayrışmasını temsil eden değer yargılarını taşıyanlarda diğer yandan mensubu olduğu toplum kesiminden çok boyutlu bir gerekçeler silsilesi nedeniyle ayrışan/kopan nesillerin öngördükleri yaklaşımların sonuçlarını taşımaktadır.

Bu nedenle değişen siyasetin dili, yapılmak istenen, bulunulan konum, otoriterlik, ötekileştirici unsurların farklı tonlardaki tezahürü değil, bu tezahürlerin hitap edildiği muhataplarının normal kabul edilen veya alışılagelmiş olan her şeyden bağımsızlaşmasının yansımalarını taşımaktadır. Dolayısıyla siyasal ve toplumsal sonuçları bu olgu üzerinden okumak gerek yerel seçimlerin anlaşılmasını gerekse toplumdaki dönüşümü görebilmek açısından daha faydalı olacaktır.

Yorumlar (0)