ÇOCUK Köşesi

“GÖZLEMCİ ETKİSİ” ve özellikle de ÇİFT YARIK DENEYİ’ni duydunuz mu?



Bu deney, kuantum dünyasının en çarpıcı örneklerinden biridir.
Kısaca mantığı şu:
Bir parçacık — örneğin elektron ya da foton — gözlemlenmezken dalga gibi davranıyor. Yani aynı anda birden fazla olasılıkta varmış gibi hareket ediyor. Ama onu “hangi yoldan geçti?” diye ölçmeye başladığınız anda davranışı değişiyor. Dalga davranışı kaybolup daha çok “parçacık” gibi davranmaya başlıyor.
Yani:
Gözlenmediğinde farklı, gözlendiğinde farklı sonuç veriyor.
Bu yüzden kuantum fiziğinde şu soru ortaya çıktı:
“Gerçeklik, gözlemden bağımsız mı?”
Tabii burada “insan bakınca evren değişiyor” gibi mistik bir anlamdan çok; ölçüm yapmanın sistemin kendisini değiştirmesi meselesi var.
Bununla bağlantılı başka kavramlar da var. Mesela Schrödinger’in Kedisi…
Gözlem yapılana kadar birden fazla durumun aynı anda var olması fikri.

Burada söylediğimiz şeyi “Kuantum gerçekten çocuk davranışını açıklıyor” gibi bilimsel bir iddia olarak değil; çocuk gelişimini anlatan güçlü bir metafor olarak kurmak daha doğru olur.
Benim yıllardır gözlemlediğim şey şu:
“Çocuk hangi yönüyle sürekli görülüyorsa, zamanla o kimliği büyütebilir.”
Bir çocuk sürekli:
• “dürtüsel,”
• “zor,”
• “problemli,”
• “yerinde durmuyor”

gibi etiketlerle izlenirse, bir süre sonra kendisini o aynadan görmeye başlayabiliyor.

Ama aynı çocuk:
• “yaratıcı,”
• “yüksek potansiyelli,”
• “farklı düşünen,”
• “liderlik eğilimi olan,”
• “derin düşünen”

yönleri üzerinden görülürse, davranış sistemi de değişebiliyor

Çünkü çocuğa dair beklenti, çocuğun performansını etkiliyor.
Öğretmenin, ebeveynin ve sistemin çocuğa nasıl baktığı; çocuğun kendini nasıl inşa ettiğini de etkiliyor.
Size bir öğrencimden bahsedeceğim.
Adı Ömer’di.
Bana geldiğinde, anlaşılmak isteyen ama konuşmakta zorlanan beş yaşında bir çocuktu.
Ailesi okulda problem yaşadıklarını söyledi. Öğretmeni psikoloğa yönlendirmişti.
Rehberlik bölümünden de destek alıyorlardı. Ama o kadar çok yorum yapılmıştı ki…
Aile artık çocuklarının her hareketine anlam yüklemeye başlamıştı. Her davranış analiz ediliyor, her tepkiye bir sebep aranıyordu.
“Sakin olun,” dedim. “Oğlunuz sadece beş yaşında.”
“Hocam, yorulduk,” dediler.