Tarih boyunca bu çocuklar hep vardı, sadece onlara açıklama biçimimiz değişti. Bugün “hareketli”, “dürtüsel”, “yerinde duramayan” dediğimiz çocuklar insanlık tarihinde de vardı. Filozoflar bunları; taşkın karakter, hareketli ruh, disiplinsiz enerji gibi kavramlarla anlamlandırmaya çalıştı.
Aristotle çocukların aynı yaratılışta olmadığını söylüyordu. Bazı insanların daha coşkulu, daha hareketli ve daha dürtüsel olduğunu düşünüyordu. Ona göre mesele çocuğun doğasını kırmak değil, onu dengelemekti. Yani soru şuydu: “Bu enerjiyi nasıl erdeme dönüştürürüz?” Bugün de mesele aslında hâlâ aynı.
Antik Yunan’da fazla hareketli ya da taşkın çocuklar kötü değil, yaşam enerjisi yüksek çocuklar olarak görülebiliyordu.
Socrates çok soru soran, yerinde duramayan, otoriteyi rahatsız eden zihinleri küçümsemiyordu. Çünkü ona göre düşünce biraz huzursuzlukla başlıyordu. Yani bugün “çok konuşuyor”, “çok hareket ediyor”, “sürekli kurcalıyor” dediğimiz bazı özellikler, başka dönemlerde merak, canlılık ve yaratıcı enerji olarak okunabiliyordu.
Orta Çağ’da ise disiplin daha önemli hale geldiği için hareketli çocuklar daha çok “itaatsiz” gibi görülmeye başlandı.
İnsanlık tarihi boyunca bazı çocuklar hep “fazla” bulundu: fazla hareketli, fazla meraklı, fazla yoğun… Ama her çağ o çocuklara kendi dilini verdi: taşkın, yaramaz, haylaz… Bugün ise dürtüsel, regülasyon arayan, yüksek uyaran ihtiyacı olan çocuk diyoruz.
Ama aynı çocuk, bulunduğu çevreye göre bambaşka hayatlara dönüşebildi.
Antik Yunan’da aşırı enerjili çocuklar beden eğitimine, spora, tartışmaya ve sanata yönlendirilmeye çalışılırdı. Çünkü enerji bir tehlike değil, yönlendirilmesi gereken bir güç olarak görülürdü.
Bugünkü okul sistemi ise büyük ölçüde aynı yerde oturma, uzun süre dikkatini sürdürme, sessiz kalma ve standart ritme uyma üzerine kurulu olduğu için bazı çocuklar daha görünür hale geldi.
Belki de bazı çocuklar bozulmadı. Sadece sistemle daha fazla sürtünmeye başladı. Çünkü bazı çocuklar yanlış çevrede problem gibi görünürken, doğru çevrede yeteneğe dönüşebilir.
Şimdi tarihten birkaç örnek…
Diogenes sadece farklı değildi. Toplumun normlarına sığmayan, sistemle sürekli çatışan, alışılmış davranmayan biriydi. İnsanlar onu tuhaf, deli, saygısız, aşırı ve kontrolsüz gibi görüyordu. Ama aslında o, toplumun yapay kurallarına karşı radikal bir duruş sergiliyordu. Fıçıda yaşaması bile bir semboldü: “Toplumun bana dayattığı şeylere ihtiyacım yok.”
Bugün yaşasa muhtemelen insanlar ona uyumsuz, dürtüsel, sosyal kurallara dirençli ya da karşıt davranışlı gibi tanımlar kullanacaktı. Ama tarih onu “problemli biri” olarak değil, düşünce tarihinin en özgür figürlerinden biri olarak hatırladı.
Mesela Nikola Tesla… Tesla çocukluğundan itibaren aşırı yoğun bir zihne sahipti. Takıntılı tekrarları vardı, uyku düzeni farklıydı. Aynı anda birçok şey düşünüyordu ve sosyal olarak alışılmış biri değildi. Döneminde birçok insan onu “acayip” buldu. Ama bugün modern dünyanın temel teknolojilerinin altında onun düşünce biçimi var.
Vincent van Gogh yaşadığı dönemde büyük ölçüde anlaşılamadı. Yoğun duyguları, taşkın ruh hali, dünyayı aşırı hissetmesi ve uyumsuzluğu vardı. Hayatı boyunca “sorunlu biri” gibi görüldü. Bugün ise insanlık tarihinin en güçlü sanatçılarından biri olarak kabul ediliyor.
Belki de bazı insanlar çocukluklarından itibaren “fazladır.” Fazla hisseder, fazla düşünür, fazla hareket eder, fazla sorgular. Toplum önce onları düzeltmeye çalışır. Bazen de tarih dönüp onların neden farklı olduğunu anlamaya çalışır.
Çünkü tarih biraz da aykırı beyinlere borçludur. İnsanlık; çok soru soran, sınırları zorlayan, kalıplara sığmayan zihinler sayesinde hep keşfetme ihtiyacı hissetti. Ve belki de tarih, en çok da farklı düşünmeye cesaret eden çocukları hatırladı.