Hadi bugün dürüstlük masasına oturalım. Çekmecenizde, telefonunuzun notlar uygulamasında veya zihninizin o en güvenli, arka odalarında kaç tane "milyon liralık" fikir yatıyor?
"Şu uygulamayı yapsam kesin tutar", "Şirkette şu projeyi hayata geçirsek pazar payını katlarız", "Kendi danışmanlık işimi kurmak için harika bir konsept buldum"… Tanıdık geldi mi? Eminim hepinizin gece yarısı yatağından heyecanla fırlayıp kağıda döktüğü, etrafındakilere anlatırken gözlerinin parladığı o muazzam fikirleri vardır. Hatta o fikirler için domain isimleri satın alınmış, logolar çizilmiş, defalarca tablolarda finansal projeksiyonlar yapılmıştır.
Peki sonuç? Aylar, belki yıllar geçer. O mükemmel fikir, çekmecenin karanlık köşesinde tozlanmaya devam eder. Ta ki bir gün, başka birinin sizin o "harika" fikrinizi hayata geçirdiğini ve pazarı domine ettiğini görene kadar. O an ağzınızdan şu klasik cümle dökülür: "Bunu ilk ben düşünmüştüm!"
İş dünyasındaki 25 yıllık saha tecrübem ve binlerce saatlik koçluk seanslarım bana çok net bir şey öğretti: Piyasalar sizin ne düşündüğünüzle veya ne kadar zeki olduğunuzla ilgilenmez. Fırsatı görmek sizi vizyoner yapabilir, ama sizi girişimci ve kazanan yapacak tek bir şey vardır: Harekete geçmek.
Peki bizi durduran ne? Neden bu kadar zeki, donanımlı ve hevesli olmamıza rağmen ilk adımı atamıyoruz? Sorunun cevabı sermaye eksikliği veya zamansızlık değil; kafatasınızın içindeki o kusursuz biyolojik makinede, beyninizde yatıyor.
Mükemmeliyetçilik: İlkel Beynin En Şık Kamuflajı
Birçoğumuz eyleme geçmememizi "mükemmeliyetçilik" ile açıklıyoruz. "Henüz tam hazır değilim", "Şartlar olgunlaşsın", "Biraz daha araştırma yapmam lazım" diyerek kendimizi kandırıyoruz. NöroGirişimcilik perspektifinden baktığımızda, mükemmeliyetçilik bir erdem değildir; amigdalanızın (beyninizin korku merkezi) üzerine giydiği çok şık bir smokindir!
İnsan beyni, yenilikten ve belirsizlikten ölümüne korkar. Evrimsel olarak "kayıptan kaçınma" eğilimine sahibiz. Beynimiz için kazanmanın verdiği haz, kaybetmenin verdiği acının yanında sönük kalır. Yeni bir işe girişmek, o projeyi patrona sunmak veya kendi girişiminizi başlatmak beyniniz için bir "belirsizlik" yani "tehdit" demektir.
İşte tam bu noktada beyniniz size bir oyun oynar. Sizi doğrudan durdurmak yerine, mantıklı bahaneler üretir. Sizi sonsuz bir "planlama ve araştırma" döngüsüne sokar. Çünkü plan yapmak güvenlidir; sahaya inmezseniz, reddedilmezsiniz, batmazsınız, başarısız olmazsınız. Ancak unutmayın; hiç batmayan tek gemi, limandan hiç ayrılmamış olandır.
Dopamin Tuzağı: Plan Yaparken Kendini Başarılı Sanmak
Beynimizin ödül kimyasalı olan dopaminle ilgili büyük bir yanılgı var. Dopamin sadece işi bitirdiğinizde değil, o işin hayalini kurduğunuzda ve planını yaptığınızda da salgılanır.
Yeni girişiminiz için kartvizit tasarladığınızda, markanıza isim aradığınızda beyniniz dopamin salgılar ve size "Harika, çalışıyoruz, ilerliyoruz!" hissi verir. Ama aslında sahada hiçbir şey yapmamışsınızdır! Tek bir müşteriyle konuşmamış, tek bir satış yapmamış, gerçek hayatın o soğuk duşuyla yüzleşmemişsinizdir. Dopamin sahte bir tatmin yaratır ve siz o "hazırlık" aşamasında yıllarınızı harcarsınız.
Bu yüzden beyin temelli dönüşüm süreçlerinde katılımcılarıma hep şunu söylerim: Masadan kalkın! Müşteriyi sadece kitaplardan değil, sokaktan, toplantı masalarından, pazarlama sahasından öğrenmek zorundasınız. Fikrinizi bir an önce sokağa indirin.
NöroGirişimci Olmak: Eylem Kasını Geliştirmek
Bir girişimci veya kurum içi girişimci olarak başarıya ulaşmak istiyorsanız, beyninizin bu güvenlik duvarlarını "hacklemek" zorundasınız. Zihninizi eyleme geçirmek için şu 3 NöroStratejiyi hayatınıza entegre edin:
%70 Kuralını İşletin: Prefrontal korteksiniz her şeyin %100 kusursuz olmasını bekler. Beklemeyin. Fikriniz, ürününüz veya sunumunuz %70 hazır olduğunda sahaya çıkın. Reid Hoffman'ın harika bir sözü vardır: "Eğer ürününüzün ilk versiyonundan utanmıyorsanız, piyasaya çıkmakta çok geç kalmışsınızdır." Kalan %30'u, beyninizin en güçlü özelliği olan nöroplastisite (yolda öğrenme ve adaptasyon) sayesinde müşteriden gelen geri bildirimlerle düzelteceksiniz.
"Ya Olmazsa?" Sorusunu "Ya Olursa?" ile Değiştirin: Amigdalanız sürekli en kötü senaryoyu üretir. Felaket senaryoları yazmak beynin varsayılan ayarıdır. Bu varsayılan ayarı bilinçli bir çabayla değiştirin. Kendinize her gün şu koçluk sorusunu sorun: "Bu adımda başarısız olursam kaybedeceğim en büyük şey ne? Peki ya başarılı olursam kazanacağım şey ne?" Göreceksiniz ki, asıl büyük risk, hiçbir şey yapmadan beklemektir.
Kararları Küçültün : "Şirket kuracağım" fikri beyniniz için devasa bir yüktür ve bilişsel felç yaratır. Hedefleri beynin korkmayacağı kadar küçük parçalara bölün. Bugünkü eyleminiz şirket kurmak değil, sadece pazar araştırması için 3 potansiyel müşteriyle kahve içmek olsun. Beyin bu küçük eylemi tehdit olarak algılamaz ve yapmanıza izin verir. Eylem, motivasyonu doğurur; motivasyon değil.
Şimdi hemen o çekmeceyi açın. İçinde yatan, yıllardır kusursuzlaşmasını beklediğiniz o fikri çıkarın. Bugün, hemen şimdi, o fikir için sadece 10 dakikanızı alacak ama sizi "planlama" illüzyonundan çıkarıp "gerçek sahaya" itecek tek bir eylem yapın. Bir e-posta atın, bir telefon görüşmesi ayarlayın veya o ilk satırı yazın.
Unutmayın; daima söylediğim gibi: Bilmek değil, yapabilmek kazandırır. Hayal edenler uyumaya devam eder, eyleme geçenler ise dünyayı değiştirir. Sıra sizde!