02.12.2019, 13:30

ATATÜRK'ÇÜ OLABİLMEK 6. Bölüm

Gazi Mustafa Kemal Atatürk, tarihimizin kaydettiği en büyük kahramanlardan biri, önder, rehber, dahi, Türk Milletinin yeniden doğuşunu, yok edilemeyeceğini bütün dünyaya ispat eden, Türkiye Cumhuriyeti Devletimizin kurucusu. O, Türkçü, Türk Milliyetçisi, Devletçi, Halkçı, Cumhuriyetçi, Yenilikçi, Laik, geçmişi irdeleyip geleceğe yön veren Büyük Devlet Adamı.
Türkiye de, milli ve manevi yapımızı oluşturan Türk Milliyetçiliği ve İslam karşıtı, materyalist düşünce yapısına sahip, kendilerini aydın sıfatı ile süsleyen, maalesef bürokraside üst görevlere çıkabilen, milletvekili olabilen, siyasi partilerde kendilerini temsil ettirebilen bazı kişiler, yazarlar, görsel ve yazılı medyada yer bularak görüş ve düşüncelerini Atatürk'e mal edebilmişler ve bu sayede toplumu etkileyebilmişlerdir. Bu etkileşme etki ajanlarının da çalışmaları ile toplumun azımsanmayacak bir kesiminde Atatürk'ün din karşıtı olduğu inancını yerleştirebilmişler, neticede siyasetten ve ticaretten kullanılabilen bir meta haline getirebilmiştir.
Bu durumda yapılması gereken her yönü ile tanımamamız gereken Atatürk'ü özellikle İslam dini ile ilgili düşüncelerini, yaptıklarını bilmek gerekir.


Atatürk, gerek aile çevresi, gerek eğitimi ve gerekse okumaya, öğrenmeye olan eğiliminden dolayı iyi bir dini bilgiye, saf, temiz ve sade bir din anlayışına sahipti. İslam dininin özüne ters olarak hurafeleri dine sokan, İslam'ın sadeliğine, canlı, yapıcı, hamleci ruhuna karşı çıkanlar, dini, siyasi ve dünyevi çıkar amacı olarak kullananlara karşı çıkmış ve onlar ile amansızca mücadele etmiştir. O, Kur'an-ı Kerim'i tercüme ve tefsir edebilecek ölçüde Arapça bilgisine, din kültürüne gerek seviye ve gerekse içeriği itibari ile sahipti. Liseler için yazdırdığı tarih kitaplarının ''İslam Tarihi'' bölümünü bizzat kaleme almıştı.
Atatürk, 7 Şubat 1923'te Balıkesir Zağanos Paşa Cami'ndeki hutbelerinde ''Ey Millet! Allah birdir,şanı büyüktür. Allah'ın selameti, sevgisi ve hayrı üzerinizde olsun. Peygamber Efendimiz (S.A.V) hazretleri, Cenab-ı Hak tarafından insanlara dini hakikatleri tebliğe memur ve resul olmuştur. Koyduğu esaslar, kanunlar cümlemize malumdur ki, Kur'an-ı Azimüşşandaki husustur. İnsanlara feyz ve ruh vermiş olan dinimiz son dindir, en olgun dindir. Çünkü dinimiz akla, mantığa ve hakikate tamamen uyar. Eğer akla, mantığa, hakikate uymamış olsaydı, bununla diğer ilahi ve tabii kanunlar arasında bir tezat olması icabederdi. Çünkü alemin maddi ve manevi kanunlarını yapan Cenab-ı Haktır...''
1923 yılında;
''Türk milleti daha dindar olmalıdır, yani bütün sadeliği ile dindar olmalıdır demek istiyorum. Dinime, bizzat hakikate nasıl inanıyorsam, buna da öyle inanıyorum. Şuura aykırı, ilerlemeye mani hiç bir şey ihtiva etmiyor...''
''Milletimiz din ve dil gibi kuvvetli iki fazilete maliktir. Bu faziletleri hiç bir kuvvet, milletimizin kalbi ve vicdanından çekip alamamıştır ve alamaz...''
''Bizim dinimiz, milletimize, aşağılık, miskin ve hor görülmeyi tavsiye etmez. Aksine Allah da Peygamber de insanları ve milletlerin yücelik ve şereflerini muhafaza etmelerini emreder...''


1930 yılında;
''Din lüzumlu bir müessesedir. Dinsiz milletlerin devamına imkan yoktur. Yalnız şurası var ki, din, Allah ile kul arasındaki bağlılıktır. Mutaassıp İslamcıların din simsarlığına müsaade edilmemelidir. Dinden maddi menfaat temin edenler, iğrenç kimselerdir. İşte biz bu vaziyete muhalifiz ve buna müsaade etmiyoruz...''
''Din vardır ve lazımdır. Temeli çok sağlam bir dinimiz var. Malzemesi iyi, fakat bina, uzun asırlardır ihmale uğramış. Harçlar döküldükçe yeni harç yapıp binayı takviye etmek lüzumu hissedilmemiş. Aksine olarak bir çok yabancı unsur, tefsirler, hurafeler, binayı daha fazla hırpalamış. Bugün bu binaya dokunulamaz, tamir de edilemez. Ancak zamanla çatlaklar derinleşecek ve sağlam temeller üzerinde yeni bir bina kurmak lüzumu hasıl olacaktır...'' demişlerdi.
Selam ve Dua İle!....

Yorumlar (0)