Çok tanrılı dinler döneminde insan yaşamından alınan öyküler dramatize edilerek tanrısal sahnelere dönüştürülmüştür.

Bu yazıdaki konumuz da böyle bir öyküdür. Kahramanlarımız yeraltı tanrısı Hades, bereket tanrıçası Demeter ve kızı Persefone’dir

Mitolojik öyküye göre: Persefone, kırlarda çiçek toplarken toprak korkunç bir gürültüyle yarılır. Yarıktan yeraltı tanrısı Hades dört kara atın çektiği kapkara arabasıyla çıkıverir güzel kızın karşısına… Hades Persefone’yi kucakladığı gibi yerin altındaki sarayına kaçırır.

Anası Demeter dokuz gün dokuz gece dağ tepe demeden dolaşır…

Ağzına ne ambrosia (tanrıların ölümsüzlük aşı) koyar, ne de nektar (tanrıların ölümsüzlük şarabı)... Sonunda Güneşten öğrenir gerçeği: Persefone yeraltında ölü gölgeler ülkesine kaçırılmıştır.

Demeter bereket tanrıçası olarak, doğaya sunduğu bütün armağanlarını topraktan çekip alır. Kızını buluncaya kadar, doğa insanlara hiçbir şey vermeyecektir. Yeşil çayırlarla ve bin bir çiçekle bezenmiş toprak birden buzlarla kaplanır, donmuş bir bozkıra döner.

Sonunda Zeus, baş tanrı olarak duruma el koyar. Persefone’nin, anası Demeter’e geri verilmesi gerektiğini ya da bir orta yolun bulunmasını söyler.

Hades üzgündür ama Zeus’un buyruğunu da yerine getirmesi gerektiğini bilmektedir. Sonuçta, Persefone anasının yanına yeryüzüne dönerken, Hades ona, kendisini unutmasın diye büyülü bir nar tanesi yedirir.

Artık bundan böyle, Demeter ile Hades arasında paylaşılamayan Persefone’nin yaşamı, Olimposlu Tanrıların hakemliğinde yeniden düzenlenmiştir. Buna göre; Persefone yılın üçte birinde karanlıklar ülkesinde Hades’in yanında olacak, üçte ikisinde de anası Demeter’in yanında kalacaktır.

Bu aslında, mevsimlerin oluşumunu anlatan güzel bir öyküdür. İşte o günden bugüne mevsimlerin döngüsü durmaksızın sürer gider… Güzeller güzeli Persefone, yer altına Hades’in yanına indiği zaman, kederli anası Demeter, doğanının rengini soldurur, kışı getirir. Özlemle beklediği kızına kavuştuğu zaman ise doğa uyanır, ağaçlar meyveye durur, tohum toprakta sarı başaklı buğdaya döner, her yerde bolluk ve bereket olur; bahar gelir, yaza döner…

Bu mitolojik öykü sanat değeri yüksek bir kabartma kuşağında, Pamukkale (Hierapolis) tiyatro kabartmaları içinde yerini almaktadır.

bu sahnede ortada yer alan Aphrodit ve Athena figürleri hem kaçırma olayının tanıklığını, hem de Olimposlu Tanrıların arabuluculuğunu ve hakemliğini anlatmaktadır. Belki de Afrodit, Hades’in Persefone’ye duyduğu aşkı ve sevgiyi; Athena da, Demeter ile Hades’in uzlaştırılmasındaki doğru kararı, aklı simgelemektedir. Çünkü Afrodit güzellik ve aşk tanrıçasıdır. Athena da babası Zeus’un alnından doğduğu için akıl tanrıçasıdır.

En sonda yer alan atlı kompozisyon sanatsal değeri en yüksek kabartma grubunu oluşturmaktadır.

Hades, Persefone’yi kucaklayıp kaçırmaktadır. Atların dizginlerini ise Eros tutmaktadır. Eros, bu olayın özünde yatan cinsel arzuyu simgelemektedir. Atların önünde kız kaçırmada yol göstericilik yapan figür haberci tanrı Hermes’tir.

“Kocasının karısı” olmakla “anasının kızı” olmak arasındaki o müthiş dengeyi tutturabilmek inanılmaz bir duygudur.

Her şeye rağmen bu öykünün adı akıl ve aşk yani mutlu son olmalıdır!

Nizami ÇUBUK

ncubuk@msn.com

www.nizamicubuk.com

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.