18.11.2019, 00:37

Agora’yı kazanlar nasıl kaçtılar?..

Çocuk hatıralarımda İzmir Agorası da yüreğimde önemli yer tutar..

Annem ve talebeleri ile birlikte, Kadifekale’yi gezdik­ten sonra yürüyerek birçok yokuşu inerek Agora’ya gelir­dik. An­nem Agora’nın kapısından içeri girdiğimizde, “Koş hemen, dedeni bul, elini öp..” derdi. Toprak yığınları ve yana yatmış mezar taşları, antik sütun gövdeleri arasından koşarak geçer, Agora kazı alanında fır dönerdim, güya de­demi arardım.

Dedem, Namazgah Sübyan Mektebi, daha sonra ise cumhu­riyette Misaki Milli Mektebi Başöğretmeni Hilmi Dö­lek Efendi’ydi. Agora kazılarını yürüten Kantarağası Selahat­tin Efendi’ nin yakın arkadaşıymış..

İlginç olaylar geçmiş başlarından.. Agora kazılarını, ön­celeri, her sabah İzmir hapishanesinden gardiyan neza­retinde ödünç alınan birbirlerine zincirli mahkumlar ger­çek­leştirmiş­tir. Vali Kazım Dirik Paşa, bu mahkumları birer gün­lüğüne Arkeolog Selahattin Efendi’ye ödünç verip, gü­neş batmadan geri alırmış hapishaneye.. Agora’mıza ilk kazmaları vuran, Bazilika’yı ortaya çıkaran, Demeter ve Poseidon hey­kellerini toprak altında bulan, yine toprağın üstündeki İslam kabir taş­larını en baştan kıyıya taşıyıp ko­ruma altına alan bu mah­kumlardı, haklarını yemeyelim.. Bir yağmurlu öğle yemek molası esnasında gardiyanı te­peleyen mahkumların hepsinin birden tabana kuvvet kaça­rak ortadan kaybolmaları, Vali Bey’i küplere bindirmişti. Bu olaydan sonra kazılara mahkum ver­mek yasaklandı.

Kazı alanının dibinde Misakı Milli Mektebi vardı. Arkeolg Selahattin Bey, dede­min okuldaki müdür odasına gelir, üzün­tüsünden kahrolmuştur. İki arkadaş dertleşirler. Dedem ustalıkla ve şefkatle arkeoloğu teselli eder. Yerin­den kaldırıp, okulun son sınıflarına götürür, en arka sıra­larda toplanmış babayiğit öğrencileri gösterir. Bunlar iri yarı, kö­mürcü ve fırıncı çırakları, hamal, manav, kasap yardımcıları, mahallenin yaşı geçmiş dövüşken ve ka­ba­dayı çocukları, ha­mam tellaklarıdır. Dedem, “Haydi bu pehlivanları sana ödünç veriyorum, hepsi güçlü kuvvetli­dir, istediğin kadar al, ancak öğle yemeklerini yine kazı alanında yesinler” deyip, Selahattin Bey’i müthiş sevindi­rir..

Böylece Misakı Milli Mektebi azılı öğrencileri kazma kü­reklere asılırlar. Mahkumların bıraktığı yerden bu kez öğren­ciler kazıyı sırtlar.. Artık dedem de, Selahattin Bey’in gönüllü muavinidir. Dedem ölünce, ardından gazetelerde yazı yazan Asım Kültür gibi, ona da teşekkür ediyorum. İşte böylece, Kadifekale’den aşağı inip Agora kazı alanına geldiğimizde, annemin kışkırtması ile dedemin sıcacık ku­cağına atlamak ister, alanda boş yere dedemi arardım.. Halbuki o yıllarda çoktan ölmüştü.. İzmir’i yazma sevdam, Kadifekale’den, Agora’dan başlıyor değil mi?..

Yorumlar (0)