Deprem anlarında ve sonrasında yaşanan zorluklar, medyanın karşı karşıya kaldığı baskılar ve etik sorumluluklar üzerine önemli açıklamalarda bulundular. Ferit Demir, deprem anlarında sahada karşılaştığı zorlukları dile getirirken, gazetecilerin gördükleri gerçekleri kamuoyuna aktarma sorumluluğunun altını çizdi. Ancak bu süreçte, medya kuruluşları ve yetkililerin sansür baskısıyla karşılaştıklarını vurguladı. Enkaz başında yardım ekiplerinin eksikliğinden bahseden Demir, bu gerçeği ortaya koyduklarında nasıl tepki aldıklarını şu sözlerle ifade etti: "Birçok gazeteci AFAD ve JAK ekiplerinin olmadığı yerlerde yayın yapmadı. Gerçekleri söylemek bizi hedef haline getirdi, ancak biz görevimizi yapmaya devam ettik."
"Gazeteciler olarak sahada hazırlıklı olmalıyız"
Kazım Kızıl ise afet bölgelerinde video haberciliğin getirdiği farklı sorumluluklara değindi. Kızıl, afet anlarında yalnızca fiziksel hazırlığın değil, aynı zamanda psikolojik dayanıklılığın da çok önemli olduğunu belirtti. Sahada geçirilen zamanın etkilerini hafifletmek için uzman desteği almanın ve afetin türüne göre hazırlıklı olmanın önemini şu şekilde vurguladı: “Afet türüne göre bir check-list oluşturulmalı. Depremde powerbank, yangında maske gibi spesifik ihtiyaçlar göz ardı edilmemeli.”
Afet gazeteciliği neden daha fazla desteklenmeli?
Panelde öne çıkan diğer bir konu ise medya kuruluşlarının afet gazetecilerini yeterince desteklememesi oldu. Kızıl, Hatay depremi sonrası sahada kalan çok az gazeteci olduğunu ve deprem haberlerinin artık ‘satmadığını’ ifade etti. “İlk haftalarda medya yoğun ilgi gösterirken, haftalar geçtikçe sahada gazeteci bulmak zorlaştı. Bu da gerçeğin unutulmasına neden oldu,” dedi.
Afet gazeteciliği, sadece afetin ilk günlerinde değil, uzun vadede de sürdürülebilir olmalı. Afet bölgelerinde görev yapan gazetecilerin, gerçekleri dile getirme cesaretini göstermeleri, bu tür olayların gelecekte daha iyi yönetilmesine katkı sağlar.