Ekonomi

2020’de dış ticaret açığı yüzde 69 arttı!

2020’de dış ticaret açığı 30 milyar dolardan 50 milyar dolara çıkmış yani yüzde 69 arttı. Konu ile ilgili açıklama yapan Kocaeli Milletvekili TAHSİN TARHAN, şu açıklamalarda bulundu;

İktidarın salgın döneminde yürüttüğü politika sanayiyi ve esnafı borç batağına sürüklemektedir. Tasarruf ve yatırım açığının katlandığı bir dönemde mevcut sanayi anlayışının sürdürülebilir olmadığı ortadadır. Borcu borçla çevirmek için daha yüksek faizle krediye boğan, ülkenin kaynaklarını boşa harcayan bir ekonomik model yerine, ihracat odaklı ve katma değeri yüksek, üretime öncelik veren yeni bir modele geçmeliyiz.

Günümüzde sanayide “Her ne pahasına olursa olsun illa yüksek oranlarda büyüyelim.” deniyor. Oysaki verimlilik esasına göre sanayiyi yeniden şekillendirmeyi, ithalat bağımlılığını azaltmayı, iş gücünü doğru kullanmayı, eğitimli iş gücünü ülkede tutmayı tartışmalıyız. Bilimde ve teknolojide partizanlığı değil, liyakati öne almalı, eğitimi yeni kalkınma stratejisinin en temel parçası saymalıyız.

Sayın milletvekilleri, dış politikada her ülkeyle kavgalı, iç politikada her sese karşı tavırlı, ihale düzeni birkaç yandaşa odaklı, mahkeme kararları arka odalarda saray danışmanlarından gelen telefonlara bağlı, gazeteci ile muhalif siyasetçiyle çatışmalı, mafyayla içli dışlı bir iktidardan teknolojide atılım hamlesi beklenemez.

Teknoparklar doğru bir sanayi politikası ve teknoloji anlayışıyla, köklü bir reformla, hukuka bağlı, beyin göcünü tersine çevirebilen ve kralına göre değil, kuralına göre işleyen demokratik hukuk devletinde düzlüğe çıkar.

Her gelen bakan yeni hedef ve kurallar belirlememelidir. Sanayi ve teknoloji ancak istikrarlı bir piyasa düzeninde rahat bir zemine kavuşur. Aksi hâlde bugünkü sanayi politikası her sektörün ayrı telden çaldığı bir gürültü hâlinde kalır.

Değerli milletvekilleri, 25 maddelik bu teklif AK PARTİ milletvekilleri tarafından imzalanarak acele bir şekilde komisyona getirildi. Komisyonda teklif tartışıldığında gördük ki kimin tarafından hazırlandığı belli olmayan, kapsamlı bir çalışma yapılmadan, gerçekten sanayiye, bilime, teknolojiye katkı sağlayacak bir kanun metni olmadığı, komisyonda 25 maddenin 6’sında değişiklik geçiren bir kanun metni.

Sayın milletvekilleri, aylarca Genel Kurulda bekletilen kanun taslağını nihayet Genel Kurulda görüşmelere başladık. Bu kanun taslağına itirazımız yok ancak bütününe bakıldığında bazı maddeleri birlikte çalışarak değiştirmemiz gerektiğini düşünüyoruz. En büyük itirazımız kanun yapma şeklidir. 25 maddelik kanun metni, Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanunu, Kamu İhale Kanunu, Elektronik İmza Kanunu, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Odalar ve Borsalar Kanunu, Araştırma, Geliştirme ve Tasarım Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun, Türk Ticaret Kanunu gibi toplam 8 farklı kanunu değiştiriyor. Daha önce de defalarca dile getirdik, torba kanun yöntemine karşıyız. Torba kanunu sistemi yasamayı kilitleyen bir sistemdir. Her yasayı aynı torbanın içine koyarsanız ortada güvenilir ve izlenebilir bir hukuk kalmaz. Bu yöntem uygulama açısından yanlıştır. Bu teklif sanayi politikasında köklü bir değişiklik olmadan, zihniyet değişikliği yaşanmadan, kısacası siz iktidardan ayrılmadan bir işe yaramayacaktır. Girişimciler bir kez daha vergi teşviki, süre uzatımı ve küçük istihdam destekleriyle oyalanacaktır.

Değerli milletvekilleri, kanun teklifinin maddelerine baktığımız zaman, teklifin 2’nci maddesinde Bakanlığın takdir yetkisinin genişletilmesi doğru değildir. Desteklenecek programlar artık yasayla değil, Bakanlığın çıkaracağı yönetmeliklerle belirlenecek. Soruyorum size, Bakanlık bilimsel bilgi üreten bir kurum mudur? Desteğin kime, neye göre verileceği belirsiz. Bakanlık kime vermeyi uygun görüyorsa ona verecek. Bu uygulama liyakat sorununa, kayırmacılığa ve desteklerde eşitsizliğe yol açar.

Aynı maddede kuluçka merkezlerinin teknoparklar dışında kurulmasına izin verilmektedir. Bu uygulama merkezlerin bütünlüğünü bozar, bilim üreten merkezleri işlevsiz hâle getirir; teknoparkların kuruluş mantığına aykırıdır. Daha önce aynı yanlış üniversitelerde yapıldı. Üniversiteler büyükşehirlerde merdiven altı hâline geldi. Apartmanların altında yüksekokullar, fakülteler açıldı. Bu madde tekliften çıkartılmalı.

3’üncü maddeye bakıyoruz; teknoloji geliştirme bölgesi iptal yetkisini Cumhurbaşkanına veriyor. Cumhurbaşkanı istemediği işletmenin sözleşmesini iptal edebiliyor. Uzmanlığı olmayan konularda yetkiyi Cumhurbaşkanına vermek ne kadar doğru tartışmamız gerekiyor. Yetkinin tek bir elde toplanması demokratik anlayışa aykırıdır. Bu keyfî tutum, bilimsel bilgi üretimini sekteye uğratır oysa amaç bilimsel bilgi üretmenin teşviki olmalıdır.

4’üncü maddede mücbir sebep haricinde üretimin bir yıl boyunca durması halinde teknoloji geliştirme bölgesinin özelliğini yitireceğine dair düzenleme yer almaktadır. Bakanlığın şirketler üzerinde denetim ve yaptırım yetkisi zaten ağırken bir de uyarı olmadan feshedilmesi teknolojik gelişimin aleyhinedir. Bir geçiş süresi konularak buradaki firmalara üretim için zaman tanınması önemlidir.

6’ncı maddeyle 1 milyon ve üzeri kazancı olan şirketlere kazançlarının yüzde 2’sini pasif bir hesaba aktarma zorunluluğu getiriliyor. “Aktarmazsanız vergi muafiyeti vermem.” diyerek şirketler buna mecbur bırakılıyor. Yetmedi, Cumhurbaşkanına bir yetki daha veriliyor. Cumhurbaşkanı bu kez kazançları isterse 0’a indirebilir ya da 5 katına kadar artırabilir. Böyle bir yetki olabilir mi sayın milletvekilleri? Birine böylesi aşırı yetki vermek yasamayı kötüye kullanmaktır, bu yetki hukuk devleti anlayışıyla bağdaşmaz, yasama yetkisinin devredilememesi ilkesine aykırıdır.

11’inci maddeyle Elektronik İmza Kanunu’nu değiştirme yetkisi Telekomünikasyon Kurumuna veriliyor. “Yönetmelikle istediğin maddeyi değiştirebilirsin.” deniyor. Kuruma bu yetki süresiz, şartsız verilmektedir. Bu, Anayasa’nın 123’üncü maddesindeki idarenin yasallığı ilkesine, Anayasa’nın 20’nci maddesindeki kişisel verilerin korunmasına ilişkin hükme aykırıdır.

Son olarak 19’uncu madde ise destek ve teşviklerden yararlananların denetlenme süresini iki yıldan üç yıla çıkarıyor. Denetim için iki yıl dahi çok uzunken üç yıla çıkarmanın amacı nedir? Ayrıca söz konusu maddede “Denetim yetkisi yönetici şirkete devredilebilir.” hükmü bulunmakta, bu yetki paylaşımı doğru değildir, denetim yetkisi kamuda kalmalıdır. Görüldüğü gibi kanun teklifinin sorunlu maddeleri bulunmaktadır. Alanında uzman olmayan kişilere sınırsız yetkiler verilmektedir, böyle teknolojik gelişim olamaz. Teknoloji liyakatsizliğe alet edilmemelidir. Teknolojik gelişim bir ülkenin ilerlemesinin kilit noktasıdır. Teklifin sorunlu maddeleri önerilerimiz doğrultusunda düzenlenmelidir.

Teknolojide çağa uygun adımlar atmak, üniversite sanayi teknoloji işbirliğini sağlamak, yasa yazmanın da ötesinde bir zihniyet meselesidir. Bugün en iyi yasayı da yazsak uygulayanların zihniyeti çağı yakalamıyorsa, biz Sanayi 4.0’ı konuşurken birileri hâlâ beşli ihale çetesinin alacaklarıyla ilgileniyorsa bu yasalar raflarda kalmaya mahkûmdur. (CHP sıralarından alkışlar)

Demokrasinin zemin bulmadığı, aşırılıklara karşı hukukun fren olmadığı yerde teknoloji kök salamaz. Savcılar bile tehdit edilirken yargı susmuşsa Anayasa Mahkemesi Enis Berberoğlu hakkında 2 defa hak ihlali kararı vermişken bu karara uymayan hâkimler varsa siyasetçiler, gazeteciler saldırıya uğruyorsa bir hükûmette İçişleri ve Adalet Bakanı birbirine düşmüşse orada teknoloji ve insan kaynağı gelişmez.

Sayın milletvekilleri, gelir kaynaklarını inşaat, beton ve müteahhitlere aktarmaktan savunma sanayiyle övünmekten başka bir parlak hikâye yazmıyoruz. 2020 yılı başında imalat sanayisinde yüksek teknolojili ürün ihracatımız toplam ihracat içinde sadece yüzde 4 olurken toplam ithalatımız içinde yüksek teknolojili ürünün payı yüzde 15’tir. Ülkemiz maalesef imalat sanayisi toplam ihracatının yüzde 33’ünü düşük teknolojiyle yapıyor, istihdam bakımından imalat sektöründeki çalışanların yüzde 79’u orta ve düşük teknolojili üretim alanında; firmaların sadece binde 6’sı yüksek, yüzde 89’u ise orta ve düşük teknolojili üretim yapıyor. Enerjisi tükenmiş bir iktidar 2021’de Küresel İnovasyon Endeksi’nde 130 ülke arasında 49’uncu olmayı hedeflemektedir.

Sayın milletvekilleri, demokrasi açığımız büyüdükçe cari açığımız da katlanmaktadır. Yoksulluk ve yolsuzluk endeksinde dünya sıralamasında ilerlerken sanayimizin büyüme kalitesi ve verimlilik düzeyimiz düşmektedir. Düşük teknolojili ürün satmakta övüneceğimiz dönemler artık geride kalmıştır. “Rekor kırdık.” diye övündüğünüz 2020’de dış ticaret açığı 30 milyar dolardan 50 milyar dolara çıkmış yani yüzde 69 artmıştır. Damat modeli Yeni Ekonomi Programı’nın hiçbir hedefi zaten tutmazken yerine gelen Bakanlar da bu hedefi revize etme yarışına giriyorlar. Böyle bir iktidardan örgütlenebilir, tutarlı bir politika beklemek hayaldir. Uçuk hedeflerle üç ayda bir değişen tahminler yaparsanız kalıcı yatırımcıyla değil yüksek faizle paradan para kazanan rantçılara hizmet edersiniz. Sanayide çok çalışıp az kazanıyoruz. Gelirimiz azken borcumuz çoğalıyor.

Dövizdeki her dalgalanma her gün maliyetleri artırıyor çünkü yeterince yüksek teknolojili mal üretemiyoruz çünkü piyasada güven kalmamış. Artık şu gerçekle yüzleşin; acı reçeteyi yüklemeye kalktığınız sanayicimiz, esnafımız, KOBİ’ler bu iktidara rağmen ayakta kalmaya çalışıyor. Özel sektörümüzün dünyada yıllarca çalışarak sağladığı güveni bu iktidar eritmektedir. Gelişmekte olan ülkeler kendi şirketlerine hibe ve destekte bize fark atarken, ithalatçımız hem eriyen TL’ye hem de yükselen girdi maliyetlerine karşı dünyada rekabet avantajını yitirmiştir. Aslında, bu iktidarı bir yönden kutlamak gerekir değerli milletvekilleri. Coronada başarılı tek bir adımınız oldu, o da mesafedir. Siz vatandaşa “maske, mesafe, temizlik” öğütlerken 5 tane maskeyi dağıtamadınız ama ihracatçıyla, sanayiciyle aranıza çok uzak mesafeler koymayı başardınız.

Esnaf destek bekledi, mesafenizi korudunuz, sanayici vergide, enerjide indirim bekledi, mesafenizi hiç bozmadınız. İhracatçı ve turizmci fuar sektörü size kaçan pazarları gösterdi, teşvik bekledi; maşallah, iş dünyasına olan mesafenizi hiç azaltmadınız. Yalnız hakkınızı da yemeyelim, mesafenizi korumadığınız, bütün ihaleleri verdiğiniz 5 müteahhit var, onlarla hiç mesafenizi korumadınız. Özetle, coronada maske dağıtmayan bir iktidar, sektörlerin beklediği hibeden kaçınmış, krediyle daha fazla borçlandırmış, ekonomideki daralmayı “Cari açığı düşürdük.” diye övünerek anlatmıştır. 2020’nin ilk dokuz ayında krediyle piyasada dümen suyu döndürmeye kalkanlar hem bankacılık sektöründe kural bırakmamış hem de yıl sonunda enflasyonu patlatmış. Bu dönemde toplam kredilerdeki artış yüzde 38’i bulurken, konut kredileri yüzde 40, “Avrupa çapında 1’inci olduk.” diye övündüğünüz, otomotiv alanında taşıt kredileri yüzde 58 artmıştır.

İş bulmaktan ümidini kesenlerin sayısı 600 binden 1,5 milyona, istihdam oranı yüzde 44’e gerilemiş, ne eğitimde ne istihdamda olanların oranı yüzde 30’u aşmıştır. Kişi başına düşen gelir on beş yıl önceki seviyelere düşmüştür. İktidar ortakları ise sanayide istihdamsız büyümeye sevinmektedir. Faizlerin yerlerde gezdiği dünyada faiz sebep enflasyon sonuç aldatmacası içinde iş dünyamız yüksek faiz altında dünyayla rekabet şansını yitirmekte. Millî gelirimiz geçen yıla kıyasla en iyi ihtimalle yüzde 17 daralmaktadır. Rakamlar acı gerçeği ortaya koyuyor. Üniversiteler teknolojiye kaynak ayırmıyor. 2018 yılında 152 üniversite bütçelerinin ortalama yüzde 4’ünü AR-GE faaliyetleri kapsamında harcamıştır.

Bütçenin yüzde 15’i ve üzerini AR-GE faaliyetlerine harcayan üniversite sayısı sadece 8’dir. Üniversite-sanayi iş birliği önemlidir. Üniversitede üretilen bilginin katma değeri yüksek ürünlere dönüşmesi bu ülkenin kurtuluşunun anahtarıdır. Dünyadaki yerimiz de çok kötü. Türkiye’de AR-GE faaliyetleri için ayrılan pay diğer ülkelere oranla düşük, yaklaşık olarak 40 milyar lira harcanıyor. Büyük ölçekli firmalar tarafından yapılan AR-GE harcamalarını bir KOBİ cenneti olan Türkiye yapamıyor. Almanya’nın AR-GE harcaması Türkiye’nin 15 katı, sadece Volkswagen bile Türkiye’nin 2 katı. İstediğiniz kadar kanun çıkarın, teknoloji bölgelerinin sayısını artırın, her mahalleye üniversite, her sokak başına teknokent kurun bu durum değişmez. AR-GE ve üniversitelere daha fazla kaynak aktarmadığımız ve sanayi için gerekli yatırım imkânlarını sağlamadığımız müddetçe yerimizde saymaya devam edeceğiz.

Orta gelir tuzağını, orta teknoloji çıkmazını aşacak, yüksek teknolojiye dayalı bir üretim modeli planlamalıyız. Yatırım kanallarını açmalıyız. Hukuk, ekonomi, sosyal güvenlik, vergilendirme gibi yapısal reformları oluşturmalıyız. Ulusal vergi konseyini kurmalıyız. Mecliste ise başkanlığını muhalefet tarafından yapılacak bir kesin hesap komisyonu oluşturmalıyız. Sayıştayı yeniden işler hâle getirmeliyiz. Cumhuriyet Halk Partisi olarak Teknoloji Geliştirme Bölgeleri Kanun Teklifi’ne destek vereceğimizi ancak kanun yapma tekniğine karşı olduğumuzu beyan eder, Genel Kurulu saygıyla selamlarım.