YÖNETİMDE DALKAVUKLUK KÜLTÜRÜ VE BUNUN YANSIMALARI

 

            Yazının temelini oluşturan “Yönetimde dalkavukluk Kültürünün” içinde iki temel kavram vardır. Bu temel kavramlardan birisi yönetim bir diğeri de dalkavukluktur. Bu bakımdan yazıda öncelikle yönetim ve dalkavukluk kavramlarının tanımlarına yer verilmiş akabinde bu iki kavram bir araya getirerek konu irdelenmeye çalışılmıştır.

Bu bağlamda yönetim kavramının tanımına baktığımızda öğretide karşımıza konu ile ilgili çok değişik ve karmaşık tanımların yapıldığı görülmektedir. Ancak yazının ana teması yönetim kavramının derinlemesine ortaya konulması olmadığından yazıda karmaşık yönetim tanımları yerine daha sade ve anlaşılır yönetim tanımına yer verilmiştir. Bu çerçevede yapılan bir tanıma göre yönetim; örgütün hedeflerini gerçekleştirmek için  örgütsel yapıda bulunan bireyleri en ideal şekilde sevk ve idare etme sanatı şeklinde tanımlanmıştır. Başka bir tanıma göre ise yönetim; örgütün hedef kitlesi olan bireylerin ihtiyaç ve taleplerine uygun politikalar üretmek ve onları memnun etmeye yönelik çabaların tümü şeklinde ortaya konulmuştur.  Bir başka tanıma göre ise yönetim; örgütün hedeflerine hizmet edecek bireylerin örgütün yönetim kademelerine en iyi şekilde yerleştirilmesi şeklinde ortaya konulmuştur.  Bu görüşe göre yönetim; örgütün en tepe noktasından en alt noktasına kadarki bütün yönetim kademelerine “doğru yerde doğru yöneticilerin yerleştirilmesi” prensibini benimsemiştir. Yöneticilerin dilinde klişeleşmiş olan “adama göre iş değil, işe göre adam çalıştırma” sözü de bu prensibin içinde yer almaktadır.

Yönetim kavramının tanımını kısaca ortaya koyduktan sonra yazının temelini oluşturan bir diğer kavram olan dalkavukluğun tanımına bakıldığında da tıpkı yönetim kavramı gibi öğretide dalkavukluk ile ilgili değişik tanımlamaların yapıldığı görülmektedir.  Bu anlamda Türk Dil Kurumu dalkavukluğu şöyle tanımlamaktadır: “Kendisine çıkar sağlayacak olanlara aşırı bir saygı ve hayranlık göstererek yaranmak isteyen kimse, huluskâr, yağcı, yalaka, yağdanlık, yalpak, yaltak, yaltakçı, kemik yalayıcı, çanak yalayıcı”. Bir başka tanıma göre dalkavukluk; “ister doğru ister yanlış olsun, ister hukuka uygun ister hukuksuz olsun, ister ahlaki ister ahlaksız olsun, ister iyi ister kötü olsun, ister mantıklı ister mantıksız olsun kendisini yöneten ve ondan menfaat sağladığı yöneticisinin söylediği her sözü noter misali onaylamak ve yanlış olduğunu bile bile sonuna kadar bunu savunmaktır.” İfade etmek gerekir ki, bu anlamdaki dalkavukluğun temeli menfaat ve çıkar ilişkilerine dayanmaktadır.  Dalkavuklar menfaatleri devam ettikçe, yöneticilerinin her dediğini ve her yaptığını cansiperane şekilde savunurlar. Ancak ne zaman ki, yöneticileri güçlerini ve nüfuzlarını kaybederlerse ve/veya menfaat muslukları kapanırsa işte o zaman dalkavuklar bir anda hemen değişiverirler ve yöneticilerinin aleyhinde konuşmaya başlarlar. Hatta ve hatta ekmeğini yedikleri, suyunu içtikleri ve onlarca iyiliklerini gördükleri yöneticilerini bir anda satıverirler, onları tanımamazlıktan gelirler, tabiri caizse üzerlerine kırmızı bir çizik atarlar. İşte yönetimde dalkavukluk kültürü budur.    

İster sivil, ister özel, isterse resmi; tüm kurum ve kuruluşların yönetiminde dalkavukluk kültürünü yaşatmak ve bu kültürü hayata geçirmek için çabalayan pek çok dalkavuk vardır. Dalkavuklar genelde kişilik yapısı zayıf, milli ve manevi değerleri iyi gelişmemiş, ahlaki ve vicdani melekeleri eksik olan ve bukalemun misali sürekli renk değiştiren bireylerden meydana gelmektedir.  Bu nedenle örgütsel yapının içine sızan dalkavuklar adeta hastalıklı bir virüs gibi menfaat sağladıkları üst yöneticilerinin etrafını sarmakta, gerçekleri yöneticilerinden saklamakta ve yöneticilerinin alt tabaka ile iletişimini keserek onların örgütsel yapının işleyişindeki eksiklik ve aksaklıkları görmelerini engellemeye çalışmaktadırlar. Ayrıca dalkavuklar yöneticilerinin gözüne girmek için akla gelen her yolu mubah olarak görürler.

İfade etmek gerekir ki, dalkavukluk bir anlamda afyona benzemektedir. İyi bir dalkavuk, hal ve hareketleri ile yöneticisini adeta ayakta uyutmakta ve tereyağından kıl çeker gibi yöneticisinin gözlerinin etrafında görünmeyen bir çember oluşturarak yöneticisinin gözlerini kör etmektedir. Gözleri körelmiş, etrafı çember misali kapatılmış yönetici gerçekleri görememekte, yavaş yavaş hizmet ettiği halktan ve de haktan koparak yalnızlaşmakta ve büyük bir tuzağa düşmüş olmaktadır.

Yöneticilik vasıfları zayıf olan yöneticiler dalkavuklardan hoşlanırlar. Boş oturan, üretmeyen, iş yapmayan ancak sürekli yöneticisine yağ yakan dalkavukların hal ve hareketleri kimi yöneticilerin hoşuna gidebilir. Ancak ifade etmek gerekir ki, ister devlet ister özel kurumlarda bulunan dalkavuklar, bu kurumlardan temizlenmedikleri sürece o kurumları yöneten kişilerin başarılı olmaları mümkün değildir. Yöneticilerin etrafında bulunan dalkavuklar bilgisayarın ana kartını saran ve işleyişini yavaşlatan tehlikeli virüslere benzemektedir. Bu bakımdan iyi bir yönetici başarılı olabilmek için öncelikle etrafındaki dalkavuklardan uzak durması ve buna karşı gerekli önlemleri alması şarttır. 

            Bu çerçevede bir Osmanlı Padişahının devletin başına geçince etrafında bulunan yöneticilerin gerçek yüzlerini ortaya çıkarmak için onları tabi tuttuğu “dalkavukluk testini” sizinle paylaşmak istiyorum. Olay kısaca şöyledir: Osmanlı Padişahı devletin içine sızmış, devlete ve kendisine zarar veren etrafındaki dalkavukları ortaya çıkarmak için bir plan yapmış. Bu plana göre büyükçe bir tepsinin ortasına insan dışkısını doldurttuktan sonra bunun üzerine fındık, fıstık, ceviz gibi yiyeceklerin serpiştirilmesini emretmiş. Padişahın emirleri doğrultusunda hazırlanan tepsi masaya konulduktan sonra; vezirlere, lalalara, kazaskere, şeyhülislam’a kısacası imparatorluğun tüm üst kademesindeki yöneticilere servis yaptırmış. Dalkavuklar her zaman olduğu gibi para, makam, mal, şöhret, itibar, nüfuz vb. dünyevi şeyleri düşündüklerinden tepsideki üzerine yiyecek serpiştirişmiş insan dışkısından bir parmak aldıktan sonra;

- “Aman efendim bu ne güzel tatlı” deyip kenara çekilmişler.

Bunun üzerine Padişah sahte bir memnuniyetle, “sizler kenara çekilin” demiş.

Davetlilerin bazıları parmakları ile tepsiden aldıklarını bir türlü ağızlarına getirememişler. Kusacak hale gelmişler. Ancak hiç ses çıkarmamışlar.

Ancak davetlilerin içinden birkaç kişi “Padişahım bize bunun şeriatta, hukuk ve nizamda yerini gösterin varalım yiyelim. Padişah’ın şeriata mugayir emrine icabet nerede yazılmış…” deyince huzurda buz gibi bir hava esmiş. “Eyvah kelleleri gidecek” deyip insan dışkısını parmaklayanlar fısıldaşmışlar…

 

Evet, Padişahın etrafındaki devlet yöneticilerini yakından tanımak için kendilerine uyguladığı  “dalkavukluk testi” ile imparatorluğun üst kademesindeki yöneticilerinin kendi halleriyle yüzleşme sahnesi sona ermişti. Padişah misafirlerinin ortalarına gelerek dalkavuklara şunları söylemiş:

- “Şu işin hakkını hukukunu sormayanlar var ya; bunlar, yarın devlete ve millete hizmette zulmetsem ikballeri uğruna yine alkış tutarlar. Benim ve kendilerinin helakini düşünmezler. Devlet, bunlarla ayakta kalamaz, bunları yok edin…”

Dedikte sonra bu defa, insan dışkısını parmağına alıp ancak ağzına bir türlü getiremeyenlere dönerek:

- “Bunları da gözümün görmeyeceği, suya sabuna dokunamayacakları sıradan işlere verin. Bana kararlı ve yürekli yöneticiler lazım” demiş.

Daha sonra, tepside üzerine yiyecekler serpiştirilmiş insan dışkısını yemeyip bunun hesabını hakça soranlara sevgiyle sarılıp, “Allah hizmetinizi mübarek etsin. Mezara kadar doğruluktan, sırat-ı müstakimden ayırmasın” diyerek, onları imparatorluğun en üst kademelerindeki görevlere yerleştirmiş ve koca Osmanlı İmparatorluğunu bu yüreği temiz kişilerle yönetmeye başlamıştır.

Evet, Osmanlı İmparatorluğunun 623 yıl ayakta kalmasının gizli sırrı, yukarıdaki örnekte açıkça görülmektedir. Osmanlı İmparatorluğunun uzun yıllar ayakta kalması, dünyanın üç büyük kıtasına hükmetmesi ve tüm dünyaya nam salması; Osmanlı İmparatorluğunu yöneten Padişahların hakka, hukuka ve adalete verdikleri önemde saklı olduğunu görüyoruz. Osmanlı Padişahları dalkavuklara asla izin vermemişler, dalkavukluk yapanlara da ağır cezalar uygulamışlardır.

 

Bu anlamda üst yöneticilerin başarılı olabilmeleri, halka ve hakka daha iyi hizmet edebilmeleri için etraflarında bulunan alt yönetici kadrolarını ve tüm kurmaylarını iyi seçmeleri ve dalkavuklardan uzak durmaları şarttır. Aksi halde dalkavuklar yöneticilerin etraflarını çember gibi sararak onların gerçekleri görmelerini engelleyerek kısa zamanda halktan ve haktan uzaklaşmalarına ve tez zamanda yok olmalarına neden olabilirler.

 

 

Dr. Mehmet Ali NOYAN

Elektronik Posta : alinoyan47@gmail.com

Cep Telefonu      : 05053985629

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Kadir Keskin 1 yıl önce

Sayın müdürüm müthiş bir yazı. Bürokraside yer tutan hekezin mutlaka okuması gereken bir yazı. Tebrik ediyorum. Elineze sağlık