29 Mayıs 2014 Perşembe 00:02
Mutlu bir evlilik için mutlaka okuyun!
Evliliklerinde insanlar gibi doğum, gençlik olgunluk, doygunluk dönemleri olduğunu; eğer evliliğiniz ana kucağı döneminde takılıp kaldıysa, evliliğin gençlik dönemi sorunlarını halledemeyeceğinizi; evliliklerin en tehlikeli virajlarının hangi yıllar olduğunu ve bunlarla nasıl baş edebileceğinizi biliyor musunuz?

Son yıllarda yapılan pek çok araştırma, boşanmaların sayısının hem TÜRKİYE’de hem de dünyada hızla arttığını gösteriyor. Ve son çaba olarak boşanmamak için eşiyle birlikte terapiste gidiyor. Ve tam bu noktada çiftlerin çoğu aslında gerçek anlamda “evlenmemiş “ olduklarını fark ediyorlar.

Her ne kadar evlilik sayısı kadar evliliğe özgü sorun çeşidi olsa da, dünya sağlık örgütünün çalışmalarına göre evlilikleri krize sokan ona yakın temel neden var. İletişim bozukluğu yâda eksikliği, finansal sorunlar, evlilik dışı ilişkiler, şiddet, akrabalar arası ilişkiler, çocuklarla ilgili sorunlar, cinsel işlev bozuklukları bunların en göze çarpanları.

Eğer sizde eşinizle aranızda ki ilişkinin kalitesinde bozulma, hoşnutsuzluk ve mutsuzluk, birbirinize karşı olan duygu, düşünce, davranış ve iletişiminizde aksaklıklar hissetmeye başladıysanız, son yıllarda yükselen bir trend olan bireyselleşme bayrağını çekmeden dizginleri ele alın. Eşinizle aranızdaki sorunları halletmek için etrafa boşanma çığlıklarını uçuşmasını hiç beklemeyin.
Çiftler, ilişkilerinin yarattığı sorunları kendi çözüm döngüleriyle çözemediklerinde terapiste gitmeleri gerekir. Çünkü çiftler sorunları kendi başlarına halletmeye çalıştıkça, sorun çözme senaryolarda sorunları gibi bir kısır döngüye giriyor. Öyle çiftler oluyor ki, yirmi yıl boyunca aynı sorun için aynı işe yaramayan çözümler üretmeye çalışıyorlar. Bunun nedeni çiftlerin sorunlarının aslında nereden kaynaklandığını bilmemeleri. Örneğin yirmi bir yıllık bir çift hala evliliklerini birinci yılında takılıp kalmış olabiliyorlar tıpkı kayınvalide sorunu böyle bir takılıp kalmadır. Bunun nedeni “ çiftler evlenirken ailelerinden valizlerini alıp gelirler. O valizlerde kendi hayatlarıyla ilgili hayalleri, geçmişlerinden, ailelerinden aldıkları doyumlar, doyumsuzluklar, arzular, istekler, geleceğe yönelik umut ve umutsuzluklar, bu güne dâhil ilişki beklentileri bulunur. Eğer çiftler o valizleri boşaltıp kendi çekirdek ailelerine ait yeni bir valiz oluşturabilirlerse yola çok kolay devam ediyorlar. Ama birinci yılında takılmış bir çift yirmi bir yılsonunda bile hala evlenememiş olmanın ıstırabıyla debeleniyor. Hala o ilişkinin geniş ailelerle ilgili bağlantıları netleşmemiş olabiliyor, her iki çift de kendi rolüyle ilgili bir netlik duygusu içinde olmayabiliyor. İşte bu’ evlenememiş olma döngüsü’, ilişkide bir başka sorun olarak kendini gösteriyor.”

HEPİMİZ AYNI TARAFTAYIZ.

Tam evlenememiş bu çiftlerde en belirgin görüntü, onların birbirlerini hiçbir zaman tam olarak kabullenmemeleri onaylamamaları ve güven duymamaları. Böyle olunca doğal olarak ortak hayat kurmakta zorlaşıyor. İnsanların düşüncesi, cinsiyeti,, kültürü, ne tür olursa olsun bir ilişkiye girerken kabullenilmek ve onaylanmak isterler.

“ Söz konusu olan evlilik olduğunda, bu her şeyden daha çok böyle. Çünkü evlilik, sosyalize bir ilişki. Sadece iki kişinin ilişkisi olmaktan daha fazla bir şey. Dolayısıyla kabul talebi daha bir bütünlük halinde olur. Burada yanılmayın. Kabul, mutlak beğenmeyi içermez. Siz kocanızı ya da karınızı, onun köken özelliklerini beğenmeyebilirsiniz; ama onaylamak başka bir şeydir. Beğenmediğiniz bir şeyi de onaylayabilirsiniz. Bunu gerektiren bir durumdur evlilik.”

Kolayca anlayacağınız gibi aslında evlilik, içinde duygusal isteklerin de bulunduğu bir tür kontrat. Bu kontrat içindeki maddelerin bir kısmı açıkça söyleniliyor, konuşuluyor. Bir kısmı biliniyor, ama konuşulmuyor. Karşı tarafta biliyor sizin bu isteğinizi; ama bu çok sözel olarak dile getirilmemiş oluyor. Bir kısmını biz kendimize saklıyoruz, bunu karşımızdaki de bilmiyor. Ama bir kısmını bizim bile bilmediğimiz bilinçaltı isteklerimiz var. İşte bu kontrat karşılıklı olarak ne kadar karşılanırsa, çiftler o kadar evlenmiş oluyorlar.

“Evlenememiş “ evli çiftlerin en temel sorunlarını, aynı tarafta olduklarını fark edememelerinden kaynaklanır. Evlilik terapisinin büyülü etkisi tam bu noktada kendini gösteriyor. Evlilik terapistleri, evli olan bu iki kişinin karşı taraflar olmaktan vazgeçip aynı tarafta yan yana hissetmelerini hedefler. “Evlilik aynı tarafa olmaktır. Aslında karşınızdakinin kalesine gol attığınızı sandığınızda kendi kalenize de gol attığınız bir ilişkidir evlilik. Aslında kimse kimseye bir şey yapmaz, ne yapılıyorsa o arada canlı ve yaşayan bir varlık olan ilişkiye yapılır. İki kişi bunu fark ettikleri zaman ilişkilerini karşılarına oturup kendileri de aynı tarafa geçtikleri zaman çok önemli bir yol kat ediliyor.”

SİZDE EVLİLİĞİN BİR PARÇASISINIZ

Belli bir aşamaya geldikten sonra ilişkinin performansının ne olduğunu didiklemek mümkün olur. Çünkü evlenmemiş evlilerin diğer en önemli sorunu, çiftlerden birinin ya da ikisinin birden, ilişkinin köşelerinde durup içine girmemeleri. Bununda nedeni, bir insanla duygularımızı, hayallerimizi, istek ve arzularınızı paylaşmanın mutlak güvenlik duygusu gerektirmesi ve onaylama istemesidir. Buda ancak aynı tarafta durunca mümkün olabilir.

Bu çiftlerin diğer sorunu ilişkilerini sürekli bir mücadele haline getirmiş olmaları.bilinçli ya da bilinçsiz olarak karşısındakinin açığını arayan evliler de ne yazık ki, evliliklerinin çatısını kuramıyorlar.

Peki bir birini seven bir çift, nasıl evlenir? Birbirinizle iletişim kurun; sessiz saatlerde kumsalda yürüyün; akşamları karşılıklı oturun, biriniz sussun, öbürünüz konuşsun gibi gerçekten uzak önerilerle bunu sağlamak çok zor.

Bana göre, “ insanlar bir sebeple konuşmazlar”: “Bunun nedenini bilmek gerek. Çünkü şikâyet olarak ortaya çıkan şeyler çoğu kez altta yatan nedenler değil, onların sonuçlarıdır. Aysbergin üstüdür. İnsan canlısı; tutulmak, kollanmak, onaylanmak, beğenilmek, sevilmek ve iyi hissettirilmek arzularıyla doludur. Bunların karşılıklı olarak doyurulup doyurulmadığı ilişkinin kaderini belirler.”
Bunların yanında evlilikleri evlilik olmaktan çıkarıp, eğer çözülmezse ya da evlilik sona erdirilmeze ömür boyu sürecek azaplar haline getirecek çok tehlikeli virajlarda var. Uzun yıllar birlikte yaşamış, sevgili olmuş sonra evlenmiş insanlar için bile evliliğin ilk yılı, en tehlikeli viraj.

Nedeni ise: “İlişki tamamen iki kişi olduğunda sadece iki kişinin ilişkiye yönelik beklentilerini içerir. evlilik olduğunda, bu ilişki bir kurum haline dönüşür. Sosyalize bir birliktelik; hatta bir holding olur. “İlk yılın evlilikler için çok tehlikeli olması, iki insanın aynı evde yaşamasından kaynaklanan fiziksel sorunlarla ilgilidir.” demek, sorunu çok basite indirgemektir. Diş macununu ortadan mı sıktın, yatağın hangi tarafında yattığın gibi konular değildir, ilk travmanın altıda yatanlar. Şunu anlamalısınız ki, evlilik bir aile olma girişimidir. Sosyal bir ünite olma girişimidir. Kulağa hoş gelmese de böyle. Bu üniteyle ilgili sizin repertuar bilginiz, köken ailenize ait olandır. Ve siz evlendiğinizde ‘el yordamıyla ‘bu bilgileri kullanmaya başlarsınız. Burada eğer bir çekişme ritmine girmeden, sizin sarı renkli köken aile bilginizle, erkeğinizin kırmızı renkli köken aile bilgisini harmanlayıp örneğin turuncu renkli, yeni bir aile bilgisi yaratabilirseniz, birinci yılı sağ salim geçirirsiniz .

Gerçek anlamda evlenmiş olabilmek için çiftlerin daha önceki hayatlarında bireyselleşmiş olabilmeleri de önemli. Ancak bireyselleşme kritik bir nokta. Çünkü çok fazla bireyselleşmek, aynı evde yaşamayı ve bir hayatı paylaşmayı güçleştiriyor. Ve eğer bu temel sorunları fark edemezseniz, evliliğinizin ilk yıllarındaki karakter çatışması bir ömür sürebiliyor."

KARI- KOCADAN ANA-BABALIĞA

Çiftlerin evlenebilmiş olmaları için diğer kritik dönem, çocukların aileye katılış dönemidir. Evliliğin geri dönüşümsüzlüğünü vurgulayan, sizi eşinizle akraba yapan, sonsuza dek birbirinizin genlerinde yaşayacağınızı fark ettiğiniz an. Bu nokta çok kritik çünkü insanlar her ne zaman hayatlarında geri dönülmezlik duygusuna sahip olurlarsa, beraberinde bir yas duygusunu ve kaçıp kurtulma arzusunu da hissediyorlar. İstenerek sahip olunan çocukların olduğu durumlarda da durum değişmiyor. Hareket kabiliyetlerinin kısıtlanması, özgürlüklerin kaybı, tüm çiftleri derinden yaralıyor. Evli çiftler bu noktada, bir kadın ve bir erkek olmaktan, bir anne ve baba olma noktasına ulaşabilirlerse, bu krizi atlatabiliyorlar. sevgili olmanın, birbirinin cinsel partner olmanın ve birbirinin karısı ve kocası olmanın yapılanmasını gerçekleştirebilmiş çiftler, çok rahat bir şekilde anne-baba rolünde üstlenebiliyorlar. Benzer krizler çocukla ilgili olarak karar verme noktasında da kendini gösteriyor. Eğer bugüne dek çiftler aralarında bir güç dengesi oluşturabildilerse, bu virajı da rahatça alabiliyorlar.

Evlenememiş evlileri bekleyen diğer büyük travma, çocukların evlenerek evden ayrıldıkları dönemde ortaya çıkıyor. Sadece çocuklarına odaklanmış “evlenmemiş çiftler”, çocuklar büyüdüklerinde “bir kadın ve bir erkekli bir çift olma “ yeteneklerini yitirmiş oluyorlar. Birbiriyle birlikte olmada müthiş beceriksiz ve evli olmayı unutmuş iki insan yan yana kalakalıyorlar.
Burada çiftlerin, ilişkinin kendileri dışında bir şey olduğunu fark etmeleri ve birbirlerine attıkları her golle, birbirlerine değil; aslında kendilerine ve ilişkiye zarar verdiklerini fark etmelerini sağlıyor. Siz “önce o yapsın sonra ben yaparım’ diyorsanız, ilişkideki iktidarınızı kaybetmişseniz ve tüm seçenekleri başkasının eline vermişsiniz demektir. Terapistler, çiftlerin bunu fark etmelerini sağlıyorlar. Birlikte sorun çözmeyi öğreniyorlar. Tüm çabalar bire bir kadın ya da birebir erek için değil, ilişki için gösteriliyor. Çünkü bu çift kişilik bir oyun. Biri farklı oynadığında artık o aynı oyun olmuyor ve ufacık bir sorunu birlikte çözebilmek ile çiftin ilişkisini yeniden ve yeni bir güçle yapılandırıyor. Denemeye değer. Ne dersiniz?
Son Güncelleme: 18.02.2015 23:00
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat!.. Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.