“Türkiye Suriyelileştirilmek isteniyor” diye yazmıştık önceki yazılarımızda. Dağlıca ve Iğdır’dan gelen haberler giderek bu tespiti maalesef ki doğruluyor.

Daha geçen hafta Bodrum’da Suriyeli bir çocuğun cansız bedeninin kumsala vurması karşısında nasıl da Avrupa ile birlikte vicdan muhasebesi yapıp iliklerimize kadar kendimizi ve herkesi sorgulamıştık.

Bir çocuğun cansız bedeni bizi irkiltirken, ürpertirken, sızlatırken onlarca şehidin bayrağa sarılı tabutu ne yapmaz?

Artık bütün gazete manşetleri yetersiz!

Artık bütün sözler yetersiz!

Bütün ağıtlar, bütün gözyaşları, bütün yürekler, bütün diller yetersiz.

Böyle zamanlarda neye sığınılır? Hangi akla, hangi mantığa, hangi yoruma, hangi fikre?

Türkiye’yi Suriyelileştirmek isteyenler işte tam da bunu istiyorlar: Kamplaşma.

Karşıtlıklar keskin çizgi ile belirlensin, bir daha dönülmez ve yapışmaz noktaya gelsin istiyorlar.

Terör karşısında bir kesim hükümeti ve iktidarı suçluyor, bir kesim teröristlere siyasi zemin hazırlayanları suçluyor.

Suçlu kim?

Şimdi bu soruya yanıt arama zamanı mı, yoksa kanı durdurma zamanı mı?

Kan akarken hangi soru yanıtını bulabilir?

Kan akarken hangi yazı çözüm bulabilir?

* * *
Bir durum tespitinde, durumun yorumunda, duruma karşı tepkide karşıtların oluşumunda çözüm bazen tıkanır. Bir yoldan gidenler savlarını sonuna kadar savunurlar. Diğer yoldan gidenler karşı argüman geliştirirler ve karşı savlarını sonuna kadar savunurlar.

Böyle durumlarda bir “üçüncü yol” a ihtiyaç vardır.

Üçüncü yol, üçüncü göz gibidir.

Üçüncü yola “orta yol” da diyen siyasal bilimciler vardır.

Şimdi şu ortamda neyi savunsan sana karşı hücuma geçecek, hazırda bekleyenler vardır.

Siyasetin ayrıntılarında dolaşmaya çıkarsan kaybolursun.

* * *
Hükümeti ve cumhurbaşkanını suçlayarak sorunu çözebiliyorsanız, devam edin. Karşıtları suçlayarak sorunu çözebiliyorsanız, devam edin.
Karşıtlıktan biri yanında yazdığınızda geniş bir beğeni kitlenizin olması garanti.

Ama tarih bütün ülkelerde göstermiştir ki, böyle durumlarda sağduyulu olanlara, aklıselim olanlara, çatışma ortamından beslenmeyenlere, orta yolculara, üçüncü yolculara, üçüncü gözcülere ihtiyaç vardır.

Üçüncü yol çatışma olan her ülkede aynı sağlam zeminde durmuştur.

Teröre hayır!

Savaşa hayır!

Silaha hayır!

Bu noktada sağlam durulduğunda gerisi gelir. Ama, fakat, acaba, falan, filan, şundan, bundan denmeye başladı mı gerisi gelmez.
* * *
İşte şimdi kentlerde aklı başında, sağduyulu, kitlelere sözünü dinletebilecek bilgelere ihtiyaç var. Doğu ve güneydoğuda yaşananların batı ve orta Anadolu’ya yaygınlaşmasını önlemek için, ölümlerin yaygınlaşmasını isteyenlere karşı, bütün Türkiye’de akan kanın durması için, Türkiye’nin Suriye olmadığını, olmayacağını göstermek için haydi sağduyulu insanlar. Tarihin size ihtiyacı var.

Not: Bu yazımı Kızılderililerin barış hakkında görüşlerini öğrendiğim şu yazıdan ilham alarak yazdım:

“Üç barış vardır:

Birinci barış, en önemli barıştır. İnsan ruhundadır o. İnsan, kainatla ve kainatın bütün güçleri ile olan ilişkisini, beraberliğini fark ettiğinde, kainatın merkezinde Büyük Ruh’un durduğunu ve bu merkezin her yerde, her birimizin içinde olduğunu fark ettiğinde birinci barış sağlanmıştır. Bu gerçek barıştır, diğerleri sadece bunun akisleridir.

İkinci barış iki fert arasında olan barıştır.

Üçüncü barış ise iki millet arasında yapılır.

Fakat hepsinden önce, anlamalısınız ki ‘gerçek barış’ dediğim birinci barış, insanın ruhundaki barış yoksa ne fertler ne de milletler arasında barış olabilir.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.