08 Nisan 2014 Salı 12:50
Erdoğan’a Ve Chp’ye Ateş Püskürdü
MHP Genel Başkanı Bahçeli, partisin Meclis’te düzenlenen grup toplantısında yaptığı konuşmada, Türk milletinin mahalli idarelerde görev alacak yönetici ve temsilcilerini seçmek amacıyla sandık başına gittiğini belirterek şunları söyledi:

“30 Mart’ta milli irade tezahür etmiş, tercihini yapmıştır. Bu durum, sürekli olarak gölgelenmeye ve gevşetilmeye çalışılan demokrasimiz açısından sevindirici bir gelişmedir. Ağır aksak da olsa, gizli veya açık engellemeler de bulunsa, Türkiye’de demokratik mekanizmalar işlemekte, millet egemenliği varlığını sürdürmektedir. Her türlü olumsuzluğa rağmen bu somut gerçekler geleceğimiz adına umut vericidir. Bizi umutlandıran bir başka gelişme ise aziz milletimizin 30 Mart seçimlerine göstermiş olduğu ilgi ve yoğun katılımıdır. 52 milyon 695 bin 831 seçmenin yaklaşık yüzde 90’nı sandığa gitmiştir. Siyasal katılımın rekor düzeyde olması milletimizin egemenlik haklarına sahip çıktığının en açık, en kat’i göstergesidir. Diğer yandan 30 Mart seçimleri genel anlamda huzur ve sükûnet içinde geçse de yurdumuzun değişik yörelerinde meydana gelen kavga ve şiddet sahneleri maalesef ki hepimizi üzmüştür. Özellikle Hatay ve Şanlıurfa’da seçimler nedeniyle çıkan anlaşmazlıklar öfkeye dönüşmüş ve sekiz vatandaşımızın hayatına mal olmuştur. Demokrasinin mana ve ruhuyla bağdaşmayan kavga ve karışıklığın önümüzdeki seçim süreçlerinde tekerrür etmemesi en öncelikli dileğimdir. Sandık savaş meydanı, ölüm kalım arenası değildir. Demokratik tercihlerin düşmanlık üretmesi, ortaya çıkan neticelerin hazmedilme güçlükleri emin olunuz ki kardeşlik ve vatandaşlık hukukunu zedeleyecek, toplumsal çatışmaları teşvik edecektir. Nihayetinde sandığın bir kaybedeni, bir de kazananı vardır ve bu da demokrasinin doğası gereğidir. Tahammül gösterilmeyip cebri yollarla sandıktaki irade karartılıp sakatlanırsa birlikte yaşama iradesi de ölümcül yara almaktan kurtulamayacaktır. Temennim, 30 Mart’ın neden olduğu siyasi ve sosyal kamplaşmanın hafiflemesi, sağduyunun hakim olması ve herkesin milli iradeye saygı duymasıdır. Siyasi partilerin kutuplaşmayı besleyecek, ayrımcılığı cesaretlendirecek üslup ve politikalardan sakınmaları ve sakin olmaları ülkemizin hayrınadır.”

"DEMOKRASİNİN SAĞLIĞI VE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİĞİ ADALETLE BİRE BİR İRTİBATLIDIR"
Bahçeli, yaşanılan sorunların temelinde Türkiye’nin nasıl yönetildiğinden ziyade, kim ya da kimler tarafından yönetildiğinin, hangi zihin merceğinden bakıldığının ön planda olması yattığını ifade ederek şöyle devam etti:

“Artık başta siyaset kurumu olmak üzere, ülke yönetiminde pay ve sorumluluğu olan herkes şu konu üzerinde düşünmeli ve değerlendirmelerini netleştirmelidir: Demokrasiyi çoğunluğun yönettiği rejim olarak mı, yoksa azınlıkta kalan grupların çoğunluk karşısında vazgeçilemez, ötelenemez, ihmal edilemez haklara sahip olduğu sistem olarak mı tanımlayacağız?

Sorgulamamız gereken bir başka konu ise, demokrasinin adalet olmadan arzu edilen sonuçları verip vermeyeceği, beklentileri karşılayıp karşılamayacağı meselesidir. Siyaset bir düzlemde mümkün olanı uygulamaya koyma çabası ise, bir diğer zeminde mümkün olanın sınırlarını genişletme ve esnetme mücadelesidir. Bu kapsamda olmak üzere, hukuk ve adalet ölçüleri fren ve denge işlevi görmektedir. Unutmayalım ki, demokrasi, adaletin tesisi için yeterli bir şart olmasa da, en azından gerekli bir unsurdur. Demokratik süreçlerin adalet ilkeleriyle çelişmemesi yönetimde istikrarı ve milli vicdanlarda itidali temin edecektir. Demem odur ki, demokrasinin sağlığı ve sürdürülebilirliği adaletle bire bir irtibatlıdır. Siyasi çoğunluk vasıtasıyla ve sandıktan alınan yetki kanalıyla adaletin sağlanması, ardında da yargı fonksiyonlarının devre dışı bırakılması eşyanın tabiatına ve insan olmanın derin kavrayışına elbette aykırıdır. Bu yüzden 30 Mart’ı zafer havasına çevirenlerin, kazandık, başardık, yendik, fark attık diyerek mangalda kül bırakmayanların evvela bunu hatırda tutması lazımdır.

Kabul ediyoruz ki, Mahalli İdareler Seçimleri öncesi ve sonrasıyla uzunca bir süre siyaset gündemini işgal edecektir. Seçimlere katılan her siyasi parti meşrebine, mizacına, dünya görüşüne ve siyasetteki misyonuna göre bu seçimleri yorumlayacaktır.

30 Mart Mahalli İdareler Seçimleri’ni yalnızca sonuçları üzerinden analiz etmek, bitmiş bir futbol müsabakası hakkında ileri geri konuşmaktan, şöyle olsaydı böyle olurdu türünde vadesi geçmiş basit münakaşalardan farksızdır. Türk milleti 30 Mart’ta siyasi aktörlere bir mesaj vermiştir. Bu doğrudur. Türk milleti 30 Mart’ta bir tavır takınmış, sonuçta seçimini yapmıştır. Bu da kesindir. Fakat daha önemlisi Türk milleti 30 Mart’a ayrı bir anlam yüklemiş, bugüne kadar benzerine rastlanmayan bir psikolojik ve sosyolojik atmosferde sandığa gitmiştir. Ne olursa olsun, hangi tarafından bakarsak bakalım, 30 Mart’a; 17 ve 25 Aralık’ın gölgesi düşmüş, yeterli ve doyurucu değilse de tesiri dokunmuştur".

"BU SEÇİMLERİN GALİBİ GERÇEKTE MİLLİYETÇİ HAREKET PARTİSİ’DİR"
30 Mart Mahalli İdareler Seçimleri’nin kesin olmayan sonuçları bazı sorunlara ve kafa karışıklıklarına rağmen belli olduğunu vurgulayan Bahçeli, “Kararlı bir şekilde söylemek isterim ki bu seçimlerin galibi gerçekte Milliyetçi Hareket Partisi’dir. Türk milleti Milliyetçi Hareket Partisi’nin sesini duymuştur. 12 Haziran 2011 Milletvekilliği Genel Seçimlerine göre oyunu arttıran tek parti Milliyetçi Hareket Partisi’dir. Malumlarınız olacağı üzere, 30 Mart Mahalli İdareler Seçimleri genel seçim havasında geçmiştir. Bu açık gerçeği Başbakan’da doğrulamıştır. Bu itibarla 30 Mart seçimlerini en son yapılan Milletvekilliği Genel Seçimiyle mukayese etmek tutarlı ve dengeli bir yaklaşımdır. Partimize yönelik engellemeleri, içten ve dıştan yoğun baskı ve yönlendirmeleri ele aldığımızda ulaştığımız netice kayda değerdir.

Başarımızı sulandırmaya, anlamsızlaştırmaya, değersizleştirmeye kalkışanlar hiç kuşku yok ki hayal kırıklığına uğramaktan kaçamayacaklardır.
Bakınız, Türkiye genelinde partimizin oy sayısı 2011 seçimlerine kıyasla yaklaşık 2 milyon 200 bin artış göstererek 7 milyon 700 bin civarına varmıştır. Bu oy miktarı 45 yıllık siyasi tarihimizde bir rekordur. Demek ki, il genel meclisi ve büyükşehir belediye meclis üyeleri için kullanılan oyların yüzde 17,8’i partimizin hanesine yazılmıştır.

Sorarım sizlere, Türkiye’nin bugünkü ortamında, siyasetin bu denli kutuplaştığı bir dönemde bu başarı değildir de nedir? “ diye konuştu.
“Milliyetçi Hareket Partisi’nin başarısını çekemeyenlerin seçimden aldığımız desteğe kulp takmaya çalışması, tartışma ve hizip çıkarma arayışları boş bir çabadır” diyen Bahçeli, üzerlerinde durdukları bir diğer husus ise ittifak söylentileri olduğunu kaydederek şunları kaydetti:

“Bazı sözde aydın, kiralık yazar ve omurgasını kaybetmiş isime göre MHP ile CHP 30 Mart’ta ittifak yapmıştır. Bu hayasız ithamın tutacak ve ciddiye alınacak hiçbir yanı yoktur. Milliyetçi Hareket Partisi ittifakı yalnızca büyük Türk milletiyle yapar ve yapmıştır. Bunun dışındaki her söz, her beyan, her açıklama tezvirattır, bühtandır ve terbiyesizliktir. Cemaatle hükümet arasında mekik dokuyan, korkudan 30 Mart’tan sonra birden bire MHP’ye yüklenen ve bu şekilde AKP’nin sempatisini kazanmayı uman kimliksiz ve köşesi olmayan kalemlerin hakkımızda ileri geri konuşmaları ise sadece gürültü kirliliğidir. Medya maskaralarının, AKP beslemelerinin MHP’ye akıl verme teşebbüsleri, karalama ve itibarsızlaştırma senaryoları esasen düştükleri çukurun derinliğine bariz kanıttır. Bunların çapları, kıratları, zeka düzeyleri, bilgi dağarcıkları bizimle boy ölçüşecek, laf yetiştirecek evsafta, seviyede ve klasmanda değildir. Bu zevat önce adam olmayı öğrenmelidir. Nerede durduklarını, kimin yanında olduklarını ve kimlerin kılıcını salladıklarını belirlemelidir. Ve tabii olarak karakter sahibi olmayı hedeflemeli ve sonra vakit kalırsa şahsım ve partimiz hakkında fikir ileri sürmeyi göze almalıdır.
Bilinsin ki kimi zaman AKP’yle, kimi zaman CHP’yle bizi bir tutan, aynı karede gösterme densizliğine soyunan ahlaksızlar sabırlarımızı zorlamaktadır. AKP’nin kapısında nöbet tutan bostan korkuluklarının bize söyleyeceği söz olamayacaktır. CHP’nin teknesine binip de hala etrafımızda dönen, akıl çelici kampanyalarla dava arkadaşlarımız üzerinde siyaset manevraları yapan fırıldaklara kanacak kimseler de kalmamıştır.
30 Mart’ta özellikle Ankara ve İstanbul’da MHP’nin zayıflaması üzerine kurulan siyaset denklemini, tarafları gün gibi açık olan bayat projeyi etraflıca gördük ve şahit olduk.

Türkiye’yi iki partili kulvara sokmak için MHP’nin erimesini bekleyen hain niyetler 30 Mart’ta bizi tökezletmek ve yıldırmak için var güçleriyle mücadele ettiler.

Bunun bir ucunda AKP, diğer ucunda süt kardeşi CHP ve içimizden devşirilenler yer almıştır.
Biz bunları çok yakından takip ettik. İçimize kadar sokulmuş olanları da elbette tespit ettik, ediyoruz. Aziz dava arkadaşlarımın tercihlerine duygusal saiklerle, korku seansları düzenleyerek, vicdan istismarı yaparak kimlerin ambargo koymak için çırpındığının da farkındayız. Milliyetçi Hareket Partisi; 45 yıllık siyasi mazisinde buna benzer bir çok ayak oyunu, düzen, kumpas ve provokasyonla yüze yüze kalmıştır. Hamd olsun ki, Milliyetçi-Ülkücü Hareket dün olduğu gibi bugün de tüm oyunları bozacak, tüm düzenekleri harabeye çevirecektir. Hızımızı yavaşlatmaya çalışanlar tozumuzda boğulacaktır. Bizi AKP-CHP arasına sıkıştırmaya görevli olanlara tavsiyem, akıllarını başlarına almaları ve etrafımızda fazla dolaşmamalarıdır.”

"CHP HER TÜRLÜ ZORLAMA VE ÇİRKEFLİĞE RAĞMEN YERİNDE SAYMIŞ, ESASEN DE BİR VARLIK GÖSTEREMEMİŞTİR"
“İktidar partisinde umduğunu bulamayan, yaşananlara tepki gösteren, artık yeter diyen aziz vatandaşlarım Milliyetçi Hareket Partisi’ni tercih etmişler, saflarımızda toplanmışlardır” diyen Bahçeli, sözlerini şöyle sürdürdü:

“İnanıyorum ki, AKP’den kopmalar hızlanacak ve MHP’ye yönelecektir. CHP her türlü zorlama ve çirkefliğe rağmen yerinde saymış, esasen de bir varlık gösterememiştir. Milliyetçi Hareket Partisi tüm seçim çevrelerinde ipi ya önde göğüslemiş, ya da ikinci sırada yer almıştır. Şunu gönül huzuruyla ve tam bir iddiayla belirtiyorum ki, Milliyetçi Hareket Partisi iktidarın yegane alternatifi olduğunu 30 Mart seçimlerinde tescil ettirmiştir. Biz manşetleri yenerek, düzmece anketleri aşarak, üzerimizdeki hesapları bozarak 30 Mart’ta başarı sağladık.”

Bahçeli, 30 Mart Mahalli İdareler Seçimleri’nden sonra sandıklardan yayılan şaibeler, dalga dalga büyüyen itirazların seçim hileleriyle ilgili yorumlar epey konuşulduğunu ve konuşulmaya da devam ettiğine dikkat çekerek “Sandık sonuçlarının tartışmalı olması demokrasinin özüyle ve milli iradenin temsiliyle kesinlikle uyumlu değildir. Mesela Ağrı’da il merkezindeki seçimler iptal edilmiştir. Bazı ilçe ve beldelerde de seçimlerin yenilenmesine karar verilmiştir. Yine bazı illerde gerilim bitmemiş, Yüksek Seçim Kurulu’na kadar sirayet etmiştir. Ayrıca oy sayımına dönük itirazlar bir kısım il, ilçe ve beldelerde sonuç vermiş, belediye yönetimleri el değiştirmiştir. Geçersiz oyların çokluğu, bir haftadır süren hengame ve pis kokuların yayılması bir yönüyle 30 Mart’tan çıkan demokratik neticeyi de ister istemez sorgulatmıştır. Şu tesadüfe bakınız ki, 30 Mart akşamı oyların sayımı sırasında 41 ilde görülen elektrik kesintisi herkesi kuşkulandırmıştır. Hükümet üyesi bir bakanın yaşanan elektrik kesintisini trafoya giren kedilere yüklemesi milletimizin aklıyla dalga geçmek olarak tarihe geçmiştir.

Herhalde kedilere dava açılması gündemdedir ve trafolar Başbakan’ın adamları tarafından kuşatılmış olsa gerektir. Allah’tan, doğadaki vahşi hayvanlar baraj sularını içip bitirmemiş, enerji nakil hatlarını kuşlar kemirmemiş, termik santrallerine meteor taşı düşmemiş, sadece paralel kediler suçlanarak vaziyet kurtarılmıştır. AKP hükümeti çok yakında yaşanan aksaklıkları, sandıklardaki şayiaları dünya dışı varlıklara ihale ederse kimse şaşırmamalı ve hayrete kapılmamalıdır. Seçim sandığı üzerindeki sis perdesi acilen aralanmalıdır. Çünkü sandık milletin namusudur. Namusa el uzatan, sandıklarda yolsuzluk yapan kim varsa teşhis edilip en ağır şekilde cezalandırılmalıdır” diye konuştu.

Türkiye’nin iç ve dış sorunları arttığını söyleyen Bahçeli, bölgesel meselelerin tehlikeli bir eşiğe dayandığını kaydederek şunları dedi:
“Ukrayna’da yaşanan trajik ve kabul edilemez Rus zorbalığı, bundan kaynaklanan Kırım’ın perişanlığı hepimizi tedirgin etmektedir. Kırım bir oldubittiyle Rusya’ya bağlanmıştır. Akmescit’e hüzün çökmüştür. Soydaşlarımız yaslı ve endişelidir. Kırım Türklüğü zulmün ve esaretin pençesindedir. Kırım Yarımadası’nda tansiyon zirvededir. Ukrayna’da savaş çanları her gün biraz daha yoğun çalmaktadır. Bu ülkenin doğu ve güney kentlerinde ayaklanan Rus yanlısı gruplar devlet binalarını işgal etmektedir. Rusya’nın muhtemel askeri müdahalesi bölgesel gerginliği tırmandıracaktır. Öte yandan Türkiye’nin Suriye’yle ilişkileri pamuk ipliğine bağlıdır.

Başbakan Erdoğan, 30 Mart akşamı balkondan yaptığı konuşmasında Suriye’yle savaşta olduğumuzu söylemiştir. Ve bu iddia çok fazla kamuoyunda konuşulmamıştır. Başbakan, balkondan Rıza Zarrap’ın, millete küfreden yandaş işadamlarının, İmralı canisinin, Barzani’nin, rüşvetçilerin, yolsuzluğa bulaşanların, yanına aldığı hanedan mensuplarının nam ve hesabına konuşurken savaşa girdiğimizi de haykırmıştır. Sayın Başbakan, Türkiye, Suriye’yle ne zaman savaşa girmiştir? Savaş kararını alacak TBMM’nin niçin bundan haberi yoktur? Sayın Erdoğan, söyler misin bize, savaş kararını kimlerle konuştun, kimlere söz verdin, nasıl bir tezgâha düştün? Sen Türk milletini ne zannediyorsun? Türkiye’yi kafana göre savaştırıp, canının istediğiyle dövüştürmek mi istiyorsun? Bu nasıl bir aymazlık, bu nasıl bir düşüncesizlik, bu nasıl bir sorumsuzluktur? Milletimizin sorunları çözüm beklerken Başbakan 110 güne yakın bir süre içinde paralel örgüt avına çıkmış, çiftçiyi, esnafı, memuru, emekliyi, işçiyi, sanayiciyi kaderine terk etmiştir. Meğerse bir de savaşa girmişiz de haberimiz olmamıştır. Başbakan derhal sözlerine açıklık getirmelidir. Türkiye Kaddafi’nin çadır devleti, Saddam ve Esad’ın Baas rejimine sahip değildir. Başbakan durduk yere kalkıp da Türkiye’yi savaşa sokamaz, savaşa itemez.”

"AĞZI OLAN KONUŞMAKTADIR"
Bahçeli, 30 Mart Mahalli İdareler Seçimleri tamamlanır tamamlanmaz Cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili görüşlerin de gün yüzüne çıktığına dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı:

“Türkiye önündeki ikinci seçim güzergâhına sabitlenmiş, siyaset ikinci imtihan sahasına dümen kırmıştır. Cumhurbaşkanı Sayın Gül’ün “vakit geldi” sözü adeta işaret fişeği olarak kabullenilmiştir. AKP cenahından peş peşe gelen açıklamalardan Çankaya Köşküne en güçlü adayın Başbakan Erdoğan olduğu anlaşılmıştır. Sayın Gül ise adaylığın aralarında görüşmeyle halledileceğini ifade ederek zımnen ben de varım mesajı vermiştir. Başbakan Erdoğan, Azerbaycan ziyareti öncesinde Sayın Gül ile görüşlerini paylaşacağını ifade etse de, 30 Mart’la beraber Cumhurbaşkanlığına sıcak baktığını şifreli sözlerle ima etmiştir. Türkiye, halihazırda Cumhurbaşkanlığı seçim takviminin başlamasına 82 gün kala “Gül mü, Erdoğan mı” sorusuna kilitlenmiştir.
Başbakan Erdoğan’ın aday olması halinde Sayın Gül’ün buna saygı duyacağı ve kendisinin de Bayburt Modeli olarak dillendirilen bir yöntemle milletvekili yapılıp Başbakanlık koltuğuna oturtulacağı AKP’li bazı isimlerce projelendirilmektedir.

Yani ağzı olan konuşmaktadır. Canı sıkılan Cumhurbaşkanlığı seçimi hakkında ahkam kesmekte, rol biçmekte, kamuoyu oluşturmaktadır. Gelişmelerden çıkardığımız sonuç şudur ki, Cumhurbaşkanlığı seçimini yapmak bile aslında gereksiz ve zaman kaybıdır. Sayın Gül ile Başbakan Erdoğan aralarında anlaşmaları halinde her şey netleşecektir. Anlaşamadıkları takdirde Cumhurbaşkanlığı makamına oturacak kişinin kurayla bile belirlenmesi ihtimal dahilindedir. Demokrasiyle yönetilen bir ülkede peşin yargılarla iki kişinin keyfine ülkeyi teslim etmek olmayacak bir şeydir. Yaklaşık 77 milyon nüfusu olan Türkiye’de, Cumhurbaşkanlığı’na iki şahsiyetin layık görülmesi milletimizin egemenlik ve tercih haklarını bir defa hiçe saymaktır. Buna da hiç kimsenin hakkı yoktur. Biz Cumhurbaşkanlığı meselesini konuşmak için daha erken olduğu kanaatindeyiz. İttifak söylentilerini de çok çiğ ve ham değerlendirmeler olarak görüyoruz. Bizim açımızdan kimin Cumhurbaşkanı olacağı bir yana, nasıl birisinin bu önemli makama layık olduğu çok daha önceliklidir. Bilelim ki, 10 Ağustos’ta ilk turu yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimi de Türk demokrasisi için çok önemli bir sınav olacaktır. Cumhurbaşkanlığı seçimi ile arkasından 7 Haziran 2015 tarihinde yapılması güçlü ihtimal olan 25. Dönem Milletvekilliği Genel Seçimleri iç içe geçmiş ve birbirlerini doğrudan etkileyen bir organik mahiyet kazanmıştır.

Türkiye’de çok partili siyasi hayata geçilmesinden bu yana Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde zaman zaman sancılı süreçler yaşanmıştır. Ancak, önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçimi, geçmiş örneklerine benzer şekilde bir krize dönüşme potansiyeli de taşımaktadır. Nitekim bu konunun aylar öncesinden siyasi gündemin merkezine oturması ve yapılmakta olan siyasi ve hukuki meşruiyet tartışmaları bunun somut bir göstergesidir. Parti olarak nasıl bir Cumhurbaşkanı istediğimizi geçmişte çok defa gündeme getirdik ve aziz milletimizle görüşlerimizi paylaştık.”
Cumhurbaşkanlığı makamına ilkesel bakışlarının değişmediğini kaydeden Bahçeli, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devleti olan Cumhuriyetimizde 29 Ekim 1923 tarihinden bugüne kadar 10 Cumhurbaşkanı görev yapmış, 11’ncisinin görev süresi de devam etmektedir Türk milleti kral seçmeyecek, sultan atamayacak, emir tayin etmeyecek, özgürlük ve demokrasiye mütecaviz bakan bir diktatör muavinine koltuk ihdas etmeyecektir. Peki, ne yapacaktır? Cumhuru temsil edecek, Cumhuriyet’in anlam ve birikimlerine sadakatle bağlı kalacak, milli kimliğe saygı duyup benimseyecek, hakkında hiçbir şaibe olmayan tertemiz bir isme Cumhurbaşkanı olma şerefini verecektir. Devletin en tepesinde bulunan kutlu görevi sulandırmaya, ayağa düşürmeye, karanlık niyetlere tapulamaya kimsenin gücü de yetmeyecektir. Buradan muhataplarına ilan ediyorum ki önce özerkliğe, arkasından Kuzey Kürdistan’a açık kapı bırakandan Cumhurbaşkanı olmaz. Türkiye’yi birbirine düşürmeye azmedenden, toplumu kamplara ayırandan Cumhurbaşkanı olmaz. Şehitlerin vebalini ve kanını taşıyan bebek katiliyle müzakere yapandan, teröristlere kucak açandan Cumhurbaşkanı olmaz. Vatanı bölme, milleti 36’ya ayırma hedefinde olandan Cumhurbaşkanı olmaz. Twitter’i engelleyen, Youtube’u kapatan, kişisel hak ve hürriyetleri budayandan Cumhurbaşkanı olmaz. Hukuka saldırandan, adaletten kaçandan, rüşvetçilere ve hırsızlara kol kanat gerenden Cumhurbaşkanı olmaz. Villalara balya balya dolar yığandan, kamu arazilerini zimmetine geçirenden, evdeki parayı sıfırlarken haysiyet ve inandırıcılığını da sıfıra düşürenden Cumhurbaşkanı olmaz. TSK’ya kumpas kurandan başkomutan olmaz. Türklüğü reddeden, TC’yi silen, milliyetçiliği ayaklar altına alan bir inkârcıdan Türkiye’ye Cumhurbaşkanı olmaz, olamaz, olamayacaktır. Kısacası iki yanlıştan bir doğru çıkmaz, tekeden süt sağılmaz, balda tuz bulunmaz, suda ateş yanmaz, Recep Tayyip Erdoğan’dan da Cumhurbaşkanı olmaz. Siyasi görüşü, fikri aidiyeti, mezhebi ve yöresi ne olursa olsun, ister AKP’li, ister MHP’li, isterse de CHP’li olsun her vatan evladı Cumhurbaşkanı olabilir, ne var ki Recep Tayyip Erdoğan olamaz, milletin terazisi bu sıkleti çekmez”.

Son Güncelleme: 18.02.2015 23:00
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.