20 Kasım 2013 Çarşamba 21:53
Başbakan Erdoğan'nın dershane kararı
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, katıldığı bir televizyon programında gazeteciler Nihal Bengisu Karaca, Mehmet Barlas, Sevilay Yükselir, Mustafa Karaalioğlu, ve İbrahim Karagül'ün sorularını yanıtlıyor.

Diyarbakır'daki buluşma birçok yönüyle çözüm sürecini güçlendiren bir adım oldu. Sayın Barzani'nin ve Şivan Perwer'in katılması , İbrahim Tatlıses'in de rahatsız olmasına rağmen katılması çok farklı bir güç kattı. İlk gün yaklaşık 60 bin Diyarbakırlı bir araya geldi. İşin sosyal boyutunda bu buluşma arz ediyordu. Sayın Barzani’nin oradaki konuşması ve daha sonra televizyonlardaki konuşması bu buluşmanın bir milat olması için anlamlıydı. Bir çözüm sürecinin içerisindeyiz. Bir barış havasını gerçekleştirmenin çabası içerisindeyiz. Bir yerde de bu cesaret işiydi. 2005’te de bunu söyledik. Bu işi halledeceğiz dedik.

38 yıl sonra Şivan Perver’in gelmesi önemli. Kendisine vatandaşlık konusunda isterse gerekli yardımı yapacağımızı söyledim. Aynı şeyi merhum Ahmet Kaya ile ilgili de ailesine söyledim. Bir nakli kubür yapılması gerekiyorsa biz buna varız dedik.

KÜRDİSTAN TARTIŞMASI

Irak Anayasası'nda geçen ifade şudur; Kürdistan Bölgesel Hükümeti diye geçer. Kürdistan bölgesi yasaları diye geçer. Madde 4'te aynı şekilde federal ve resmi kurum ve ajanslar Kürdistan Bölgesi'nde her iki dili de kullanırlar diye geçer. Bu onların anayasal ismidir. İşin bir diğer yanı da; şu an benim elimde aslı da var, bugünkü Türkçeye çevrilmiş olarak Türkiye Büyük Millet meclisi Reisi Mustafa kemal olarak tüm bakanlar kurulunun imzasının olduğu bir kararname var. Burada çok ilginçtir, Kürdistan ismi geçiyor. Yine Gazi ile alakalı bir başka durum ise, Kürdistan, Lazistan vs. hakkında değil diye yine bir konuşmasında geçiyor. Güneydoğu Kürdistan Karadeniz Lazistan diye geçiyor.

Hiç şüphe etmeyiniz ki Kürt, Laz vs. reyi sorulduğu zaman burayı vereceklerdir diyor. Diyarbakır'daki konuşmamda da bu ifadeleri kullanmıştım.

Bu ifadeleri kullanan Gazi Mustafa Kemal bölücü mü? Bana bölücü ifadesini kullananlar o zaman Gazi Mustafa Kemal'in bu ifadelerini nereye koyacaklar? Bunu nasıl izah edecekler? Bunlar bizim tarihimizde olan gerçeklerdir.

OSMAN BAYDEMİR'İN KULLANDIĞI "TÜRKİYE KÜRDİSTAN" İFADESİ

Bir defa Türkiye ile ilgili yaklaşım konusunda bunu kabul etmemiz mümkün değil. Diyarbakır Belediye Başkanı'nın bu ifadeleri kullanması bana göre şık değildir. Bunlar belli yerleri tahrik etmekten başka bir işe yaramaz. Türkiye Cumhuriyeti'nin ismi bellidir. Dolayısıyla bu isim üzerinde herhangi bir spekülasyona gitmenin de bir anlamı yoktur.

Kendi bölgesi, Güneydoğu Anadolu Bölgesi'dir. Adı böyle geçer. Biraz daha kuzeye çıkarız, Doğu Anadolu Bölgesi geçer. Burada bu tür şeyler toplum içinde yeni yeni rahatsızlıklara neden olur ki, burada bu tür bir ifadeyi kullanması ya da adeta dayatır gibi bu kadar güzel bir haftasonundan sonra bu açıklamaların yapılması şık değil.

CEZAEVİ VE GENEL AF TARTIŞMASI

Sözlerimin başını kesip atmışlar. Bugüne kadar genel af ifadesini kullanmadım. Böyle bir şey olamaz. Böyle bir taahütümüz kimseye yoktur. Yanlış anlaşma var. Bir şuanda bir duadayız, temennideyiz. Öyle bir gün gelecekki dağlardan inecekler ve cezaevleri de boşalacak. Hemen alıyorlar genel af.

"DEVLETİN KATİLİ AFFETME YETKİSİ OLAMAZ"

Ben bir başbakan olarak katili affetme yetkisini kendimde göremem. Hatta hatta devletin de bunu affetme yetkisi olamaz. Ancak devlete karşı suçlarda böyle olabilir. Ben kalkıp katili nasıl affedebilirim? O katillerin maktüllerine, şehitlere, şehitlerin ailelerine bunun hesabını nasıl veririm. Temennimiz cezaevlerinin boşalmasıdır.

"SİYASET CESARET İSTER"

Siyaset cesaret ister. Bu millette barışa açlık var. Muhalefer partisi niçin Doğu'da Güneydoğu'da siyaset yapmıyor? Buralara gidip siyaset yapmaları lazım. Aksi takdirde demokrasiyi güçlendiremeyiz.
Halkımızın bakışı bizi adım atmaya teşvik ediyor.

BARZANİ'NİN İLERİDE ABDULLAH ÖCALAN'A AF GELEBİLECEĞİNİ İMA ETMESİ

Sayın Barzani Öcalan’a af gibi bir ifade kullanmışsa yanlış etmiştir. Bununla ilgili yargı hükmünü vermiştir ve şu anda da bu hüküm devam etmektedir. Bu onun da bizim de alanımız değildir.

Nihal Bengisu Karaca: Diyarbakır buluşmasında ezber bozuldu ama herkes hoşnut olmadı. BDP'liler bunu seçim yatırımı olarak görüyorlar. Hatta Şivan Perver'in gelmesi Kürtleri böldü iddiaları yer aldı. Bunu neye bağlıyorsunuz? Bu ziyaret sizce Kürtleri böldü mü birleştirdi mi?

Bölüyor diyenler böyle görmek istedikleri için böyle bir ifade kullanıyorlar: Biz şuna inanıyoruz, Diyarbakır'da şu ifadeyi kullandım; tek millet tek bayrak tek vatan tek devlet bu dört başlığı orada da kullandım. Milletten ne anlıyorsun bu çok önemli. Millet dendiğinde sadece Türk'ü mü anlıyorsun? Millet kavramının içinde Türk'ü de var, Kürt'ü de var, Gürcü'sü, Çerkez'i, Abaza'sı da var. Etnik unsurlar varsa bunların hepsi millet kavramının içinde yer alır.Bütünüyle tek millet. Dolayısıyla burada sadece siz olayı Türk ya da Kürt diye dayatırsanız, Anayasa çalışmalarında işin koptuğu yerlerden bir tanesi de bu konu. Burada anlaşamıyorlar. Diyorki, "Türkiye ahalisi veya Türkiye halkı diyeceksin "diyorlar. Burada diğer 3 siyasi parti eğer Türk milleti ifadesini kullanıyorsa sen de buna katılırsın olur biter. Bu işi bu kadar abartmanın bir anlamı yok. Nitekim en sonunda 12 ayda bitmesi planlanan Anayasa 25 ay sürünce ister istemez Meclis Başkanı da kurucu unsur olarak çekilince biz de bunu düzelttik. Bizim derdimiz biz birlikte bir Türkiye inşa edelim istiyoruz. Bütün siyasi partilerle...

Burada gerek sayın Barzani gerek Şiwan Perver, gerek İbrahim Tatlıses hep birlikte orada biz neyin mesajını verdik, birlik olalım, beraber olalım dedik. Hep birlikte Türkiye olalım dedik. Bunun mesajını verdik. Onlar da aynı şeyi söylediler. Şimdi aynı şey söylendiğine göre burada ayrım nerede? Kendilerinin yapamadığı şeyi Ak Parti yaptığı için rahatsız oluyorlar. Ak Parti iktidarı böyle bir adım attığı için rahatsız oluyorlar. Ve biz bu adımı burada bırakmayacağız. Bu adımı yine sürdüreceğiz. Bu bizim için bir görevdir. Biz sorumluluk makamındayız. Onlar sorumluluk makamında değil. Onların sırtında küfe yok, bizim sırtımızda küfe var.

Dolayısıyla biz bunun gereğini yapmak durumundayız. Benim Güneydoğu'daki kardeşlerim niçin birbirlerine düşman nazarıyla baksın.Bir taraftan bu ayrım niye diyeceksin bir taraftan da bu ayrımı gidermek için attığınız adımlara hemen yaftalar gelecek."Seçim yaklaşıyor onun için yapılıyor" diyorlar, seçime daha 5 ay var. Kampanyalar daha başlamadı, adaylar tespit ediliyor.

Kaldı ki sayın Barzani niçin böyle bir görev üstlenerek buraya gelsin. İşte buyrun sayın Barzani Belediyeye gitti, ben de gittim. Daha güzel daha anlamlı olmadı mı? Bunu ben tam aksine böyle bir oluşumu kendileri başaramayınca iktidar başarınca rahatsızlık oluyor. Bunları artık aşmamız lazım. Biz büyük bir devletiz. Kendimize güveneceğiz, inanacağız, bir olacağız, birlik olacağız, hep birlikte Türkiye olacağız. Bizim başka çıkış yolumuz yok.

IRAK, SURİYE VE İRAN'LA İLİŞKİLER

Bu başlayan süreç neler getirir, neler götürür gelişmeler belirliyor. Maliki'nin Türkiye'ye gelme talebine "memnuniyetle" dedik.

Irak’ın Türkiye’ye, Türkiye’nin Irak’a ihtiyacı var. Oradaki mezhebi yaklaşımları aşmamız lazım. Kuzey Irak hakikaten çok çok farklı bir noktada ama merkezi yönetim ve güneye doğru gidince aynı gelişmeyi oralarda göremiyoruz. Yanılmıyorsam nisanda da Irak seçimleri var. Martta da bizim seçimlerle bir seçim sürecindeyiz. Bu adımların atılmasının faydalı olacağı noktasında mutabıkız. Buralarda da demokrasinin kazanmasının gerektiği noktasında aynı fikirdeyiz. Karşılıklı olarak bölgenin istikrarı açısından neler yapabiliriz bunu konuşuyoruz. Hatta buna İran’ı da katmak suretiyle belki Suriye sorununun çözülmesi konusunda yeni adımlar atılabilir. Yarın bir Rusya seyahatimiz var. Orada da Suriye konusu konuşulacaktır. İsrail’le ilgili konularda ileri sürdüğümüz bazı şartlar var. Ben bunların yerine geleceğine inanıyorum. Onun yine takipçisiyim. Normalleşme için tazminatı ve Gazze ambargosunun kalkması konularını çözmesi gerekir.

"KRİTİK EŞİĞİ AŞTIK"

Hakikaten bir kritik eşik vardı, biz bu eşiği aşmış bulunuyoruz. 26 maddelik anayasa paketiyle başladı. Demokratikleşme paketiyle attığımız adımlar var. Bir de şimdi yasal düzenleme var. Zannediyorum önümüzdeki günlerde parlamentoya sevk edilecek. Bizim geri dönme gibi bir niyetimiz yok. Her zaman söylüyoruz, durmak yok, yola devam. PKK’nın geri çıkışı yüzde 20 dolayındaydı ama sonra onlar bir nokta koydular. Temenni ederim devam ettirirler.

İMRALI'DAKİ GÖRÜŞMELER

İlgili arkadaşlarımız, istihbarat birimlerimiz bu konuda üzerine düşe görevi yapıyor. Muhalefet partilerinden gitmek isteyenlere müsaade ediliyor. Bu sürece katkısı olur. Biz stratejimizi böyle belirledik. Süreci böyle devam ettiriyor.  Ama yarın ne olur onu da yine şartlar belirleyecek. Şartlar bazı adımları atmamızı ve değiştirmemizi belirler.

İMRALI'YA GAZETECİLER VEYA AKİL İNSANLAR'DAN OLUŞAN BİR HEYET GİDEBİLİR Mİ?

Gündemimizde böyle bir şey yok. Zaman bunları gösterir.

"İŞADAMLARI BELLİ BÖLGELERE YATIRIM YAPMAK İSTEMİYORLAR"

Maalesef işadamları ülkemizin belli bölgelerinde yatırım yapmak istemiyorlar. Risk almayı sevmiyorlar. Geçenlerde Van’daydım ve açık açık söyledim. Bir girişimiz orada bir mermer fabrikası kurdu. Buna benzer girişimcilerimizin Anadolu’nun değişik yerlerinde yatırım yapması işsizliğin azaltılmasında katkı sağlayacak, bölgenin özgüvenini arttıracak ve demokrasiye katkı sağlayacak. Hem ülkemize hem o bölgenin insanına istihdam noktasında katkı sağlayacaktır. Mesela Diyarbakır’da kalacak otel yoktu. Bizim Dicle projemiz var, turist hareketi başladı ama buna uygun otellerin olması gerekiyor. Sivil toplum örgütlerinden sanayi ve ticaret odalarından o bölgede olanlar çok daha etkin olmalıydı. Mesela geçenlerde müteahhit firmanın kamyonları yakıldı. Bu tabii müteahhidi rahatsız ediyor. Hakkari’ye havalimanı projesinde sürekli tehdit ediliyor. Benim Hakkari’de yaşayan Kürt kardeşim oraya uçakla gitme hakkına sahip değil mi? Niye oradan ta Van’a gelsin. Ama yaklaşık 1 yıldır kepenkler kapanmıyor. Bu bir gelişme.

"AĞLAYARAK AYRILDIK"

Bismil’de bir genç otobüsümüzün önüne geçti, "Başbakanım biz barış istiyoruz" dedi. Dedim ki "biz buraya niye geldik. Bu mitingi niye yaptık" Birbirimize sarıldık, kucakladık. Hüngür hüngür ağlayarak ayrıldık. Eşimin elini öptüler, "sen benim anamsın" diyor Emine Hanım’a. Bunlar bizim duygularımız ama neden engelleniyor.

DERSHANELER KONUSU

Dershaneler konusunda son krizden bu yana sizden herhangi bir açıklama gelmedi. Dershaneler ne olacak? Sizin çözümünüz nedir?

Öncelikle bugüne kadar niye konuşmadınız sorusuna cevap vereyim; böyle bir polemiğin içine girmek istemedim. Bu polemiği de doğrusu çok çirkin buldum. Zira bu konu bugün gündeme gelmiş bir konu değil. 1980'li yıllardan bu yana çok çok farklı dünya görüşüne sahip olan yönetimlerin iktidarların sürekii gündeme getirdiği mesafe aldık alamadık bu şekilde devam eden trendin çok çok düşük seviyelerden yavaş yavaş bizim iktidarımızda zirve yaptığı süreçtir bu. İktidar olduğumuzda ben, hatta Hüseyin Bey'in bakanlık döneminde artık bu dershaneler konusunu bir sonuca kavuşturalım dedim. Ve bunu bir dönüşüm projesi olarak sizden özellikle istiyorum dedim. Zira geldiğimizden bu yana biliyorsunuz birçok konuda attığımız reformları bu konuda da atalım. Mesela sağlıkta dönüşüm projemiz vardır bizim, bu projeyi gerçekleştirmek için adımlar attığımızda bizim önümüze birçok engeller çıktı. Dedik ki biz bunu yapıcaz. Hatta hatta sendikalar dediler ki, bu hastaneler (SSK için) bizimdir dediler. Bu halkındır sizin değil dedik. Biz bütün bunları şu anda tek çatı altında toplamak suretiyle halkımızın sağlık sorununu çözmeyi hedefliyoruz.

Deshaneler konusunda da son dönemde artık bu işi bitirmemiz gerekiyor. Ve arkadaşlarımız belli bir çalışmayı yaptılar. Hazırlanan taslak daha bize sunulmadan, atılan gazete başlıkları çok çok çirkindi. Bir "gece baskını" başlığı yenilir yutulur bir başlık değildi. Kim, nereye gece baskın yapmış? Ortada ne var?

Meclis'e gelmiş mi, gelmemiş. Hem bir taraftan taslak diyeceksin bir taraftan gece baskını diyeceksin. Eğer bir gece baskını olacaksa, bu yeni başlamadı. 2003'ten bu yana konuşulan görüşülen, nitekim bu işi en çok seslendiren kişilerle konuştum. Eski küpürler var, bunların içinde, olumlu olumsuz çok farklı gazete küpürleri var.

"MERDİVEN ALTI DERSHANECİLİĞİ BİTİRECEĞİZ"

(Abbas Güçlü'nün "Dershaneler 'şampiyonuz' diye halkı yanıltıyor başlıklı yazısını göstererek) Bu durum çok manidar, o gün bunu yazan zat, şimdi bakıyorsun, orta yolu bulmaya çalışıyor. Bu çok manidar ve ilginç. Buradan şimdi destek almaya çalışıyorlar. Biz de diyoruz ki gelin bu konuda samimi olalım. Biz sizden hizmet almaksa, hizmet alalım. Gelin bu dershaneleri okula dönüştürelim. Sınıflarda boşluk mu var? Bizim limitimiz 30, kalite arıyoruz çünkü. Burada 15 öğrenciniz mi var, biz size 15 öğrenci verelim. Eğer 15 öğrenci veremiyorsak bu öğrencilerin bize yıllık maliyeti nedir? Diyelim ki 2 bin 2 bin 500 lira, her biri size o ücreti verelim siz bunu rahatlıkla devam ettirin. Ama merdive naltı dershaneciliği bitireceğiz. Ve sizden böylece hizmet alımı yapalım. Efendim bizde öğretmen fazlası var. Tamam siz bu öğretmenleri bize devredin sadece mülakatla alıp devlet okullarında istihdam edelim. yok bunu da istemiyorsunuz. O zaman ne istiyorsunuz bize bunu söyleyin.

O zaman biz size arsa verelim, ucuz kredi verelim. Bütün bunların yanında vergide indirim, muafiyet sağlarız. Yeter ki gelin. Peki neden okula yanaşılmıyor da illa dershane deniyor. Bize bunu anlatamıyorlar. Şu tablo çok ilginçtir bu dershanelerin öğrenci profili, fen ve sosyal bilimler liselerindeki öğrencilerin yüzde 95’i dershanelere gidiyor. Anadolu liselilerinin yüzde 91’i, meslek liselilerin yüzde 18’i dershanelere gidiyor. Siz fen ve anadolu liselerindeki öğrencileri alıyorsunuz ve ona olsa olsa test tekniklerini öğretiyorsunuz. Eğitimini devlet okullarında almış sen ona biraz bir eğitim veriyorsun ve  sonra bir okulu kazandığında hemen sırtına tişörtü giydiriyorsun. Bu fakir fukara çocuklar niçin bu kurslara gidemiyorlar. İstifade edenler büyükşehirlerdeki zengin ailelerin çocukları. Burada böyle bir karışık durum var. İzah edemedikleri bir durum var. Ama benim sevgili vatandaşım önümü kesip bana bunu anlatıyor. Çocuğumu gönderdim ama şimdi paralarını ödemekte zorlanıyorum.  Haberleri görüyorsunuz, dershane borcu intihara sürükledi. Bu borcu ödeyemedikleri zamanlar böyle durumlarla karşılaşıyorlar. Madem vakıfsınız ücretsiz eğitim verin deyince de rahatsız oluyorlar. Şimdi biz devlete verebiliriz diyorlar. Kusura bakmayın biz bir darbe hükümeti değiliz. O zaman kurun okulları biz sizden hizmet alımı yapalım. Böyle hayırlı bir konuda neden böyle bir tartışma yapılıyor. Değişik yerlerde okullarınız da var, bunları da biliyoruz. Alın bu çocukları çok daha faydalı hizmetini yap.

"YAPTIRIM OLUR AMA 500 BİN TL NEREDEN ÇIKTI"

Biz böyle bir çalışmanın içindeyken yalan yanlış bir kara kampanyanın olması bizi üzmüştür. Kampanya öyle bir boyuta getiriliyor ki efendim okuma salonları kapatılıyor. Ortaya çıkmış bir taslak yok. Tabii nereden servis yapıldı, nereden ortaya çıktı. Yasağa uymayanlara 500 bin lira ceza gelecek diye haberler çıkıyor. Bugüne kadar pek çok taslaklar yapıldı ama nitekim bize de sunulan yok. Bu nereden çıkıyor. Elbette bir yaptırım olur ama 500 bin TL nereden çıktı. Biz şimdi bu gecekondu mantığını değiştirmek istiyoruz. Yani biz hala orada mı kalalım. Ben başbakan olduğumda 35 bakan vardı. Ne yaptık 25’e indirdik. Koskoca Amerika 14 tane bakanla idare ediliyor. İlk adımı böyle attık. Ardından da 8 tane devlet bakanı vardı. Bunları kaldıralım, hepsi icracı olsun dedik. Orada da bir reforma gittik. Aksi halde bu ülkeyi sıçratamazdık. Biz istiyorduk ki bizim çocuklar bir yarış atı olmasın. Hafta sonu ailesiyle, arkadaşlarıyla oynasınlar. Biz bunu yaşadık ama maalesef şimdi yaşayamıyorlar.


"DERSHANELERDE İŞ BİTİYORSA BU OKULLARA NE GEREK VAR"

Pazartesi bize yapılan sunumda bazı eksikler var. Bakanımıza "bunlar üzerinde çalışmayı yapın, dışarıdan almanız gereken destekler varsa alın, görüşülmesi gereken STK’lar varsa görüşün ve bir sonraki bakanlar kuruluna getirin" dedik. Buradaki tuzak zaten bu. Kuran Kursları ne kadar mukaddeste bizim için o kadar mukaddestir mantığı çok ters bir mantık. Kuran Kursu’na giden Kuran’ı öğrenmek için gitmiyor, Kuran’ı hıfz etmek için, ezberlemek için gidiyor. Okullarda seçmeli Kuran ve Siyer-i Nebi dersleri var ama buralarda Kuran okumayı öğrenebilirsiniz, hıfz edemezsiniz. Biz iktidara geldiğimizde sorular neye göre hazırlanıyordu, bu dershanelerin müfredatına göre hazırlanıyordu. Hüseyin Bey’in döneminde dedik ki bunu süratle değiştireceğiz. Ne demek ya. O zaman bu okullar niye var. Dershanelerde iş bitiyorsa bu okullara ne gerek var. Asgari 2 bin lirayla 20 bin lira arasında dershane ücretleri var. Daha da çıkabilir. Bunlar diyelim 4 öğrenci alıyor. Adları VİP dershane olan dershaneler de kuruldu. Fen liselerinden, Anadolu liselerinden seçilmiş öğrenciler oraya geliyor. Bu öğrenciler üzerinde belli bir süre kısa bir süre çalışma yürütülüyor ve biz kazandırdık deniyor. İnsaf edin ya, bu çocuklar devletin okullarında okudu. Bu emek nerede? Bu devletin bu çocuklar üzerinde hakkı yok mu? Olmaz böyle bir şey. Burada bir gerçek bir tarafa konulmuş oluyor. Sonra da konuyu Kuran Kursları ile mukayese etmek çok çirkindir. Orada ücret de yok. Bir şeye daha üzülüyorum, elimizde 800 bini aşkın öğretmenimiz var. Bu dershaneler konusu bu öğretmenlerimizin döktüğü tere haksızlıktır, saygısızlıktır.


"GERİ DÖNMEMİZ SÖZ KONUSU DEĞİL"

Eğitimde biliyorsunuz bir reform yaptık, 4+4+4. Bunu niye yaptık? Hiçbir iktidar 12 yıl zorunlu eğitime imza atamadı ve biz bu adımı attık. İstiyoruz ki kaliteyi arttıralım.  Bu kampanyayı yüretenlere diyoriz ki "gelin siz madem bu kadar başarılısınız kurun okullarınız orada bu başarıyı gösterin"

Şubat ayında 10 bin öğretmen atayacağız.  10 yılda 400 bin öğretmeni Milli Eğitim’e kazandırdık. Bütçemizi dikkatli bir şekilde değerlendireceğiz, kullanacağız. Önümüzdeki 4-5 yıl içinde öğretmen açığımızı sıfırlamış olacağız. 4+4+4 ile Türkiye önemli bir değişim yaşıyor. Bu dernekler, bu arkadaşlarımız, bu adımları atmak suretiyle eğer bu okula dönüştürme, okul istemiyorlarsa da kendilerine bir alternatif daha verdik, "açık lise" dedik. Gelin açık liseler kurun.  Onların farklı bir alternatifleri varsa sunsunlar. Bizim geri dönmemiz söz konusu değil.

Burada bu art niyetler olduğu sürece bu iş bu nokta da bitmez. Gelinen noktada artık dershane anlayışının, düşencesinin yürümesi mümkün değil. Biz milletin aleyhine olacak bir şeye fırsat vermek istemiyoruz.

"BİZ NİÇİN CEMAATİ KARŞIMIZA ALALIM"

Eğitimde fırsat eşitliği olayını üniversiteye girişte de sağlamış ve okul müfredatlarına bağlı bir sınavı sağlamış olacağız. Bu mesele bizim için bir memleket meselesidir, bir eğitim meselesidir. Partimizin ve hükümetimizin programlarında yer alan bir meseledir. Yeni açıklanmış şeyler değil bu. Cemaat deniliyor, Cemaat’le Hizmet’le karşı karşıya gelmek gibi bir şey de çok çirkindir. Biz Cemaat mensubu kardeşlerimizin ellerindeki medya organlarıyla bize saldırmalarını, hatta gerçeğe aykırı şekilde saldırmalarını yadırgıyoruz. Bu niye bir cemaate yönelik olsun. Cemaat mensubu olan kardeşlerim lütfen burayı tekrar hatırlasınlar biz ne dedik öğrencileri özel okullarda okutalım, parayı devlet versin. Danıştay ne yaptı, bunu reddetti. O zaman Ak Parti iktidarı Cemaat’e kaynak sağlamak için bu yasayı düzenledi dediler. Cemaat mensubu kardeşlerim bu olayda yediğimiz darbeyi, tokadı unutuyorlar mı? Biz şimdi niçin Cemaat’i karşımıza alalım. Siz niye eğitimi belli vakıflara, derneklere teslim ediyorsunuz diye bize hesap sorarlar. Çünkü biz belli bir grubun değil tüm milletin iktidarıyız. Kendilerinin de bizi anlayışla beklemeleri lazım, sürdürdükleri propagandayı bitirmeleri lazım ve bizden bir geri dönüş bekliyorlarsa bunun olmayacağını bilmeleri lazım.


"BİZ BİR SİYASİ PARTİYİZ"

Bizim ayrılığa değil birleştirmeye gayret etmemiz lazım ama bu gayretimiz karşılığını bulur. Bu ülkeye yazık olur, bu gençliğe yazık olur. 800 bin öğretmenin emeğini yok saymak bu öğretmenlere ayıp olur. Altını çizerek tekrar ediyorum, ücretsiz bütün etüt merkezleri serbesttir. Okuma salonları zaten ücretsiz. Şunlar tweetlerde geçiyor. Oslo’nun sözü yerine getiriliyor. Yazıktır ya. Oslo’da sen benim MİT müsteşarımın yanında mıydın. Olmaz. Sen bunu neye dayanarak söylüyorsun. Bakın şimdi bugün bir gazete bir dershanenin yakılmasını bu mu rant temini gibi bir başlıkla vermiş. Olaya buradan yaklaşmaya kalkarsak ben o yazıyı yazan arkadaşa şunu söylerim. Güneydoğuda da İstanbul’da da bugüne kadar AK Parti’nin bugüne kadar bir çok şubesi yakıldı. AK Parti yöneticileri arasında benim öldürülen, kaçırılan kardeşlerim var. Biz bir şeyin mücadelesini veriyoruz. Sen de inanıyorsan, inanıyorum diyorsun bir mücadeleyi vereceksin. Yavrularımızı da bu ülkeye düşman olanlara kaptırmayacağız. Biz bir siyasi partiyiz. Bir grubu kendimize düşman ilan etmek gibi bir yanlışın içine düşmeyiz. Burada fitne odakları var. Bunlara fırsat vermemeliyiz. Bize düşen sadece kucaklamaktır, birleştirmektir, bütünlemektir. Sorumluluk makamında olanların bu fitne odaklarına fırsat vermemesi lazım. Eğer bu fitne odakları benim cephemdeyse benim arayıp bulmam lazım. Onların tarafındaysa onların bulması lazım. Ne oluyor ya, nereden çıktı bu. Bu devam eden bir süreçti. Yeni bir şey değil. Bizim bu konudaki attığımız adım bugünün adımı değil. Dolayısıyla biz bir dönüşümü gerçekleştireceğiz, bunun kararını vermişiz. Burada muhataplarımız durumundaki kardeşlerimiz bizim karşımıza gelecek olurlarsa ancak bu çerçevede gelebilirler. Bu Meclis’e gelecek ve Meclis’ten biz bu yasayı geçireceğiz. Sonra da ülkemizde uygulama zeminini bulacağız. Şunu söyleyemezler, önümüz tıkandı. Hayır önünüz tıkanmadı. Siz şekil vermek istiyorsunuz. Biz size gerekli imkanı sağlayalım bu şekilde yapın. Sektördeki payları yüzde 25 ama bakıyorsunuz sesleri çok daha farklı çıkıyor. Bu programdan sonra bu konuyla ilgili de çok fazla konuşmam, işin icra konusuna geçerim, arkadaşlarım da gereken açıklamaları yapar. Dünyanın değişik noktasındaki okullarla ilgili de biz hep destek olduk, sıkıntıları noktasında yardımcı olduk.
Son Güncelleme: 20.11.2013 22:46
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat!.. Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
salih çiftci 3 yıl önce

başbakanımız yapılması gerekeni yapıyor devlet adına milletin adına ne yapılması gerekiyorsa gecesini gündüzüne katıyor çalışıyor