Anneler Günü

Türk Dil Kurumuna göre anne; çocuğu olan kadın olarak tanımlanmaktadır. Ancak uygulamada anne ile ilgili değişik tanımlamalar yapılmaktadır. Bir görüşe göre anne; sevginin en güzel tanımıdır. Bir başka görüşe göre anne; hiç karşılık beklemeksizin çocuğu için her türlü fedakârlığa katlanan dünyanın en güzel kokulu varlığıdır anne. Bir başka görüşe göre anne; geceleyin hasta çocuğunun başında bekleyen ve onun iyileşmesi için her türlü çabayı gösteren yüce bir varlıktır anne.
Evet anne bizi; dokuz ay karnında taşıyan, bin bir güçlükle doğuran, aylarca emziren, yemeyip yediren, bezimizi değiştiren, hastalandığımız zaman başımızdan ayrılmayıp, bizim için uykusunu terk eden, bize ninniler söyleyen, bizlere konuşmayı öğreten bizim ilk ve en büyük öğretmenimizdir. Bu bakımdan anne her birey için çok önemli bir varlıktır.

Kutsal kitabımız kuranı kerimde anne ve annenin önemine önemli bir yer verildiğini görüyoruz. Nitekim  Yüce Allah; İsra Suresinin 23. ayetinde ana-babamıza nasıl davranmamız gerektiği konusunda şöyle buyuruyor. “Rabbin, kendisinden başkasına ibadet etmemenizi, anaya-babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri, ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara “öf!” bile deme. Onları azarlama.” Evet görüldüğü gibi rabbimiz; anne-babamızı üzmek, kalplerini incitmek bir yana; anne ve babamıza karşı en ufak bir hoşnutsuzluk göstermeyi, anne ve babamıza “Öf” bile demeyi yasaklamıştır. Ayrıca  yüce Allah İsra Suresinin 24. ayetinde ise annelerimize - balarımıza karşı son derece saygılı, hoşgörülü davranmamızı ve onlar için dua etmemizi şöylece emretmiştir. “Onlara tatlı ve güzel söz söyle. Onlara merhamet ederek tevazu göster ve de ki: Rabbim!, Tıpkı beni küçükken koruyup yetiştirdikleri gibi sen de onlara acı.”
 
Peygamber efendimizin hadislerine baktığımızda da peygamberimizin anne ve annenin önemi ile ilgili güzel sözleri olduğunu görüyoruz. Nitekim bir gün adamın biri Peygamber Efendimize “Ey Allah’ın Resulü, görüp gözetmeye en layık olan kimdir ?” diye sorduğunda Peygamberimiz (s.a.s.) “Annen, annen, annen; sonra baban; sonra sırasıyla yakın akrabalarındır” şeklinde bir cevap verdiğini görüyoruz. Ayrıca sevgili Peygamberimiz (s.a.s.); kendisine hangi amelin daha faziletli olduğu sorulduğunda da “vaktinde kılınan namazdan sonra ana-babaya iyilik yapmaktır” şeklinde bir cevap verdiğini görüyoruz. Ayrıca Peygamber efendimiz bir hadisi şerifinde; “Cennet annelerin ayakları altındadır.” buyurmuştur.
Hayatımızın en önemli varlıklarından birisi olan annelerimizin atasözlerimize de konu olduklarını belirtmek lazım. Nitekim bu sözlerden bazıları şöyledir;   
 
  • “Ana başa tâc imiş, her derde ilâc imiş. Bir evlat pir olsa da, anaya muhtaç imiş”
  • “Ağlarsa anam ağlar, gerisi yalan ağlar.”
  • “Ana gibi yâr olmaz”

Anne; alternatifi olmayan ve asla yeri doldurulamayan çok önemli bir varlıktır. Nitekim bir yerimiz acısa anne deriz. Çünkü; anne deyince akla merhamet gelir. Anne deyince akla fedâkarlık gelir. Anne deyince akla karşılık beklemeden sevmek ve vermek gelir.

Evet bu gün mayıs ayının ikinci Pazar günü, yani bu gün anneler günüdür. Peki, “anneler günü resmi olarak nasıl ortaya çıkmıştır?” şeklindeki soruyu kısaca şöyle cevaplandırabiliriz.  “Amerika Birleşik Devletlerinde yaşayan bir genç kız, annesini mayıs ayının ikinci Pazar gününde kaybeder. Annesini ölümüne çok üzülen genç kız bulunduğu şehirdeki politikacılara, bakanlara ve  iş adamlarına  bir mektup yazarak annesinin ölüm yıldönümü olan mayıs ayının ikinci Pazar gününün anneler günü olarak kutlanmasını ister. Ancak genç kızın bu isteği hemen kabul edilmez. Fakat genç kız annesinin ölüm yıldönümü olan mayıs ayının ikinci haftasındaki Pazar gününün anneler günü olarak ilan edilmesi için sabırla ve azimle çalışmaya devam eder. Nihayet bu çabalar sonuçsuz kalmaz ve 1911’de Amerika Birleşik Devletleri ülkedeki tüm eyaletlerde mayıs ayının ikinci Pazar gününün anneler günü olarak  kutlanmasına karar verir. Böylece anneler günü resmi olarak 1911 yılında kutlanmaya başlar. Amerika birleşik Devletlerinde başlayan bu kutlama sonradan diğer ülkelere de yayılır. Ülkemizde ise 1955 yılından beri mayıs ayının ikinci pazar günü anneler günü kutlanmaktadır.
Anne ile ilgili yukarıda pek çok tanım yapılmıştır. Verilen anne tanımlarının yanında sizlerin de ilave edeceği değişik görüşler olabilir. Ancak şu bir gerçektir ki, anne; hiçbir karşılık beklemeden çocuğu için her türlü fedakârlığı yapabilen dünyadaki tek varlıktır. Başka bir değişle fedakârlık kavramını en iyi karşılayan kelime anne’dir.   Şimdi annenin fedakârlığı ile ilgili bir hikâye anlatmak istiyorum. Hikâyenin adı "Tek Gözünü Çocuğuna Veren Anne". Vakti zamanında bir çocuk varmış. Annesi çocuğun okuduğu okulda temizlik görevlisi olarak çalışıyormuş. Ancak annesinin tek gözü varmış. Bundan dolayı çocuk annesinden çok utanıyormuş ve annesini hiç sevmiyormuş. Bir gün çocuğun annesi okulda yanına gelir ve arkadaşları ile oynayan çocuğuna bir merhaba demek ve onu sevmek ister. Ancak çocuk buna çok sinirlenir. Eve gidince de annesine kızar ve “senin gibi gözü kör olan bir annem olacağına keşke hiç annem olmasaydı” diye bağırır. Annesi çocuğunun bu sözlerine çok üzülür, “kusura bakma oğlum der”, acısını içine atar ve çocuğuna hiçbir şey belli etmez. Aradan zaman geçer, çocuk büyür ve üniversite eğitimi için Singapur’a gitmeye karar verir. Singapur’daki eğitimini bitiren çocuk işe girer, evlenir ve  çocukları olur. Bir gün annesi biricik çocuğunu görmek için Singapur’a gider. Çocuğunun kaldığı evin kapısını çalar. Kapıyı  torunları açar ve onun tek gözlü oluşuna gülmeye, onunla alay etmeye başlarlar. Bunun üzerine çocuk, tek gözlü annesinden utandığı için, gelen kişinin kendi annesi olduğunu ailesine söylemez ve kızarak annesini evden kovar. Bunun üzerine annesi hiç çocuğunu bozmadan: “özür dilerim yanlış gelmişim” der ve kendi evine geri döner. Aradan zaman geçer. Çocuk kendi doğduğu evi merak eder ve ülkesine dönerek evlerini görmek ister. Ancak yine ailesine annesinden bahsetmez ve bir iş gezisine çıkacağını söyler. Çocuk kendi ülkesindeki doğduğu eve geldiğinde annesinin öldüğünü öğrenir. Annesi ölmeden önce çocuğuna verilmek üzere komşusuna bir mektup bırakmıştı. Çocuk doğduğu evi görmeye geldiğinde onu gören annesinin komşusu çocuğu yanına çağırarak annesinin bıraktığı mektubu kendisine teslim eder. Çocuk mektubu açar ve okumaya başlar. Ancak o anda gözleri dolar, sözler gırtlağına düğümlenir, dili tutulur, benzi solar ve dünyası yıkılır. Çünkü mektupta annesi şöyle diyordu: “Oğlum hayatın boyunca senin utanç kaynağın olduğum için özür dilerim Singapur'a gelip çocuklarını korkuttuğum için çok üzgünüm biliyor musun oğlum sen küçükken bir kaza geçirmiştin ve bir gözün kör olmuştu ben bir anne olarak senin tek gözle büyümene razı olamazdım ve bu yüzden tek gözümü sana verdim. O gözle benim yerime gördüğünü düşünüyor ve çok mutlu oluyordum elveda seni çok seven annen.”. Çocuk annesinin kendisi için yaptığı fedakârlıkları anladığında artık iş işten geçmiş ve annesi ölüp gitmişti. Çocuğun duyduğu pişmanlık hiçbir şeyi değiştirmiyordu. Annesine yaptığı bu hatanın acısını ömrü boyunca çekmek zorunda kaldı. Duyduğu vicdan azabı hayatını cehenneme çevirmişti. Ancak elinden artık bir şey gelmiyordu. Annesini görmek, ondan özür dilemek ve ona evlatlık vazifesini yerine getirmek istiyordu. Ancak artık bu imkânsızdı ve annesini asla bir daha görememişti. Annesinden özür dileme ve evlatlık vazifesini yerine getirme fırsatı olmamıştı.  Kısacası artık iş işten geçmişti. Evet bu hikayede görüldüğü üzere; elimizdeki imkanları ve fırsatları iyi değerlendirmeliyiz; fırsat elimizden kaçtıktan sonra duyacağımız pişmanlık bir şey değiştirmiyor.


İşte bu anlamda bizi dokuz ay karnında taşıyan, bin bir güçlükle doğuran, aylarca emziren, yemeyip yediren, bezimizi değiştiren, hastalandığımız zaman başımızdan ayrılmayıp, bizim için uykusunu terk eden, bize ninniler söyleyen, bizlere konuşmayı öğreten, hatalarımızı affeden, şımarık davranışlarımıza katlanan,  bizleri karşılıksız olarak seven annelerimize sevgimizi ifade etmek için her fırsatı iyi değerlendirmeliyiz. Sadece anneler gününde hatırlamak, ondan sonra ilgilenmemek iyi bir bireyin yapacağı iş değildir. Anneler, her zaman sevgiye, saygıya, hizmete ve hürmete layık olan en yüce varlıklardır. Annelerimiz sağken onları mutlaka razı etmeliyiz. Onlar sağken hiç ilgilenmeyip, hatta onları üzüp de, annemiz ölünce ağlamanın bir anlamı olmaz. Şayet annemiz hayatta değilse, onun için dua etmeliyiz. Kabrini ziyaret etmeliyiz. Onun için hayırlı işler yapıp, sadaka vermeliyiz.

Ne mutlu, annelerini sağken layıkıyla sevip, layıkıyla hizmet edenlere. Ne mutlu, onları sadece anneler günün de değil, her zaman hatırlayanlara. Ne mutlu, annelerinin hayır dualarını alıp, dünya ve ahiret mutluluğuna erenlere.

Bu duygu ve düşüncelerle tüm annelerimizin anneler gününü kutluyor, saygıyla ellerinden öpüyorum. Başımızın tacı olan annelerimize mutlu, sağlıklı ve huzurlu bir hayat diliyorum.’’

Dr. Mehmet Ali NOYAN
Elektronik Posta : alinoyan47@gmail.com
Cep Telefonu      : 05053985629

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Kadir Keskin 2 yıl önce

sayın hocam günün anlamını çok güzel dile getirmişsiniz. elinize sağlık bütün evlatların okuması gereken bir yazı . selamlar