Gabriel Garcia Marquez Kolombiya’da işleneceğini herkesin bildiği, engel olmak için kimsenin bir şey yapmadığı cinayetinin öyküsünü anlatır Kırmızı Pazartesi adlı romanında. Kırmızı Pazartesi romanında sadece okuyucu değil, tüm kasaba ahalisi de kimin ne zaman öldürüleceğini önceden bilmektedir.
* * *
10 Ekim Cumartesi sabahı Türkiye’nin başkenti Ankara’da işleneceğini herkesin aylardır yazıp söylediği, özellikle Türkiye’nin Suriyelileştirilmek istendiğinin bağırarak haykırıldığı bir günde katliam yapıldı.

Kırmızı Cumartesinde yapılacak mitingin ana teması “Emek barış demokrasi” mitingiydi.

17 Eylül’de Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği öncülüğünde yine başkent Ankara’da “Teröre hayır kardeşliğe evet” mitingi yapılmış ve barışçıl gösteri olaysız sonlanmıştı.

Barış Bloku TOBB’un mitingini yetersiz bulmuş ve içeriğini doğru tespit ederek emek eksenli demokratik kitle örgütleri ile barış mitingi düzenleme kararı almıştı.

Barış soyut bir kavram değildi. Barış, emek ve demokrasi ile birleştiğinde daha güzel oluyordu.

Ankara Katliamının neden ve hangi maşaları kullanan hangi ellerce yapıldığının tespiti açısından mitingin özünü doğru ortaya koymalı. Suruç katliamında da ölen gençler halkın kurtuluşunun emekten yana olacağını düşünen sosyalist gençlerdi. Ankara katliamında öldürülenler de emek ve demokrasi sevdalılarıydı.

Öyleyse katliamın nedeni ve faili belliydi: Katliam Emeğe, demokrasiye ve barışa karşı yapılmıştı ve yapanlar emek düşmanlarıydı.

Kimdir emek düşmanları?

Kimdir Türkiye’yi Suriyelileştirmek isteyenler?

Suriye’yi kim karıştırdı, kim iç savaş çıkardı ise onlar! Başta Amerikan emperyalizmi olmak üzere ikiyüzlü Avrupa emperyalizmi ve Ortadoğudaki maşaları!

* * *
Günlerdir çevremde bana şu soru soruluyor: Suriyeliler denizleri aşıp Avrupa’ya sığınıyor. Bizim kaçacak, sığınacak bir yerimiz var mı?

İnanın bu soruyu öyle politikleşmiş insanlar değil, sade vatandaş soruyor. Sade vatandaşı bu soruyu sorma noktasına getirdiler.

Ve kendi sorduğu soruyu kendi cevaplıyor sade vatandaş: Bizim gidecek yerimiz yok. Bizim vatanımız Türkiye.

Bu soru ve cevap çok önemli. Ben de yıllar önce “Başka Türkiye yok” diye yazmıştım.

Öyleyse Türkiye’ye barış ve demokrasi getirene kadar buradayız.

* * *
Kanlı Cumartesi ertesinde ülkemin acılı ama vakur insanları cenazelerini yas içinde toprağa verirken emekten doğan güçlerini eyleme dökerek yası isyana çevirmeyi başardılar.

Katliamcılar- maşalar değil- maşaları tutan eller bunu iyi görmeliler.

Türkiye Irak veya Suriye değildir. Günlük siyaseti ne olursa olsun Türkiye emektir. Fikriyle, kol gücüyle emekçi halk bir bütündür. Emperyalizmin bütün oyunlarını İstiklal Harbinden beri iyi bilen bir halktır bu. Gizli sömürgeciliği açık işgale çevirmek isteyenler bu halkın nasıl en zor anlarda silkindiğini hesap edemiyorlar anlaşılan.

10 Ekim tarihsel bir dönüm noktasıdır. Kırmızı Cumartesi bir katliamın adı değil bir demokrasi mücadelesinin dönüm noktası olarak bilinecektir. Kitleler artık katledilmenin değil emperyalizme ve uşaklarına direniş fikrinin eşiğindedir.
* * *
Nobel edebiyat ödüllü Gabriel Garcia Marquez Kırmızı Pazartesi romanında bir cinayet işleneceğini, kimin ne zaman öldürüleceğini, sadece ölecek olanın bilmediği ama herkesin önceden bildiği bir kasabayı anlatıyor.

Ama biz o romanı okuduk artık!

Kırmızı Cumartesiyi emek, barış ve demokrasiye çevireceğimizi biliyoruz!


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat!.. Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.