10 Eylül 2015 Perşembe 17:31
ŞİDDET Mİ KARDEŞLİK Mİ..?

 Güzel bir atasözümüz var hepimizin çok iyi bildiği.

"Körün istediği bir göz Allah verdi iki göz" diye.

Yaşadığımız günlere uyarlarsak öylesine yerine oturuyor ki.

Dış güçlerin tam da arayıp bulamadığı bir durum. Onlar bir karmaşa istiyordu.

Ülkemizdeki durum karmaşayı geçti arapsaçına döndü.

Hemen hepimiz yaşadığımız kaos ortamına bakarak üzülüyoruz.

Çözümler buluyoruz kendimizce ama bu ülkenin yetmiş yedi milyon nüfus ve farklı etnik gruplardan oluştuğunu düşünmeden.

Çaresizlik içerisinde herkes kendi çözümünü dayatıyor, doğru benim tekelimde diyor.

Ama kimse kimseyi dinlemediği veya diğerinin görüşüne saygı duymadığı için kala kala anlamsız bir şiddet dürtüsü kalıyor elimizde.
Şiddete karşı şiddet.

Sonuç olarak bu farklılıkları da birileri bir güzel kullanıyor şiddet sarmalının daha da güçlenmesi doğrultusunda.

Yani tam da atasözünde anlatıldığı gibi.

Kardeş kardeşi vuruyor, hakaretler yağdırıyor, ülke bölünüyor diye feryat ediliyor, kimi var olan iktidara cephe alıyor, kimi yasalarla kurulmuş bir partiye.Bir diğerini düşman görüyoruz dışımızdaki.

Dağlıca'da ülke tarihinin en acı terör olaylarından biri yaşanıyor, ama sonuç olarak bayrak sallamaktan öteye gidilmiyor.

Yani en kötü durumda dahi ulusal birlik kurulamıyor.

Çözüm sürecine karşı çıkanlar dahi bugün barış için gözyaşı döküyor.

Ama barış yerine savaş söylemleri daha ağır basıyor her zaman.

Geçmişte çözüm sürecine karşı çıkanlar, Erdoğan'ın dediği gibi PKK'nın bu süreçte güç ve silah topladığını ileri sürerek eleştirilerini yöneltip iktidarı suçluyorlar.

Süreç konusunda belirli zafiyetlere, hassasiyetlere parmak basılabilir, eleştirile bilinir ama bu hatalardan yola çıkarak terör örgütünün işbirlikçisi suçlaması yapılamaz.

Barış için taraflara bir şans tanınmalıdır her zaman. Koşullar zorlamadıkça da güç kullanımı asla tercih edilmemelidir. Ama oluşmuş koşullarda harekete geçenleri de eleştirmemek gerekir savaş istiyor diye.

Güneyimizdeki ülkelerde açık bir savaş var.

Savaşın nedeni de o bölgelerin yeniden dizayn edilme isteği.

TSK'nın bombardımanında ölen Alman görevlisinin varlığı da bu savaşın uluslararası bir boyut kazanmış olduğu veya dış güçlerce körüklendiğinin bir göstergesi.

Bu da demek ki dış güçler bu savaşı bir şekilde ülkemize kaydırmak istiyor veya Türkiye'nin aktif tavır almasını engellemek için yıllardır var olan sorunumuzu kaşıyor.

Belki de okyanus ötesinde yıllar önce hazırlanmış planlar hayata geçirilmeye çalışılıyor.

Demem o ki sağduyu sahibi tüm insanlar, siyasi partiler, kurumlar, kanaat önderleri bu durumu göz önüne alıp kimseyi suçlamadan yeni bir strateji için kolları sıvamalıdır.

Yoksa terörün karanlık ve vahşi elleri bizi çok daha kötü yerlere sürükleyecektir.




Son Güncelleme: 10.09.2015 17:33
Anahtar Kelimeler:
Ahmet özsoy
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Sevinç Ünverici 1 yıl önce

Çok doğru bir tespit. Türk baharına fırsat verilmemelidir.