17 Ekim 2015 Cumartesi 14:20
Körfez ÇED raporu ne durumda ?

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın yaptığı hataları ve uyguladığı yanlış politikalarını anlatan Kınay, ÇED raporuyla ilgili merak edilenleri ve raporun hazırlanış sürecini de açıkladı.

Öncelikle ÇED raporu tam olarak nedir ?

ÇED kavramı Çevresel Etki Değerlendirme sürecidir. Herhangi bir faaliyetin, planlama aşamasında, hayata geçmeden önce, faaliyet alanı ve yakın çevresine, ekolojik dengeye, insan ve diğer canlı yaşamına olan etkilerinin, alınacak önlemlerin değerlendirildiği bir süreçtir. Bu değerlendirme sonucunda da ÇED, gerçekleştirilmesi planlanan faaliyetin yapılıp yapılamayacağını konusundakarar vericilere yön gösteren bir araç aslında. Ülkemizde ÇED süreci uygulamalarına 1997’de başlandı. O tarihten itibaren yürürlükte olan bir ÇED Yönetmeliğimiz var. Yayınlandığından itibaren bu yönetmelik tam olarak 17 sefer değişti. Ana maddeler değiştirildi, yönetmeliğe tabii olan faaliyetler listesi, ara maddeler eklenip çıkartıldı. Az önce bahsettiğim gibi bir faaliyetin olası tüm çevresel etkilerinin değerlendirildiği bir süreç olarak düşünülürken, ÇED bir prosedür haline getirildi.

Kes-Kopyala-Yapıştır dosyalardan oluşan, izleme süreçlerinin tam anlamıyla yapılmadığı ve neredeyse tamamının onay aldığı bir sistemin parçası haline geldi. Bunu da zaten son dönemlerde yayınlanan raporlarla, yapılan hak ihlalleriyle ve hatalarla görüyoruz. Bu bize ne getirdi ? Tesislerin çevresel etkilerinin tam anlamıyla değerlendirilemediği ve ülkemizde kamu yararı doğrultusunda, bütünsel bir planlama yapılmadığı için belirli alanlarda belirli tesislerin yığıldığı ve ülkemizin çevresel altyapısının giderek kötüleştiği, toprağımızın, suyumuzun, havamızın kirlendiği bir süreç içerisindeyiz. Bu da o bölgede yaşayan insanların, çevresel faktörlerin ve diğer canlıların olumsuz etkilenmesine neden oldu. ÇED raporlarında izleme ve değerlendirme süreçleri önemlidir. ÇED süreçlerinde Bakanlık, uzman kurum ve kuruluşlar, yöre halkı, ÇED raporunu hazırlayan firma, ilgili bilim insanları ve normal şartlarda STK’larda bu sürecin içerisinde yer alır. Tüm bunlar görüş ve önerilerini bu rapor aşamasında paylaşırlar. Tüm bunların sonucunda nihai bir karar çıkar ve o karar olumluysa bu faaliyetin yapılmasına karar verilir. Burada da iş bitmez. Faaliyete geçildikten sonra da bu faaliyetin her aşamasıÇevre Bakanlığı tarafından denetlenir. Süreç planlama, inşaat, izleme kontrol süreci olarak bir bütündür. Dersiniz ki ben bu faaliyeti bu şartlarda, bu yöntemle, oluşabilecek etkilere karşı alacağım bu önlemlerle çevre ve insan sağlığına zarar vermeden, olumsuz bir etki yaratmadan gerçekleştirmeyi taahhüt ediyorum. Süreç mühletincede tutarlı olmak zorundasınızdır. Çünkü en ufak değişiklikte ÇED raporu iptal olur ve sürecinyeni baştan başlaması gerekir. Bakanlık ise tüm bu süreci kontrol etmekle yükümlüdür.
Böyle baktığımız zaman gerçekten çok ideal olan bir sistem. Ama ülkemizdeki uygulamalara baktığımız zaman raporlar birbirinin aynısı. Kopyala-yapıştır mantığıyla yapılmış karşılaştığımız trajikomik raporlarda var. 1997’den bu yana olumsuz sonuçlanmış proje sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Yönetmelik içindeki değişikliklere baktığımızda, özellikle büyük ölçekli faaliyetlerin , çevresel etkileri göz ardı edilerek, incelenmeden, “Muafiyet” adı altında geçici maddelerle sürekli kapsamdışı bırakıldığını görüyoruz. Bu da bu sürecin artık sadece bir prosedür olarak ele alındığını bize gösteriyor. Denetleme süreçlerinden bahsetmiyorum bile çünkü Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın“ki olması gereken yapılanması ile güçlü bir Çevre Bakanlığı’dır”, tam olarak anayasamız ile güvence altına alınmış olan bizim sağlıklı bir çevrede yaşama hakkımızı sağlamakla ve denetlemekle yükümlü olan bakanlık olması gerekirken, idari ve teknik personelleriyle ilgili olan yetersizlikler ve ülkenin çevre politikası nedeniylemalesef çevrenin korunması yönünde değil, tam tersi herşeye rağmen kalkınmak ve sanayileşmek zorundayız, bunun içinde herşeyi feda edebiliriz anlayışıyla çalışan bir bakanlık konumunda.

İzmir Körfezi’nde yapılacak olan düzenleme nasıl olmalı ve bu yapılırken nelere dikkat edilmeli ?

Şimdi İzmir Körfezi, İzmir’in kanayan bir yarası aslında. Belirli bir yaş grubunda olanlar körfezde yüzdüklerini anlatırken, sonraki jenerasyonlar körfezi kötü kokusuyla hatırlıyorlar. Bunun en büyük nedenlerinden biride geçmişinde evsel ve sanayi atıklarının körfeze akmış olması. Çevresel altyapı açısından bakıldığında İzmir, Türkiye’nin diğer şehirlerine kıyasla en iyi durumda. Yıllar içerisinde Büyük Kanal projesiyle evsel atıksuların toplanarak arıtma tesisinde bertarafı sonucunda resmi olarak körfeze evsel atıksularındeşarjı gibi bir durum yok. Mevzuata göre sanayi tesislerinin de endüstriyel atıksuları ve diğer atıkları için gerekli arıtma süreçlerini yürütmesi gerekmektedir. Ancak körfezin geçmiş yıllar içerisinde birikmiş olan kirliliğinin 1-2 yıl içerisinde temizlenmesi gibi bir durum söz konusu değil. Doğa kendi kendini iyileştirme yeteneğine sahip ama belirli bir yüke kadar. Siz bunun üzerinde bir yük verdiğiniz zaman ekstra bir işlem yapmak zorunda kalıyorsunuz. Dibe çökmüş olan ve çamur olarak bahsedebileceğimiz o kirlilik, körfezdeki canlı yaşamını sonlandırmış durumda. İzmir Büyükşehir Belediyesinin, son dönemlerde bu konu ile ilgili olarak yürüttüğü olumlu çalışmalar bulunmakta. Üniversitelerin yaptığı çalışmalar, belediyelerin çalışmaları ve sayın Aziz Kocaoğlu’nun her fırsatta söylediği “ Hayalim körfezde yüzmek” açıklamaları, bu körfez rehabilitasyon çalışmalarının başlamasını sağladı. Bu projedeki amaçta şu, körfezin tabanındaki çamurun taranması, temizlenmesi, aynı zamanda bir sirkülasyon kanalı açılarak akıntının hızlandırılması ve bu sayede sudaki yaşam kalitesinin arttırılarak körfezde canlılığın sağlanmasıdır. Hepimiz bu fikre katılıyoruz, hepimizin hayali körfezde yüzmek. Bunun içinde öncelikli olarak körfeze hiçbir şekilde kaçak deşarjların olmaması gerekir. Bu resmi olarak engellenmiştir ancak kaçak bu işlemin yapılmasınınbir şekilde engellenmesi için ilgili kurumların denetim süreçlerinde gerekli tedbir ve önlemler alması gerekmektedir. Bunlar yapılmadığı müddetçe hiçbir proje başarıya ulaşamayacaktır. Körfezle birleşen birçok deremizde bulunmakta. Ancak bu derelerde de kentlerin kendi yarattığı çöpler atılıyor. Kent sakinleri olarak bizlerde bununla ilgili bilinç oluşturulmadığı sürece ne kadar temizlerseniz temizleyin, tüm çabalar sonuçsuz kalacaktır. Körfez Rehabilitasyon Projesi kapsamında, tabandan alınacak olan çamurunda ne yapılacağı önemli.Çünkü çok ciddi bir miktarda çamur çıkacak. Bu çamurun piyasada farklı koşullarda kullanılması öngörülüyor. Öncelik olarak bu çamurun tehlikeli atık içerip içermediği tespit edilmeli. Çünkü yıllarca sanayi atıkları aktı körfeze. Hazırlanan ÇED raporunda çamurun bu özellikte olmadığı beyan ediliyor ve ilgili değerlendirmeler ÇED Raporu kapsamında devam ediyor. Bu çamurun kullanılabileceği alanlar mevzuatlarla belirlenmiş durumda. Dolgu malzemesi olarak, inşaat malzemesi olarak, yapay adaların yapımında ve tarımda vb. süreçlerde kullanılabiliyor. Bu çamurun hangi alanda kullanılacağına dair henüz kesin bir bilgi yok.Ayrıca arıtma tesisinin olduğu Karşıyaka bölgesinde korunması gereken alanlar var. Buralarda herhangi bir çamur bertarafı veya bir işlem yapmanız mümkün değil. Kuş Cenneti’nin olduğu bölgeyi kastediyorum. Bu bölgelerle ilgili çalışmalarında mevzuata uygun olarak yapılması gerekiyor. Bütün bu aşamalar ÇED raporunda ayrıntılı olarak işlendikten sonra uygulamaya konulabilir. Ondan sonra İzmirlileri çok daha güzel günlerin beklediğini söyleyebiliriz.

Körfez ÇED raporu ile ilgili belgeler 2013 yılında gönderilmesine rağmen neden hala karar çıkarılamadı?

Bu sorunun muhattabı Çevre Şehircilik Bakanlığı. Az önce söylediğim şeyleri ve diğer tüm çevresel faktörleri ele aldığınız bir incelemeyle ÇED Raporunu Bakanlığa sunarsınız. Bakanlıkta bu rapor çerçevesinde oluşturduğu uzman kuruluşlardan, bunlarda Tarım İl Müdürlüğü, Orman Genel Müdürlüğü, Milli Parklar Genel Müdürlüğüvb gibi aklınıza gelebilecek uzman kamu kurum ve kuruluşları, STK’lar ve üniversiteleri de dahil edebilirsiniz, uzman bir heyet oluşturur ve bu raporu inceleyip ele alırlar. Körfez raporunun kurula sunulduğunu ancak bulunan bir takım eksiklikler nedeniyle sürecin uzadığını biliyoruz. Bu eksiklikler tamamlanmaya çalışıldığı için bu kadar zaman aldı.Ancak düzenlemeler sona erdiği ve faaliyetler tamamlandığı zaman İzmir Körfezi’nin durumunun oldukça iyiye gideceğini de biliyoruz. Körfeze atıkların boşaltılmasının yasaklanmasının ardından,10-15 yıl önceki o kötü ve keskin kokunun kaybolduğu aşikar. Hatta yapılan araştırmalar ve çekilen görüntüler neticesinde körfezde canlılığın arttığınıda görebiliyoruz. Proje doğru bir şekilde yapılırsa ve izleme süreci düzgün bir şekilde incelenirse, körfezin canlılığı kat ve kat artacak, yüzebileceğimiz bir körfez hayalide gerçek olacak.

ÇED raporunda yapılacak olan bir hata neticesinde karşılaşabileceğimiz durumlar, sonuçlar neler olur ?

Normal şartlarda ÇED raporunda bir hata yapılmaması gerekiyor zaten. ÇED hataların önlenmesi için yapılıyor. Ancak proje hatalıysa, projede yapılan uygulamalarda bir hata gerçekleşiyorsa planlayamayacağımız olumsuz etkilerle karşılaşabilirsiniz. Bunlar ne olabilir, örneğin dip çamuru tehlikeliyse bunu alıp başka bir yerde kullanamazsınız. Tarımda bu çamuru kullanamazsınız. Yapmamanız gereken işlemleri, yapmamanız gereken alanlarda yaparsanız, o işlemin getireceği çevresel risklerle karşı karşıya kalırsınız.

İzmir’de Körfez dışında hangi bölgelerin rehabilite edilmesi lazım?

Aslında gerçekleştirilmesi planlanan her faaliyetin az yada çok çevresel bir etkisi vardır. İzmir’de bu anlamda en kötü durumda olan yer şu anda Aliağa. Bugün Türkiye’nin en kirli bölgelerinden birisi Aliağa. Bölgede bulunan kirlilik yükü yüksek olan ağır sanayi tesisleri, gemi söküm tesisleri, halihazırda yapılan ve yapılması planlanan termik santraller süreci var. Aliağa şu anda çevresel kirlilik yükü kapasitesini doldurmuş bir alan. Mevcut tesislerin çevresel koşullarının rehabilite edilmesi, bu süreç düzenlenmeden yeni tesislere yada kapasite artışlarına izin verilmemesi gerekiyor. O bölgeye çevresel olarak geri dönülmez noktalara getirecek olan, kurulması planlanan ve ÇED raporu onaylanmış olan termik santrallere Oda olarak açmış olduğumuz davalar var. Aliağa Bölgesinde yaşanan çevresel kirliliğidolu bir bardak düşünün. O bardağın üzerine 2 damla daha damlattığınızda o bardağı taşırırsınız. Bu süreci bölgesel olarak planlamanız gerekir. O bölge halkının yaşadığı çok ciddi problemler ve sağlık sorunları var. İzmir’de ki hava kalitesinin düşüklüğünün bir nedenide Aliağa’da ki bu kirlilik. Yapılan bir çok bilimsel araştırma bunu kanıtlıyor. Çevre kirliliği oluştuğu alanda kalmaz, çok büyük alanlara yayılabilir. Örnek verecek olursak; Bergama Kozak’ta, ki arada büyük bir mesafe var Aliağa ile, geçtiğimiz yıllarda çam fıstıklarında yaşanılan verim kaybının nedeni olarak sanayi kaynaklı kirleticilere rastlandı. Bunun sebebi de Aliağa’da ki kirlilik olduğu bilim uzmanlarınca değerlendirildi. Dolayısıyla bu süreçlerin çok iyi irdelenmesi gerekiyor.

Kentimizdeki madencilik faaliyetleri de önemli başka bir sorun. Bergama altın Madeni, Efemçukuru altın Madeni, yakın çevremizde Gördes ve Turgutlu Çaldağ Nikel madeni projeleri çevresel riskleri oldukça yüksek ve kent sağlığımızı tehdit eden projeler.

Efemçukuru Altın Madeni de ayrı bir sorun. İzmir’in içmesuyu kaynağı olarak tanımlanana bölgede çok ciddi çevresel risk yaratan bu proje ile ilgili olarak; ÇED olumlu Kararlarına ilişkin yürüttüğümüz hukuki süreçler devam ederken; tesiste kapasite arttırımı yapmak istemişlerdi. Açtığımız davalar neticesinde bilim insanlarının hazırladığı bilirkişi raporları ile madenin mevcut haliyle çevreyi kirlettiği tespit edildi, bu kapsamda ÇED Raporları iptal edildi. Ancak geçtiğimiz ay Çevre Bakanlığı, hiçbirşey olmamış gibi yeniden kapasite arttırımı sürecini başlattı ve yangından mal kaçırır gibi ÇED raporuna onay verdi. Şu an bununla ilgili hukuki süreçlerimiz devam ediyor. Bu bölge Tahtalı Barajı’na çok yakın ve İzmir’in su havzası konumundadır. Su kaynakları açısından bu madenin kirletici olduğu bilimsel olarak kanıtlandı.

Yukarıda hepsini aktaramadığım ancak çok kabaca bahsettiğim örnekleri de değerlendirirsek Bakanlığın çevre politikasını nasıl yönettiği ortada. İzmir gibi bilincin çok yüksek olduğu, soran ve sorgulayan bir kentte biz bunları yaşıyorsak, diğer kentlerde yaşanabilecekleri siz düşünün.
 
Bertan BAK / EGE HABER
Son Güncelleme: 17.10.2015 14:35
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat!.. Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.