Yaşadığımız günleri yıllar sonra anımsayıp tartışmaya başlasak neler söyleriz bilemiyorum ama bu günler için iyi şeyler söylenmeyeceği kesin.
Bir yanda gittikçe kutuplaşan bir toplum, bir yanda dağlarında ovalarında tükenmek bilmeyen katliamlar, ölümler.

Bir yanda bu ölümlerle vahşi duygularını, kin ve nefretini internet sayfalarına taşıyanlar.

Nereye gidiyoruz?

Hani bizim o insana değer veren dini ve soyumuzdan gelen asil duygularımız?

“Dağlarına bahar gelmiş memleketimin” diyordu Ahmed Arif güzel bir şiirinde.

Ne dağlarımız o baharı görebildi, ne ovalarımız.

Ne soylu ne de insani duygularımız, sahip olduğumuzu söylediğimiz o asil duygulara yaklaştırabildi bizi; ne de söylenen sözler.

Birbirimizi boğazlayıp duruyoruz yıllardır.

Bu ülkeyi birlikte kurduk derken; birlikte ülkeyi kurduğumuz tüm etnik unsurlarla kavgalı olduk.

Hadi dağlarımızda, ovalarımızda katledip duruyoruz insanlarımızı da; ölülerimize, yitirdiklerimize nasıl davranıyoruz?

Bakın mezarlıklarımıza ne haldeler.

Düzensizlik, pislik, karmaşa.

İki kişi görevlendirip mezarlıklarımızı cennet bahçesine çevirmek zor bir şey mi?

Örnekleri yeterince var yurt dışında. Saygıyla giriyoruz o mezarlıklara, temizlik, düzen.

Oysa bizim dinimizde o kadar çok şey söylenmiş ki yitirdiklerimiz üzerine.

Peygamberimiz ölülerin arkasından kötü konuşulmasını men ettiği kadar, kabirlerin üzerine oturulmasını dahi yasaklamış.

Ölünün vasiyetine, yattığı yere yani kabirine saygıyı bir görev olarak önümüze koymuştur.

Hatta mezarlık o kadar önemlidir ki: “Kim bir mezar kazarsa Allah ona cennette bir köşk bina eder” (el-Karafi, el-Furuk,III,)

Peki İzmir’in mezarlıklarında neler oluyor?

Bu konuda kulağımıza gelenler iddialar pek iç açıcı değil.

Ahmet Piriştina döneminde; “Yaşamlarında gün yüzü görmeyen kimsesizlere ölümlerinden sonra biraz saygı gösterebilme, sahip çıkma” adına kapatılan kemik kuyuları bugün tekrar açılmış; Kimsesizlerin mezarları kazılarak kemikleri bu kuyulara atılmaya başlanmış.

Tabii iddialar bu kadar değil.

Terkedilen bebekler için ayrılan adalar kazılmış, kemikler toplanmaya dahi gerek görülmemiş, sağda solda terkedilmiş ve mezarlığı ziyaret eden hayvanlara bırakılmış. (Bu iddianın doğru olmadığını dilerim canı gönülden).

Her vatandaş büyüklerini mezarlıklarda mümkün olduğunca yan yana gömmek ister; Bu nedenle bir büyüğümüzü yitirdiğimiz anda diğerini de yanına gömmeye çabalarız.

Gelen bilgilere göre bu nedenle ailelerini yan yana gömmek isteyen vatandaşların istemleri Mezarlıklar Müdürlüğümüzce pek göz önüne alınmıyor, mezar yerleri yükseklerden gelen emirlerle Belediye Meclis üyelerine, siyasi parti temsilcilerine ayrılıyor.

Ölümde, definlerde dahi kayırmacılığın olduğu bu kent İzmir olabilir mi?

Böyle bir kentte saygı ve sevgiden bahsetmek ne denli doğru olabilir ki?

Bu konuda şikayetler Daire Başkanı Hülya Şahin, Defin İşleri Müdürü Ümit Harita ve Planlama Müdürü "Şengül Karsu" hanım üzerine yoğunlaşıyor.

Umarız iddialar doğru değildir ama elimize ulaşan resimler bu konuda çok şeyler söylüyor.

Ege Haber konunun üzerine gidecektir, çekilen fotolar en kısa sürede yayınlanacaktır ama bu konu üzerine yetkililerden de bilgi bekliyoruz.

Yoksa; yitirdiği insanları Gül suları ile yıkayıp defneden bir geçmişe sahip İzmirimize bu söylentiler hiç yakışmaz.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Mualla 1 yıl önce

Keşke mesleginize yakışır şekilde davranip kulaktan dolma,aslı astarı olmayan ve sacmasapan şeyler yerine yetkililerden bilgi aldıktan sonra bu yazıyı sunsaydınız.Kaleminize yazık.

Avatar
vatan 1 yıl önce

Hangi yetkililer bilgi alican. Burnu havada olandan. Vekaleten bakandanmi