21 Aralık 2016 Çarşamba 16:24
Yeni anayasa ne değişiklikler getiriyor?

CHP’nin hukukçu milletvekillerinden Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan, AKP’nin hazırladığı ve MHP’nin desteğiyle TBMM’de Anayasa Komisyonunda görüşülmeye başlanan yeni anayasa ile ilgili tüm ayrıntıları aktardı. Aynı zamanda anayasa Komisyonu üyesi olan Tezcan 35 soruda yeni anayasayı masaya yatırdı. İşte 35 soru 35 cevapta yeni anayasa…

SORU 1) BU TEKLİFLE BAŞKANLIK SİSTEMİ Mİ ÖNERİLİYOR?

Hayır. Başkanlık sistemi sert kuvvetler ayrılığına dayanır. Yasama, yürütme ve yargı birbirinden tamamen ayrıdır. Birbirlerini denetleme mekanizmaları vardır. Önerilen sistemde ise bütün yetkiler bir kişinin (Cumhurbaşkanının) elinde toplanıyor. Bu sistem bir başkanlık sistemi değildir. Açıkça, DİKTATÖRLÜK, TEK ADAM REJİMİ önerilmektedir.

SORU 2) YAPILMAK İSTENEN BİR HÜKÜMET SİSTEMİ DEĞİŞİKLİĞİ Mİ, REJİM DEĞİŞİKLİĞİ MİDİR?

Yapılmak istenen bir rejim değişikliğidir. Egemenliğin tek bir elde toplandığı otoriter rejime geçiştir. Türkiye'de siyasal rejim demokrasi eksikleri olmakla birlikte demokratik cumhuriyettir. Bu değişiklik demokrasi eksikliğini gidermeye dönük yapılmıyor. Tam tersine eksik demokrasiyi de sonlandırıp, otoriter-totaliter bir diktatörlüğün anayasal zemini oluşturuluyor.

Cumhuriyet rejimi, kurulduğu günden bu yana egemenliği Saraydan alıp halka verme ve demokratikleşme çizgisini benimsemiştir. Bu ise açık bir karşı devrim hareketi olarak, egemenliği tekrar halktan alıp Saraya (bir kişiye) verme girişimidir. Demokrasiye yönelen gidişin kesintiye uğrayıp, diktatörlüğe yönelmesidir. Bu nedenle yapılmak istenen basit bir hükümet değişikliği değil, rejim değişikliğidir.

SORU 3) CUMHURBAŞKANINI HALK SEÇİYOR. O HALDE EGEMENLİK NEDEN HALKTAN ALINMIŞ OLSUN?

Egemenliğin halka ait olması için seçim tek başına yeterli bir mekanizma değildir. Egemenliğin yansıması olan erklerin (yasama, yürütme, yargı) kullanılma biçimi de en az o kadar önemlidir. Cumhurbaşkanı geçerli oyların çoğunluğuyla seçilir. Bu, milletin %51'inin altındaki bir temsil oranıyla dahi seçilebileceği anlamına gelir. Ayrıca partili sıfatı ve yürütme organının başı olması nedeniyle milletin tümünü değil belirli bir siyasi görüşe sahip kısmını temsil edeceği açıktır. Türkiye Büyük Millet Meclisi, iktidar ve muhalefetiyle her zaman milletin çok daha büyük bir kesiminin iradesini temsil eder. Bu çerçevede milletin egemenliğini en geniş şekilde yansıtabilen araç meclistir.

Ayrıca egemenliğin millete ait olmasının bir diğer güvencesi, egemenliğin kullanımının (erklerin) dağıtılmış olmasıdır. Yasama, yürütme ve yargı erkleri birbirini denetleyecek şekilde ayrılıp, anayasal zeminde birbirini denetleyebildiği ölçüde egemenliğin tek elde toplanması önlenir. Bu da egemenliğin millette olmasının güvencesidir. Yapılan teklifle tek elde toplanan egemenlik, artık millete ait değildir. Şahsa aittir.

SORU 4) GÜÇLER AYRILIĞI KORUNUYOR MU?

Bu rejim, güçler ayrılığı rejimi değildir. Güçleri bir kişinin (Cumhurbaşkanının) elinde toplayan bir rejimdir. Cumhurbaşkanının hem yürütmeyi, hem yasamayı, hem de yargıyı eline geçirdiği bir dikta rejimdir.

SORU 5) DENGE VE DENETLEME MEKANİZMALARI VAR MI?

Denge ve denetleme mekanizmaları kurulmamıştır. Tam tersine başkanlık sistemlerinde denge-denetleme mekanizması olarak çalışan, Meclisin onama yetkileri, meclisle başkan seçimlerinin ayrı tarihlerde yapılması, fesih ve veto yasağı, bağımsız yargı gibi kurumlar, sistemin tıkanma sebebi olarak görülüp yok edilmiştir.

SORU 6) YÜRÜTME YETKİSİ KİMDE?

Cumhurbaşkanı yürütmeyi tek başına temsil ediyor. Bugünkü sistemde yürütme yetki ve görevi Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu (Başbakan ve bakanlar) tarafından paylaşılıyor. Hükümet sorumluluğu ise Bakanlar Kurulunda. Getirilen sistemde ise hükümet etme yetkisi Cumhurbaşkanına veriliyor. Devletin yönetimi tek başına Cumhurbaşkanına devrediliyor.

SORU 7) BAŞBAKAN VE BAKANLAR OLACAK MI?

Bu sistemde başbakanlık kalkıyor. Bakanlar kurulu da kalkıyor. Bu günkü anlamda bakanlıklar kalmıyor. Cumhurbaşkanı istediği kişileri cumhurbaşkanı yardımcısı olarak atayabilecek. Ayrıca hangi bakanlıkların kurulacağına kendisi karar verecek ve bakanları da kendisi atayacak. İstediği zaman bunları görevden alabilecek.

SORU 8) CUMHURBAŞKANI YARDIMCILARI VE BAKANLAR KİME KARŞI SORUMLU OLACAK? MECLİSİN BUNLARI ONAYLAMA YA DA DENETLEME YETKİSİ OLACAK MI?

Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlar, sadece Cumhurbaşkanına karşı sorumlu olacaklar. Atanmaları ve görevden alınmaları tamamen Cumhurbaşkanının yetkisinde olacak. TBMM'nin bunların atanmalarında hiçbir onama yetkisi yok. Ayrıca görevden alınmalarını isteme, düşürme ya da başka bir şekilde denetleme yetkileri de yok. Meclis Cumhurbaşkanını da denetleyemeyecek, hesap da soramayacak. Cumhurbaşkanı hiç kimseye karşı sorumlu değil. Kimseye hesap vermeyecek. Ayrıca denetlenmeyecek.

SORU 9) GÜVENOYU VE GENSORU OLACAK MI?

Hükümetin kurulması ya da göreve devam etmesinde Meclisin onayı anlamına gelen güvenoyu kurumu ile başbakan ve bakanların güvensizlik oyu ile düşürülmeleri imkânını sağlayan gensoru kurumu yok. Meclisin hükümeti (yürütmeyi) en güçlü denetim yolları olan güvenoyu ve gensoru kaldırılıyor?

SORU 10) CUMHURBAŞKANI, CUMHURBAŞKANI YARDIMCILARI VE BAKANLAR SUÇ İŞLERSE NE OLACAK?

Cumhurbaşkanı, cumhurbaşkanı yardımcısı ve bakanların suç işledikleri zaman yargılanabilmeleri için önce Meclisin 301 milletvekilinin (üye tamsayısının salt çoğunluğu) soruşturma açılmasını istemesi gerekecek. Sonra Meclisin 360 milletvekilinin (3/5 çoğunluk) soruşturma açılmasına karar vermesi gerekecek. Daha sonra da Yüce Divana sevk için Meclisin 400 milletvekilinin (2/3 çoğunluk) karar vermesi gerekecek. Bu oranlar sağlanamazsa işlediği suç nedeniyle Cumhurbaşkanı, Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanların yargılanması mümkün olmayacak.

SORU 11) CUMHURBAŞKANININ MEVCUT ANAYASAYA GÖRE NEREDEYSE SORUMSUZ OLDUĞU, BU DÜZENLEME İLE SORUMLU HALE GETİRİLDİĞİ SÖYLENİYOR. BU DOĞRU MU?

Doğru değil. Öncelikle mevcut anayasadaki Cumhurbaşkanı ile değişiklikten sonra ortaya çıkacak Cumhurbaşkanı aynı Cumhurbaşkanı değil. Bu nedenle sorumluluklarını, kullandıkları yetkiyle orantılı olarak ele almak gerekir. Mevcut Cumhurbaşkanı'nın yetkileri sınırlıdır. Siyasi sorumluluk hükümettedir. Cezai sorumluluğu da; tarafsız, yetkileri sınırlı Cumhurbaşkanı esasına göre belirlenmiştir. Getirilmek istenen Cumhurbaşkanı ise bütün yürütme yetki ve görevini elinde toplamış, parti genel başkanlığı yapabilecek, yasama ve yargıya müdahale edebilecektir. Şu andaki başbakan ve bakanların kat kat üstünde yetki kullanabilecek, ama sorumluluğu onlardan daha hafif olacak. Karşılaştırma yapılacaksa bugünkü hükümet üyelerinin sorumluluğuyla karşılaştırılmalıdır. Şu anda başbakan ve bakanların işledikleri iddia edilen suçlar nedeniyle Meclisin 55 milletvekilinin (%10 imza) imzası ile soruşturma açılması istenebiliyor, basit çoğunlukla (138 bile olabilir) meclis soruşturması açılmasına karar verilebiliyor ve 276 oyla (salt çoğunluk) da Yüce Divana sevk edilebiliyor.

Teklifte ise, çok daha fazla yetki verilen Cumhurbaşkanının sorumluluğunu sağlamak ve denetlemek nerdeyse imkânsız hale getirilmiştir. Yüce Divana sevk için sırasıyla 301, 360, 400 milletvekilinin oy vermesine ihtiyaç vardır. Parti genel başkanı sıfatıyla Meclis gurubunu da kontrol eden Cumhurbaşkanını Yüce Divana sevk için bu oyları bulmak neredeyse imkânsızdır.

SORU 12) BAKANLARIN SORUMLULUKLARI MEVCUT ANAYASADAN FARKLI MI?

Evet farklı. Onlar da işledikleri suçlar nedeniyle neredeyse yargılanamaz hale getirilmişlerdir. Şu anda bakanların işledikleri iddia edilen suçlar nedeniyle Meclisin 55 milletvekilinin (%10 imza) isteği ile soruşturma açılması istenebiliyor, basit çoğunlukla (138 bile olabilir) meclis soruşturması açılmasına karar verilebiliyor ve 276 oyla (salt çoğunluk) da Yüce Divana sevk edilebiliyor. Getirilen sistemde ise aynı Cumhurbaşkanı gibi Yüce Divana sevk için sırasıyla 301, 360, 400 milletvekilinin oy vermesine ihtiyaç var.

SORU 13) CUMHURBAŞKANI, YARDIMCILARI VE BAKANLAR DENETLENEBİLECEK Mİ?

Hiçbir denetim mekanizması getirilmemiş. Meclisin güvenoyu ve gensoru gibi denetim mekanizmaları yok. Meclis soruşturması ise neredeyse imkânsız hale getirilmiş. Meclis sadece genel görüşme ve meclis araştırması yollarıyla denetleyebilecek. Bunların da yaptırımı yok. Ayrıca Meclis getirilen yeni yapısı ile doğrudan Cumhurbaşkanının iradesine bağlı hale geleceğinden etkisiz olan bu denetim yollarının da kullanılması mümkün olamayacak. Yargı da tamamen Cumhurbaşkanının etki ve kontrolü altında olacağından, yargısal denetim yolları da kapalı. Bu sistemde Cumhurbaşkanı ve yardımcıları ile bakanların denetim yolları tamamen kapatılmıştır.

SORU 14) CUMHURBAŞKANI BU SİSTEMDE NELER YAPABİLECEK?

Bütün yönetim işlerini yapabilecek. Bugün başbakan ve bakanların kullandığı bütün yetkileri kullanabilecek. Bakanlıkları, kamu idaresinin tamamını istediği gibi Kararnamelerle düzenleyebilecek. Bakanlıkları, devlet dairelerini, kurumları kuracak, kaldıracak, görevlerini belirleyecek, atayacak, azledecek, soruşturma yapacak, disiplin işlerini düzenleyecek, ihale yapacak, bölgesel yönetimler kurabilecek, ne kadar devlet yetkisi varsa kullanacak. Partili Cumhurbaşkanı sıfatıyla milletvekili adaylarını belirleyecek, meclisin oluşumuna müdahale edecek, Meclisi fesih edebilecek, Cumhurbaşkanlığı kararnameleri ile yasama yetkisine ortak olacak, kanunları veto edebilecek. Yüksek mahkemelere, Hâkimler ve Savcılar Kuruluna üye atayacak, yargıyı belirleyecek. Bütün bunları yaparken hiçbir şekilde hesap vermeyecek, sorumlu olmayacak. Herkese dokunabilen ama kendisine dokunulamayan bir kadir-i mutlak kişi olacak.

SORU 15) CUMHURBAŞKANI PARTİ GENEL BAŞKANI OLABİLECEK Mİ? PARTİLİ OLMASININ NE SAKINCASI VAR?

Cumhurbaşkanı hem parti üyesi hem de isterse genel başkan olabilecek. Parti genel başkanı olarak milletvekili listesi yapabilecek. Partisinin meclis grubunun başkanı olacak. Bu şekilde Meclisi istediği gibi şekillendirme ve etkileme imkânına sahip olacak. Parti başkanı olarak aynı zamanda yüksek yargıçlar atayabilecek. Yargı siyasetin emrine girecek. Ayrıca parti başkanı sıfatı Cumhurun başkanı olmasına engel olacak. Sadece kendi partililerinin başkanı olacak. Milleti temsil etmesi söz konusu olamayacak. Partili olması nedeniyle tarafsız olması mümkün olmayacak. (Cumhurbaşkanının yemin etmesini düzenleyen 103.madde aynen duruyor. Orada tarafsızlık üzerine yemin edecek (!), ancak partisinin genel başkanı sıfatıyla parti yönetecek.) Devlet düzeninin parti düzenine, devletin de parti devletine dönüşmesine anayasa ile izin verilmiş olacak.

SORU 16) CUMHURBAŞKANI SEÇİMİ İLE TBMM SEÇİMİNİN AYNI GÜN YAPILMASININ NE SAKINCASI VAR?

Cumhurbaşkanı seçimi ile milletvekili seçimi aynı gün yapılırsa parti genel başkanı olan Cumhurbaşkanı adayı, aynı zamanda partisinin milletvekillerini de belirleme imkânı bulacak. Burada hem aday gösterme yetkisi nedeniyle milletvekillerini ismen belirleme imkânı olacak, hem de aynı anda yapılan seçimlerde seçmen, Cumhurbaşkanı ile onun partisine oy vereceğinden siyasi olarak da meclis çoğunluğuna hâkim olacak. Böylece seçilen Cumhurbaşkanı fiilen yasama organının da çoğunluğunu belirleyip, kontrol edebilecek. Meclisin Cumhurbaşkanını denetleyebilmesi fiilen mümkün olmayacak. Bu da güçler ayrılığını yok edecek. Oysa, seçimlerin farklı zamanlarda yapılması, milli irade denetiminin işletilmesini de sağlar. Ara denetim yolu açar. Cumhurbaşkanını seçen irade, aradan bir süre geçtikten sonra yönetimden memnun olmaz ise bunu Meclis seçiminde sandığa yansıtıp iktidarı denetleyebilir. Aynı anda seçim bu ara denetim yolunu ortadan kaldırır. Getirilen düzenleme bir anlamda bir dayatma düzenlemesidir. Millete “kimi Cumhurbaşkanı seçiyorsan onun partisinin milletvekillerini de seç ve beş yıl onlara katlan” demektir. Demokratik başkanlık sistemlerinde Başkan seçimi ile Meclis seçimleri ayrı tarihlerde yapılır.

SORU 17) CUMHURBAŞKANLIĞI KARARNAMESİ NEDİR? CUMHURBAŞKANI BU YOLLA YASAMA YETKİSİNE ORTAK MI OLUYOR?

Teklife göre Cumhurbaşkanı, kişi hak ve ödevleri ile siyasi hak ve ödevlere ilişkin temel haklar hariç, yürütmeye ilişkin her konuda kararname çıkarabilir. Bu kararnameler kanun gibidir. Bu yetki bir anlamda tek başına kanun yapma yetkisidir. Yani padişah fermanı gibidir. Evet, Cumhurbaşkanı bu yolla yasama yetkisine ortak edilmiştir. Anayasada yasama yetkisi TBMM'ne verilmişse de, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarmak suretiyle Cumhurbaşkanı Meclisin yasama yetkisine ortak olmaktadır. Soru 18) Meclis aynı konuda kanun çıkarırsa kararname hükümsüz olacağına göre, Meclis isterse kararname çıkarmayı engelleyemez mi? Hayır engelleyemez. Çünkü Meclisin çıkardığı kanunu Cumhurbaşkanı veto edebilir. Veto ettiğinde Meclis bunu ancak salt çoğunlukla (301 oyla) tekrar kabul edebilir. Aksi halde kabul edilmez. Partili Cumhurbaşkanı, kontrol ettiği mecliste aynı kanunun salt çoğunlukla geçmesini engelleyip, fiilen yasa çıkarma yolunu tıkayarak, kararname yolunu açacaktır. Bu kanunlarla değil, kararnamelerle Türkiye'nin yönetileceği anlamına gelir. Bu durum açıkça milli irade gaspıdır.

SORU 19) VETO YETKİSİ ŞİMDİ DE VAR. OLMASININ SAKINCASI NE?

Veto yetkisi parlamenter demokrasiye özgü bir yoldur. Elinde yürütme yetkisi yoğunlaşmamış, sınırlı yetkiye sahip Cumhurbaşkanlarına verilmiş bir denge-denetim mekanizmasıdır. Başkanlık sistemlerinde veto yetkisi yoktur. Hele getirilen değişiklikle diktatörlük yetkilerinin verildiği bir tek adamın elinde veto yetkisi olması, yasama organını tamamen sembolik hale getirir.

SORU 20) YASAMA TEKELİNİN MECLİSTE OLMASININ ÖNEMİ NEDİR?

Milli egemenliğin şartı olmasıdır. Egemenliği halka ait kılan en önemli unsur, kanun yapma tekelinin milletin meclislerinde olmasıdır. Egemenliğin krallardan halka geçmesi sürecinde en önemli kavşak noktası, yasama tekelinin milletin (halkın) seçtiği meclislere verilmesidir. Demokrasiler egemenliğin saraydan, krallardan alınıp halka verilme sürecidir. Bu bir anlamda fermandan kanuna geçmeyi ifade eder. TBMM'nin yasama tekelini kaldırmak, tek adama kararname çıkararak buna ortak olma yetkisi vermek, kanundan fermana, milli egemenlikten krallığa geçmektir.

SORU 21) CUMHURBAŞKANININ MECLİSİ FESİH YETKİSİNİN NE SAKINCASI VAR? ŞU ANDA DA BU YETKİSİ YOK MU?

Cumhurbaşkanı da, Meclis de halk tarafından seçiliyor. Meclisin halkı temsil oranı (tüm partiler temsil edildiğinden) her zaman Cumhurbaşkanından daha yüksektir. Milletin seçtiği Meclisi yürütmenin başı olan Cumhurbaşkanın fesih etmesi, yürütmenin yasama üzerinde tahakküm kurmasına neden olur. Cumhurbaşkanı hiçbir gerekçe göstermeden Meclisi fesih etme yetkisiyle donatılıyor. Bu, hoşuna gitmediği anda Meclisi ortadan kaldırma yetkisi demektir. Örneğin işlediği bir suç nedeniyle (zor da olsa) 301 imzayla hakkında soruşturma açılması istenen Cumhurbaşkanı henüz soruşturma açılmadan önce Meclisi fesih edip soruşturma açılmasını engelleyebilir. Ya da vetoya rağmen 301 oyla kanun yapıp kararname çıkmasını önleyen, Cumhurbaşkanının istediği gibi hareket etmeyen meclisi, Cumhurbaşkanı gerekçe göstermeden fesih edebilir. Cumhurbaşkanının fesih yetkisi parlamenter sistemlere özgü bir mekanizmadır. Belirli şartlara bağlıdır. Şu anda bizdeki yetki sadece hükümetin kurulamaması halinde verilmiş, şartları da anayasada gösterilmiş bir yetkidir. Tarihimizde, Büyük Atatürk'e dahi bu yetki verilmemiştir. Atatürk bütün milli mücadeleyi ve sonrasındaki devrimleri Milletin Meclisi ile birlikte yapmıştır. Demokratik başkanlık sistemlerinde başkana bu yetki tanınmaz. Başkanlık adı altında bozulmuş sistemlerde ise bu tip yetkilerin verildiği görülmüş ve hepsinde de rejimi otoriterleştirmenin aracı olmuştur.

SORU 22) GİYOTİN SİSTEMİ VAR. AYRICA MECLİSİN DE CUMHURBAŞKANINI AZİL YETKİSİ VAR. BUNLAR GÜVENCE VE DENGE UNSURU DEĞİL Mİ?

Değil. Giyotin sistemi, Cumhurbaşkanı ya da Meclisin diğerinin görevine son vermesi halinde kendi görevinin de sona ermesini ifade ediyor. Ancak Cumhurbaşkanı bu kararı tek başına verebilirken, Meclis ancak 3/5 (360 oy) çoğunlukla Cumhurbaşkanının görevine son verebiliyor. Yani işlemesi meclis açısından son derece zor, Cumhurbaşkanı açısından ise çok kolay bir sistem… Buna giyotin sistemi değil, ancak Cumhurbaşkanı lehine işleyen satır sistemi demek mümkündür. Kaldı ki karşılıklı dahi olsa, milletin seçtiği ve temsil oranı daha geniş olan Meclisi Cumhurbaşkanının neden fesih yetkisi olsun? Bunun tek bir gerekçesi olabilir, o da Cumhurbaşkanını denetleyecek bir güce izin vermeme arayışıdır.

SORU 23) CUMHURBAŞKANI İKİ DÖNEMDEN FAZLA SEÇİLMESİ KESİN OLARAK ENGELLENMİŞ Mİ?

Hayır. Kural olarak iki dönem seçilebilir. Ancak partili Cumhurbaşkanı ikinci döneminin sonuna yaklaştığında, Meclisin 3/5 çoğunluğunu denetleyebilirse seçimlerin yenilenmesi kararı aldırarak bir dönem daha seçilebilir.

SORU 24) BAŞKOMUTANLIK TBMM'DEN ALINIYOR MU?

Başkomutanlık Türkiye Büyük Millet Meclisi kurulduğu günden bu yana tartışmasız ve mutlak olarak Meclise ait olmuştur. Milli mücadele döneminde Gazi Mustafa Kemal Atatürk'e dahi geçici ve Meclisi temsilen verilmiştir. Mevcut Anayasada Cumhurbaşkanının TBMM adına Başkomutanlığı temsil yetkisi bulunmaktadır. Değişiklik teklifiyle “TBMM adına” kısmı çıkarılmış, sadece “Başkomutanlığı temsil eder” denmiştir. Her ne kadar mevcut 117.maddede “Başkomutanlık TBMM'nin manevi varlığından ayrılamaz ve Cumhurbaşkanı tarafından temsil olunur” hükmü bulunmaktaysa da, Cumhurbaşkanının TBMM adına bu görevi yerine getireceği ifadesinin çıkarılması, Başkomutanlığı Meclisten alıp doğrudan Cumhurbaşkanına bağlama adımıdır.

SORU 25) MECLİSİN BÜTÇEYİ REDDEDEREK CUMHURBAŞKANINI (YÜRÜTMEYİ) DENETLEYEMEZ Mİ?

Hayır. Meclisin bütçe hakkı fiilen elinden alınıyor. Değişiklik teklifinde bütçeyi Meclisin kabul edileceği yazılmış. Ancak Cumhurbaşkanının bütçe teklifini Meclisin kabul etmemesi halinde, bir önceki yılın bütçesinin yeniden değerleme oranına göre artırılıp otomatik olarak yürürlüğe gireceği de getiriliyor. Yani Meclisin bütçeyi reddetmesinin Cumhurbaşkanı (yürütme) üzerinde hiçbir zorlayıcı etkisi olmayacak. Bu bütçe hakkının Meclisin elinden açıkça alınması demektir. Oysa demokratik başkanlık rejimlerinde Meclisin bütçeyi reddetme yetkisini kullanarak yürütmeyi denetleme gücü bulunmaktadır. Değişiklik teklifinde bu imkan da ortadan kaldırılmaktadır.

SORU 26) YEDEK MİLLETVEKİLLİĞİNİN NE SAKINCASI VAR?

Yedek milletvekilliği milli iradenin ara denetim yapma olanağını ortadan kaldırır. İki seçim arasında milletin iradesinde değişme olduğunda bunu sandığa yansıtarak partileri uyarma olanağı kalmaz. Ara seçimler, halka o zamana kadar yanlış yapan iktidarları sandık yoluyla denetleme imkanı verir. Bunun en somut örneği 14 Ekim 1979 ara seçimleridir. 1979'da 5 seçim çevresinde ara seçim yapılmış, tümünü muhalefet partisi olan Adalet Partisi kazanmış, iktidardaki CHP hükümetten istifa etmiş ve sonuçta 42. hükümet düşmüş, 43.hükümet kurulmuştur. Yedek milletvekilliği sistemi, milletin iktidarı denetlemeye dönük bu mekanizmayı da elinden alacaktır.

SORU 27) BU DEĞİŞİKLİKLE NASIL BİR MECLİS YARATILIYOR?

Yetkisi ve etkisi sıfırlanmış, aciz bir Meclis yaratılıyor. Güvenoyu ve gensoru gibi denetim mekanizmaları olmayan, yürütme üzerinde hiçbir etkili denetim imkânı kalmayan, yasama tekeli elinden alınmış, yasama yetkisi sınırlanmış, fesih tehdidi altında aciz bir Meclis yaratılıyor. Bu Türkiye Büyük Millet Meclisini tabuta koyup üzerine son çiviyi çakma projesidir.

SORU 28) BU DEĞİŞİKLİKLE MİLLETVEKİLLERİNİN DURUMU NE OLUR?

Daha etkisiz ve yetkisiz milletvekilliği dönemi başlar. Vatandaşın hiçbir sorununa çözüm bulamayan, yürütme üzerinde hiçbir etkisi kalmayan milletvekillerinin, halk nezdinde de hiçbir itibarları kalmaz. Hem halk, hem bürokrasi, hem bakanlar tek bir kişiyi çözüm merkezi görür. Cumhurbaşkanı. Onun dışında hiçbir temsil görevinin önemi kalmaz.

SORU 29) YARGININ, YASAMA VE YÜRÜTMEYİ DENETLEME İMKÂNI YOK MU?

Yok. Yargı tamamen siyasetin emrine girecek. Güçler ayrılığı ve denge-denetleme mekanizmalarının en önemli unsuru olan bağımsız yargı denetimi fiilen imkânsız hale gelecektir. Tüm yüksek yargıçlar ve yüksek yargı kurulu doğrudan ya da dolaylı Cumhurbaşkanı ve onun hakim siyasi anlayışına göre şekillenecektir. Bu nedenle denetim imkânı da kalmayacaktır. Yargı tümüyle Cumhurbaşkanının emrindeki bir organ olacaktır. Adalet dağıtmayacak, Cumhurbaşkanının sopası olarak kullanılacaktır.

SORU 30) HAKİMLER VE SAVCILAR KURULU NASIL OLUŞACAK?

Hakimler ve Savcılar Kurulu 12 üyeden oluşacak. Cumhurbaşkanı Kurulun 6 üyesini (Adalet Bakanı ve beş üyeyi) doğrudan belirleyecek. Kalan 6 üyeyi de parti başkanı sıfatıyla kontrol ettiği Meclis aracılığıyla seçtirecektir. Bütün yargı örgütünün başı olan kurul, böylece Cumhurbaşkanı ve onun siyasi anlayışına uygun oluşacaktır.

SORU 31) ANAYASA MAHKEMESİ ÜYELERİ NASIL SEÇİLECEK?

Cumhurbaşkanı 15 üyeli Anayasa Mahkemesinin 12 üyesini bizzat kendisi, 3 üyesini de partisi aracılığıyla kontrol ettiği TBMM eliyle belirleyecektir. Bu Anayasa mahkemesi yarın Yüce Divan sıfatıyla kendisini seçen Cumhurbaşkanını, yardımcılarını ve bakanlarını yargılayacak(!..)

SORU 32) CUMHURBAŞKANININ YÜKSEK YARGIDA BAŞKA SEÇİM YETKİSİ DE VAR MI?

Danıştay üyelerinin dörtte biri ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Başsavcı vekilini seçme yetkisi de var. Cumhurbaşkanının seçtiği Danıştay üyeleri, Cumhurbaşkanının temsil ettiği idarenin eylem ve işlemlerini denetleyecek(!) Ayrıca Yargıtay ve Danıştay'ın kalan üyelerini de Cumhurbaşkanının belirleyeceği Hakimler ve Savcılar Kurulu atayacak.

SORU 33) ŞU ANDA DA CUMHURBAŞKANININ ANAYASA MAHKEMESİ, DANIŞTAY, YARGITAY VE HSYK'NA ATAMA YETKİSİ YOK MU?

Var. Ancak bu Cumhurbaşkanı başka, teklif edilen anayasal değişiklikteki Cumhurbaşkanı başka… Bu Cumhurbaşkanın yetkileri parlamenter sisteme göre fazla dahi olsa, getirilen sisteme göre yok denecek kadar sınırlı. Değişiklikte tarif edilen Cumhurbaşkanı, bütün yetkileri elinde toplayan bir kişi olacaktır. Dolayısıyla gerçek bir yargı denetimi için, Cumhurbaşkanının yargı alanında hiçbir yetki kullanamaması gerekir.

SORU 34) ÜNİTER DEVLET TEHLİKEDE Mİ?

Evet. Cumhurbaşkanına, kararname çıkararak merkezi idare kapsamında bölgesel yönetim birimleri, bölgesel yapılar, bölgesel kamu kurum ve kuruluşları oluşturulabilme yetkisi verilmektedir. Bu federasyona geçiş hazırlığıdır.

SORU 35) BU ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ GEÇERSE NE OLUR?

1. Anayasayla bir diktatör yaratırız. Her şeye dokunan ama kendisine dokunulamayan bir diktatör ortaya çıkar.

2. Demokratik rejimden tamamen ayrılıp otoriter bir rejim kurulur.

3. Hiçbir vatandaşın, can, mal ve hukuk güvenliği kalmaz. Her kişi, kurum ve kuruluş tek bir kişinin, bir diktatörün vicdanına terk edilir.

4. Yönetimi denetleyecek hiçbir güç kalmaz. Devlet yönetiminde ve ülkede zorbalık hakim olur.

5. Bir kişi hem hükümet, hem meclis, hem mahkeme olur. Yasama, yürütme ve yargı tek bir elde toplanır.

6. Etkisiz, yetkisiz, aciz ve sembolik bir Meclis ortaya çıkar.

7. Meclisi mezara, demokrasiyi tarihe gömeriz.



Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat!.. Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.