Günün Videosu
23 Mayıs 2014 Cuma 23:00
İlker Başbuğ: Türkiye travmatik durumda!
Sözcü gazetesinden Uğur Dündar, eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ ile görüştü. Dündar'ın söyleşisinin ilk bölümü gazetesinin bugünkü sayısında (23 Mayıs 2014) yer aldı.

İşte o söyleşi:

Başlarken…
Önceki günkü yazımda ilk duyurusunu yapmıştım.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin 26. Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ’la yaptığımız röportajı, yayımlamaya başlıyoruz.

Hafta başında, İstanbul-Fenerbahçe Orduevi’ndeki konutunda gerçekleşen görüşmemizde, Başbuğ’un “Soma Felaketi’ne yönelik düşüncelerinden, askeri hükümlü ve tutsakların Türkiye Büyük Millet Meclisi ile Anayasa Mahkemesi’nden beklediklerine…” kadar, çok değişik bir konu yelpazesiyle ilgili değerlendirmelerini aldım.

Soruların kısa, net ve yorumsuz olmasına özen gösterdim.

O da hem içtenlikle cevaplar verdi, hem de bazılarını ilk kez dile getirdiği önemli açıklamalarla tarihe ışık tuttu.

Röportajın yayına hazırlanmasında başarılı muhabir kardeşim Gökmen Ulu‘nun çok değerli katkıları oldu.

Sorular bizden, cevaplar İlker Başbuğ‘dan, yorumlar da sizden.

Buyurun birlikte okuyalım…

Sa­yın Baş­buğ, rö­por­ta­jı­mı­za So­ma­’da­ki ma­den fa­ci­asıy­la il­gi­li dü­şün­ce ve gö­rüş­le­ri­ni­zi ala­rak baş­la­ya­lım?

So­ma­’da 301 va­tan ev­la­dı fa­ci­a ne­de­ni ile ha­ya­tı­nı kay­bet­ti. Va­tan ev­lat­la­rı­na Al­la­h’­tan rah­met di­li­yo­rum, ai­le­le­ri­nin acı­la­rı­nı pay­la­şı­yor, baş­sağ­lı­ğı di­li­yo­rum. Si­zin So­ma­’dan yap­tı­ğı­nız prog­ra­mın (Halk Are­na­sı) da bir dö­nüm nok­ta­sı ol­du­ğu­nu de­ğer­len­di­ri­yo­rum.

So­ma ola­yı Tür­ki­ye­’de bü­yük bir trav­ma ya­rat­tı. 301 va­tan ev­la­dı­nı ge­ri­ye ge­tir­mek müm­kün de­ğil ama önem­li olan ge­ri­de bı­rak­tık­la­rı­nın sı­kın­tı­la­rı­nı na­sıl azal­ta­bi­le­ce­ği­miz­dir. Ta­bi­i bu her şey­den ön­ce dev­le­te dü­şen bir gö­rev. Bu ko­nu­da Türk hal­kı da ge­re­ken du­yar­lı­lı­ğı gös­ter­mek­te­dir.

He­sap ver­me­li­ler…

Bu fa­ci­anın ne­den­le­ri ara­sın­da ih­mal­ler ol­du­ğu gö­rü­lü­yor. İh­mal­ler ve ha­ta­lar­da so­rum­lu olan­la­rın tü­mü­nün yar­gı­ya he­sap ver­me­si la­zım. Ge­re­ken ce­za­la­rı gör­mez­ler ise ma­ale­sef ikin­ci bir So­ma ola­yı­nı ya­şa­rız.

Göz­le­ri­mi­zin önü­ne se­ri­len bir ger­çek da­ha var ve bu du­rum­dan bir Türk va­tan­da­şı ola­rak çok bü­yük üzün­tü du­yu­yo­rum. Bir top­lu­mun ya­şa­dı­ğı mut­lu ve acı olay­lar­da bü­tün­leş­me­si o top­lu­mun gü­cü­nü gös­te­rir. Üzü­le­rek gö­rü­yo­rum ki, top­lu­mu­muz, mut­lu­luk­la­rı pay­la­şa­ma­dı­ğı gi­bi acı­lar­da da bö­lü­nü­yor. O za­man so­run şu: Top­lum­sal has­ta­lık için­de­yiz. Bu­na­lım­lı ve trav­ma­tik bir hal­de­yiz. Bu çok acı olay bi­le top­lu­mu bir­leş­tir­mi­yor, bi­la­kis ay­rış­ma­ya gö­tü­rü­yor. Bu deh­şet ve­ri­ci ve va­him bir du­rum. İn­şal­lah son olur. Bu bö­lün­me­den kim­se ken­di­ne bü­yük bir kâr çı­ka­ra­maz. Ak­si­ne, ül­ke za­yıf­lı­yor. Bu tes­pit­le­ri olay­la­rı dı­şa­rı­dan göz­lem­le­yen bir va­tan­daş ola­rak söy­lü­yo­rum. Yar­gı­da da bö­lün­dük, her ko­nu­da bö­lün­dük. Bu bö­lün­me ne­re­ye gö­tü­re­cek bi­zi?

Şem­din­li ör­ne­ği

Ener­ji­ni­zi önem­li ko­nu­la­ra ver­miş­ken bam­baş­ka bir tab­lo ile kar­şı­laş­tı­nız. Bu du­ru­mu “Türk Si­lah­lı Kuv­vet­le­ri­’nin med­ya üze­rin­den yü­rü­tü­len asi­met­rik, psi­ko­lo­jik bir ha­re­kat­la kar­şı kar­şı­ya ol­du­ğu­” söz­le­ri ile açık­la­mış­tı­nız. Bu­nu bi­raz açar mısı­nız?

Şöy­le baş­la­ya­lım: 21 Ekim 2007’de Dağ­lı­ca Ka­ra­ko­lu­’na ya­pı­lan sal­dı­rı, te­rör­le mü­ca­de­le­de kı­rıl­ma nok­ta­sı ol­du. Te­rör ör­gü­tü­nün son 10 yıl­da yap­tı­ğı en bü­yük ey­lem­ler­den­di. Ça­tış­ma­da 12 şe­hit ve­ril­di, 8 as­ker de ka­çı­rıl­dı. Med­ya­da kor­kunç bir bil­gi kir­li­li­ği ya­ra­tı­la­rak Türk Si­lah­lı Kuv­vet­le­ri­’ne kar­şı hak­sız, asi­met­rik-psi­ko­lo­jik ha­re­kat yü­rü­tül­dü. Amaç ka­ram­sar­lık ya­rat­mak, te­rör­le mü­ca­de­le­de ba­şa­rı­lı olu­na­ma­ya­ca­ğı dü­şün­ce­si­ni yay­mak­tı. Bu ola­yın üze­rin­den bir ay geç­me­den ye­ni bir ga­ze­te ya­yı­na baş­la­dı. Bu ga­ze­te her fır­sat­tan is­ti­fa­de ede­rek

TSK’­ya sal­dı­rı­yor­du.

Da­ha­sı, Dağ­lı­ca­’dan ön­ce ya­şa­nan iki ola­ya bak­mak la­zım. Bi­ri, 9 Ka­sım 2005’te­ki Şem­din­li ola­yı. Sav­cı­nın id­di­ana­me­si ade­ta Er­ge­ne­ko­n’­un pro­to­ti­pi gi­biy­di. 18 Şu­bat 2006’da Sau­na Çe­te­si ile 31 Ma­yıs 2006’da­ki Ata­bey­ler ad­lı ope­ras­yon­lar ve açı­lan da­va­lar da dik­kat çe­ki­ci. Bun­lar­la ilk kez mu­vaz­zaf as­ker­ler si­vil yar­gı­nın kar­şı­sı­na çı­ka­rıl­dı, tu­tuk­lan­dı. İd­di­alar ‘Baş­ba­ka­n’­a sui­kas­t’ idi. Ama ne ol­du? Ya­nıl­mı­yor­sam da­va­lar be­ra­at­le so­nuç­lan­dı. Bun­lar TSK’­ya kar­şı ilk ham­le­ler­di.

2007 yı­lı Tür­ki­ye­’si hay­li ha­re­ket­liy­di. Öz­den Ör­ne­k’­e ait ol­du­ğu id­di­a edi­len gün­lük­ler ya­yın­lan­dı ve or­ta­lık ka­rış­tı.

Silahlı Kuvvetler, ‘milli ordu’ vasfını kaybederse Türkiye için felaket olur
Biraz daha geriye dönüp çıkış noktasını 1 Mart Tezkeresi’ne dayandırabilir miyiz? Tezkere geçmiş olsaydı bu süreçler yaşanır mıydı?

Belki bu boyutta olmazdı.

Devam edelim. Sauna ve Atabeyler olayında önemli bir nokta daha var: Eski MİT Müsteşarı Emre Taner, gazeteci Ayşenur Arslan’a verdiği röportajda, “Başbakan kendisine suikast düzenleneceğine inandırıldı” diyor. Arslan, “Kim inandırdı? Cemaat mi?” diye soruyor, ancak aldığı yanıtı hatırlamadığını belirtiyor. “Ama Taner ne münasebet demedi” diyor. Bundan Başbakan’ın kendisine suikast yapılacağına inandırıldığı anlaşılıyor.

Biraz da 2009 olayları üzerinde durmak lazım. O yılki Erzincan ve Kayseri olaylarını iyi anladığınızda, analizi daha net yapabilirsiniz. Şubat 2009’da Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner soruşturma açarak, 26 kişiyi gözaltına ve Cemaat’in faaliyetlerini de mercek altına aldı.

‘Göz yumamazdım’

4 Mart 2009’da Kayseri’de bir organizasyon tespit edildi. Sahte yazılar ortaya çıktı. Soruşturmayı Hava Kuvvetleri Askeri Savcılığı yürüttü. Soruşturma kapsamında 5 sivil, 3 astsubay vardı. Askeri bilgisayarlara konulmak üzere flaş bellekler üretildiği saptandı. SÖZCÜ’de de bir haber yer almıştı. Astsubaylardan biri ifadesinde şöyle diyordu: “Işık evlerinde yetiştim. Evinde kaldığımız ağabey, askerlerle ilgili bilgi topluyordu.”

Burada bir parantez açayım. Şu nokta önemli: Silahlı Kuvvetler milli ordu vasfını kaybederse ben bunu Türkiye için felaket olarak görürüm. Ne demek milli ordu? Milli orduda etnik farklılıklar olmaz. Mezhep farklılıkları olmaz, sorgulanmaz. Milli ordu Hakkari’den Edirne’ye kadar tüm yurdu kapsar. Milli orduda insanlar etnik kimliği ve mezhebine göre değil, liyakatine göre yükselir. Bize bu konuda yani Cemaat’in milli orduyu tehlikeye atan faaliyetleri hakkında bilgiler geldi. Ben buna göz yumamazdım.

‘Ayrışma orduyu bitirir’

Kaldı ki ben din olgusunu da gözardı edemem. Belki de “Bu ordu peygamber ocağıdır” diyen ilk komutanım. Ben halkın değerlerini görmezden gelemem ki… Ama milli ordu vasfı zarar görmemeli. Zira dini ayrışma, mezhep ayrışması bir orduyu yıkar.

Erzincan ve Kayseri olaylarından sonra tedirgin olan çevreler Türk Silahlı Kuvvetleri’nin itibarsızlaştırılması ve etkisiz hale getirilmesi için düşündükleri planın uygulamazamanının geldiğine karar verdi. 22 Nisan 2009’daki Poyrazköy kazıları ve 12 Haziran 2009’daki İrtica ile Mücadele Eylem Planı iddiasını bu amaçla yapılan bir atak olarak değerlendiriyorum.

15 Temmuz 2009’da Gölcük’teki tutuklamalar, 27 Ekim 2009’da Erzincan’daki gölde bulunan mühimmat ve tutuklamalar, 2 Kasım 2009’da Kafes Planı’na ilişkin soruşturma, 10 Aralık 2009’da 3. Ordu Komutanı Saldıray Berk’in ifadeye çağırılması ve ‘Kozmik Oda” olayı…

19 Aralık 2009’da Bülent Arınç’a suikast iddiası ile iki subay gözaltına alındı. İlginçtir, Arınç o sırada Ankara’da değil! 25 Aralık 2009’da da Ankara Seferberlik Bölge Başkanlığı’nda aramalar yapıldı, gözaltılar oldu. Beş senedir dosya öyle duruyor, bir şey çıktı mı? Hayır çıkmadı…
Son Güncelleme: 18.02.2015 23:00
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat!.. Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.