08 Şubat 2017 Çarşamba 17:51
Edip Akbayram "Hükûmetin yanında yer alan sanatçıların.."

Pir Sultan Abdal’dan Karacaoğlan’a, Nazım Hikmet’ten Can Yücel’e kadar birçok ölümsüz ismin eserlerini kuşaktan kuşağa aktaran Edip Akbayram, 45. sanat yılında da; sevgi, barış, dostluk ve kardeşlik değerlerine vurgu yapıyor… Yasaklı yıllarından, başarılarına kadar uzun uzun konuştuğumuz Edip Akbayram, 45. sanat mevsimini 24 Şubat’ta Bostancı  Gösteri Merkezi’nde sevenleriyle kutlayacak.

Sanatla geçen 45 yıl… Lise yıllarındaki o ilk heyecanı anlatır mısınız?

Çocukluğumdan beri çok iyi bir müzik dinleyicisiydim. Lise sıralarında kendimizi keşfettiğimizde, ‘Siyah Örümcekler’adında ufak bir orkestra kurduk. Müzik hocamın teşviki benim için çok önemliydi. “Sende çok enteresan bir ses var” derdi hep. Onun gibi birinden böyle sözler duymak da cesaret verirdi. Lisede çıkardığımız ilk plak sayesinde Antep’te, Urfa’da da duyulmaya başladı adımız. Heyecanlı yıllardı. Adana’ya ekstralara gitmeye başladık. İstanbul çok önemli bir dönüm noktası olmuştur sanat yaşamımda. Neşet Ertaş’a ait, ‘Kendim Ettim Kendim Buldum’ 45’liğini çıkardıktan sonra Türkiye genelinde de duyulmaya başladı sesimiz.

Sanat için eğitiminizi yarıda bıraktığınız doğru mu?

Doğru… Hayalim doktor olmaktı. Çocuk felci nedeniyle sakat olan bacağımı iyileştirmeyi düşlerdim hep. 1970’de üniversite sınavına girerek diş hekimliğini kazandım. Aynı sene ‘Altın Mikrofon’a kendi bestemle katılmıştım. Aşık Veysel’e ait değerli bir şiir, beni birinciliğe taşıdı. O günden beri profesyonel olarak müzikle devam ediyorum yoluma.

Hiç pişman oldunuz mu?

Asla! Bugün de bir karar vermek zorunda kalsam, aynı şeyi tercih ederdim. Zaten eğitim görebilecek maddi gücüm de yoktu.

Aynanın karşısından ayrılmazmışsınız…

Doğrudur. Çocukken aynanın karşısına geçer, türlü türlü hareketler yapar, şarkılar söylerdim. Çocukluk hevesi işte… Söylemekten asla vazgeçmedim.

Anadolu Rock tarzının önde gelen isimlerinden biri olarak, plak tarzından uzaklaşmış olmak ne hissettiriyor size?

Plakların yeri bambaşkadır, keyfi hiçbir şeyle kıyaslanmaz. Keşke gençler daha ilgili olsa bu kültüre. Hâlâ evimde efsaneleşen sanatçıların plaklarını çıtır çıtır dinler huzur bulurum.

“HER KIŞIN BİR BAHARI VARDIR”

Beni en çok etkileyen parçalardan biri de ‘Türküler Yanmaz’dır. Böyle bir eseri seslendirmek nasıl bir duyguydu?

Tıpkı çok yakında kaybettiğimiz Aladdin Us’un kaleme alışı kadar zordu. Türkiye’de son dönemlerde en çok yaşadığımız his, acı. Bir sanatçı olarak, 45 yıldır ürettiğim parçalarda en çok dört sözcüğe önem vermişimdir: Sevgi, barış, dostluk, kardeşlik… Birbirinden ayrı tutulamaz değerlerdir ve eksiklikleri bizleri her dönem kaosa sürüklemiştir. Sivas’a gelince, bir canlının canını acıtsak gece uyuyamayız. Vicdan muhasebesi yaparız. 1993 Temmuzunda, 37 canımız diri diri yakılarak öldürüldü. Bu katliama, bu ülkenin sanatçısı olarak sessiz kalmayı kendime yakıştıramazdım. Çocuğumuzu, yazarımızı, şairimizi, sanatçımızı kaybettik. ‘Benim kâbem insandır’ diyen insanları kaybettik. Dünya ülkelerini yöneten liderler, içlerindeki sevgiyi ve hoşgörüyü hissederse biter bütün savaşlar. “Petrol benim, toprak benim, hepsi benim” diyenlerin hırsı yüzünden insanlar, çocuklar ölüyor. Kimsenin ötekileştirilmediği bir dünya umudu ile yaşıyorum. İnanıyorum ki; her kışın bir baharı, her akşamın bir sabahı vardır.

Müziğin böyle zamanlarda insan psikolojisine nasıl bir etkisi olur?

Sanat çok büyük bir güçtür. Çok sevdiğim bir müzik türü, 450 kilometrelik yolu öyle akıcı bir hâle getirir ki… İyi müzik insanı doğru yola götürür. Umuda ve insanca yaşamaya götürür. Sanatın her şeye gücü yeter ve bütün kötülüklerle baş edebilir, inanın bana.

Son dönemlerde müzik piyasasında bir yozlaşma görüyor musunuz?

Maalesef… Sadece kendi ülkemde değil, dünyada müziğin yozlaştığına inanıyorum. Özellikle yapımcılar, genç sanatçıları popülist kültürün içinde öğütmeye çalışıyor. Bu durum beni gerçekten çok üzüyor. Oysa çok kaliteli sesler var.

Toplumcu müzik yapmanızın en büyük kazanımı ne oldu ?

Beni doğru insan yaptı. Hep ait olduğum halka dokunmak, inandığını savunmaktan geri durmayan ve vicdan sahibi bir insan yaptı. Sabahı sevgiyle karşılarsanız üstesinden gelemeyeceğiniz hiçbir barikat yoktur. Beni yıllardır bu sevgi ayakta tutuyor.

“TESLİMİYETİ HİÇBİR ZAMAN SEVMEDİM”

Yasaklı yılları anlatır mısınız biraz?

12 Eylül’ler, 12 Mart’lar, tutuklanmalar, yasaklar… Çok sancılı dönemlerdi. Fakat söyledim ya, her kışın bir baharı vardı bizler için. İnsanın, inandığı davada ayakta durması gerekir. Teslimiyeti hiçbir zaman sevmedim. Çünkü ben sanatçıyım, yaşadığım toplumun sesiyim. Bir yerlere gelebilmek için bedel ödemek kaçınılmazdır. Çocuğuma süt alamadığım günleri dün gibi hatırlarım. O günleri yaşamasaydık, bu denli olgunlaşamazdık belki de.

Halka dokunarak eser üretirken, devlet kanalı tarafından yasaklanmak ne hissettirdi size?

TRT 10 sene boyunca, kendi ülkemin ozanlarını ve şairlerini dile getirdiğim için yasakladı beni. Onlar Aşık Veysel’di, Mahsuni Şerif’ti, Nazım Hikmet’ti… Sonra o Nazım’ı, Türkiye ve Dünya şairi ilan ettiler. Bir sanatçıya hak ettiği değeri vermek yerine yasaklamak, çok hırpalayıcı bir tavırdır.

Bugün de benzer muamelelerle karşı karşıya kalıyor musunuz?

Geçen sene 20’ye yakın konserim iptal edildi. Ancak bu tarz kararlar bizi yıldırmamalıdır. Var olan yönetimin karşısında yer alan sanatçılara biraz taraflı davranılıyor ne yazık ki. İki gün önce Cerattepe için bir konser vermek istedik fakat güvenlik gerekçesiyle iptal edildi. Hükûmetin yanında yer alan sanatçıların can güvenliği nasıl sağlanıyorsa, bizim için de sağlanmalıdır.

“GÜZEL GÜNLER GÖRECEĞİMİZE İNANIYORUM”

Eserlerinizde senelerce umut temasını işlediniz. Bunca sene sonra hâlâ aynı umudu taşıyor musunuz?

Bir ülkenin sanatçısı o ülkede umut ve yeis içine düşerse, bazı şeyler tükenmiş demektir. Şarkılarımızla, topluma umut ve direnç aşılamak bizim vazifemizdir. Hâlâ yürekten inanıyorum: Güzel günler göreceğiz. Dünyada hiçbir eşkıyanın, hiçbir diktatörün başarıya ulaştığını görmedik. ‘Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz’ı bugün yazsaydım, insanlar bugün de aynı umutla dinlerdi. Bedeli daha ağır olurdu ama topluma ihtiyacı olanı vermiş olurdum. Ve üzerine basa basa, 45. sanat yılımda da aynı şeyi söylüyorum: Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz!

45 yıllık sanat yaşamınızdan sonra en çok neyin özlemini duyuyorsunuz?

Ülkem için derin bir üzüntü içindeyim. 67 yıllık yaşamım boyunca bir sürü başbakan ve cumhurbaşkanı gördüm. Ne yazık ki her biri ülkeyi çok kötü yönetti. Dünyanın bütün kıtalarında konser verdim ben. Londra, Paris, Amsterdam üç gün sonra biter. Bizler için memleketimizdir baki kalan. Bu ülkeyi sever gibi görünüp ihanet eden o kadar çok insan var ki… En çok da, kardeşçe yaşadığımız günlerin özlemini duyuyorum.

(Sozcu)

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat!.. Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.