22 Temmuz 2016 Cuma 17:59
Çatı iddianame kabul edildi
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının, Fetullahçı Terör  Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) ile ilgili "çatı iddianamesinde",  kamu idarelerinin çok önemli kısmının, soruşturmanın ilerlemesi için gerekli  bilgi ve belgeleri kasten gizlediği, devleti ele geçirmek azmindeki örgüt o  kurumda hiç yokmuş gibi davrandığı belirtilerek, "Kamu kurumlarında örgütün  imamları ve kadroları, kozmik ve kripto üyeleri, sempatizanları etkili ve hala  önemli makam ve mevkileri işgal altında tutmaktadır." değerlendirmesinde  bulunuldu.

    Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen iddianamede,  FETÖ'nün, özellikle 12 Eylül 1980 sonrasında ciddi hiçbir araştırma ve  soruşturmaya konu edilmediği, örgütün nihai amacının sorgulanmadığı ve "dini,  ılımlı bir cemaat" denilerek geçiştirildiği bildirildi.

    Devletin her kurumunun, bu örgütün faaliyetlerinden işkillenip  araştırmak yerine "ihanet etmezler" anlayışıyla hareket ettiği, uyuşturulduğu ve  uyutulduğu öne sürülen iddianamede, şunlar kaydedildi:
    "Fetullah Gülen ve ona bağlı cemaatin devlete ve millete karşı  faaliyetleri, birçok kesim ve kişide her zaman bir endişe ve şüphe kaynağı  oluşturmuştur. Bu grup, kendini işine geldiği gibi empoze etmiştir. Gizlenmek  için bazen dini cemaat, bazen ise sivil toplum örgütü, bazen de bir terör örgütü  gibi davranmıştır. Piyasada kar amacı güden şirketleri, banka ve kuruluşları  yönetmesi, bütün faaliyetlerini gizli tutması, kuruluşu, ekonomik ve insan  kaynakları, amacı, fikri yapısı ve nihai hedeflerini gizlemesi nedeniyle hep  korkutan bir örgütlenme olmuştur. Fetullah Gülen ve ona inananların yönettiği  hizmet hareketi hala kapalı kutudur. Devlet ve millet onların amacını, kimlerden  oluştuğunu, fikir yapısını ve destekçilerini, Türkiye devletini ve İslam dinini  neden sevmediklerini bilememektedir."

    İddianamenin "Soruşturmanın Güçlülüğü ve Örgütün Engelleme Gayretleri"  başlığı altındaki bölümünde soruşturmanın yürütülmesinde birçok engelle  karşılaşıldığı, örgütlü yapının derinliğini, gücünü ve amacını görebilmek için  bunun da önemli bir tespit ve delil olduğu vurgulandı.

    Cemaatin, yönetici üstyapının paralel örgüte dönüştüğünü, devlete  zarar verdiğini, icraatlarının siyasal rejimi dizayn etmek, siyasete ufuk ve  istikamet çizmek, devlete alternatif yönetim oluşturmak niteliği taşıdığını  hiçbir zaman kabul etmediği ve hareketi yöneten paralel bir yapının olmadığını  öne sürdüğü aktarılan iddianamede ancak devletin Paralel Yapı'ya yönelik her  soruşturması ve her tutuklama işlemiyle Fetullah Gülen ve örgütünün ilgilendiği  belirtildi.

    Soruşturmaların "algı operasyonu, skandal talimat ve hukuksuz işlem"  gibi etiketlerle topluma sunulduğu ve yayınlar yapıldığı hatırlatılan  iddianamede, örgütün, Paralel Yapı'ya yönelik soruşturmalarda suç işlediği iddia  edilen kişileri sahiplendiği, onları savunmak üzere avukat görevlendirdiği,  dosyaları izlediği, adli işlemler sırasında kimin örgüt hakkında ne dediğini  öğrenip tedbir geliştirdiği ve hiçbir suç işlenmemiş gibi kamuoyu oluşturmaya  çalıştığı tespitine yer verildi. 

"Herkesin hayatı kararmıştır"
    "Birçok soruşturmada şüpheliyi cemaat avukatlarından oluşan ordular  savunmuştur." değerlendirmesinde bulunulan iddianamede, şunlara yer verildi:
    "Fetullahçı Terör Örgütü üyeleri, örgüte yönelik soruşturma açan her  savcı ve görev alan hakimleri veya kolluk görevlilerini linç ederek  itibarsızlaştırıp, hayatlarını mahvetmiş ve canlarından bezdirmiştir. Bu örgüte  yönelik dava veya bir soruşturmada basit şekilde bile olsa adı geçen herkesin  başına bela açılmış, hayatları zehir olmuştur. Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi  Cumhuriyet Savcısı Nuh Mete Yüksel'e, Cumhuriyet Savcısı Salim Demirci'ye, Ankara  Emniyet Müdürü Cevdet Saral’a ve Yardımcısı Osman Ak'a yönelik uygulanan  sistematik ve organize operasyonlar örnek olarak gösterilmektedir.
    Örgütün asker içindeki uzantılarıyla ilgili işlem yaptıran İlker  Başbuğ, emekli olduktan sonra örgütün hedefi olmuş ve intikam alınmıştır. Örgüte  karşı basit bir işlem yapan, istihbarat toplayan veya herhangi bir nedenle örgüt  soruşturmasında adı geçen herkesin hayatı kararmıştır. Örgüt, eskilere neler  yapabildiğini ibret olarak ortaya dökerek soruşturmada görev alanları hem tehdit  etmiş hem de engellemeye çalışmıştır."

    İddianamede örgütün, bu soruşturmanın engellenmesi için de elinden  gelen bütün gayreti sarf ettiği vurgulanarak, savcıların değiştirilmesi için  dilekçeler verildiği, soruşturma nedeniyle hakim ve savcıların HSYK'ya şikayet  edildiği, HSYK'dan hakim ve savcılar hakkında inceleme izni çıkarıldığı  aktarıldı.

    Bu inceleme izninin medyada yayınlatılıp psikolojik baskı  uygulandığına işaret edilen iddianamede, şu ifadelere yer verildi:

    "Emniyete yazılan bir talimat gerekçe gösterilip savcı hedef haline  getirilmiş ve sosyal medya, gazete ve televizyon üzerinden tehdit edilmiş,  hakarete uğramıştır. Hakim ve savcıların cemaate kumpas kurduğu, hukukçu  olmadığı, hükümetin emrinde olduğu, ısmarlama savcı olduğu, 'Bunu not ettik ve  hesabını vakti gelince soracağız.' yazıları ve açıklamaları, defaten yapılmıştır.  Örgüt hakkında soruşturma yürüten savcı ve hakimlere görevi bırakma çağrıları  yapılmıştır. Siyasetçilerden soruşturma ve adli işlemlerle ilgili görüşler  alınmış, bütün bir örgüt sistematik olarak soruşturmayı engellemek için savcı ve  hakimleri hedef haline getirmiştir.

    Terörle Mücadele Kanunu'na göre suç olmasına rağmen kimliği,  fotoğrafı, yazdığı talimat veya verdiği karar günlerce yayınlanarak örgütün  hedefi olduğu ilan edilmiştir."
    Örgütün soruşturmayı engellemek için sistematik tehdit ve baskısının,  elindeki basın yayın organları üzerinden gerçekleştirildiği tespitine yer verilen  iddianamede, çeşitli haber başlıkları buna örnek gösterildi. 
    Fetullah Gülen'in avukatının da savcılığa "hukuken doğru olmayan  talimat yazısının işlem yapılmaksızın derhal geri iade edilmesi" için dilekçe  verdiği, bazı il emniyet müdürleri hakkında, FETÖ'nün soruşturulmasını önlemek  amacıyla suç duyurusunda bulunduğu belirtilen iddianamede, "Soruşturmada görev  alan emniyet mensupları üzerinde baskı kurularak verilen talimatın gereğinin  yapılmaması için haklarında suç duyurusunda bulunulmuştur. Talimat gereğinin  yapılmaması için başlatılan sistematik suç duyuruları, örgütün varlığı ve  organizasyonun en büyük delilidir. Türkiye çapında talimatın uygulanmaması için  örgüt yoğun bir gayret göstermiştir." denildi.
 
    Fetullah Gülen veya örgütü hakkında suç işlediğine dair dilekçe veren,  basında haber yapan, konuyla ilgili ihbarda bulunan kişiler hakkında örgütün  avukatlarının derhal tazminat davaları açtığı, ihbarcıları iftira ve hakaret  suçunu işlemekle itham ettiği kaydedilen iddianamede, "Örgüt, sistematik baskı  uygulamış, iftira ve hakaretten suç duyurusu yaparak sindirmeye çalışmıştır.  İhbar eden kimselere örgüt imamları, yargı içindeki savcıları eliyle davalar  açtırmıştır. Mesela tazminat davası olarak Ankara 20. Asliye Hukuk Mahkemesinde  2014/44 esas sayılı dava bunlardan biridir. Bu davaların harcı bile ortalama bir  din adamının ömür boyu elde edebileceği gelirin kat kat üzerindedir. Örgüt,  önderlerini koruma içgüdüsü altında davaların harç ve masraflarını ibadet  vecdiyle yerine getirmektedir." değerlendirmesinde bulunuldu. 
 
    - "Bütün terör örgütlerinden daha tehlikeli bir yapı"
 
    İddianamede, İstanbul'da yürütülen soruşturmada da örgütün hakim ve  savcıları şikayet ederek baskı oluşturduğu, bütün soruşturma aşamalarının,  günlerce yanlı olarak örgütün basın yayın araçlarıyla yayınlandığı bildirildi.
 
    İddianamede, şöyle denildi:
 
    "HSYK üzerinden hakim ve savcılarla ilgili inceleme izinleri alınmış,  basına servis edilerek baskı oluşturulmuştur. Bu yolla örgütlenme, soruşturmaları  devletin soruşturması olmaktan çıkarıp şahsileştirmek amacı gütmüştür. Eğer hakim  ve savcı örgütten tehdit suçundan şikayetçi olsa bu defa arada husumet oluştuğu,  artık soruşturmayı o hakim, savcının yapamayacağı gerekçesini ileri sürecektir.  Örgüt, soruşturmaları engellemek için kamu görevlilerine karşı her türlü hile,  yalan, tehdit ve hakaret yöntemlerine başvurmuştur.
 
    Bu fiilleriyle de dini bir cemaat olmadığını, bütün terör  örgütlerinden daha tehlikeli bir yapı olduğunu ortaya koymuştur. Fetullahçı  (Paralel Devlet Yapılanması) Terör Örgütü, ayrıca, bazı siyasetçilere yapılan  soruşturma işlemleriyle ilgili açıklamalar yaptırıp, karşı kamuoyu oluşturmuştur.  Soruşturmalarda yazılan bazı müzekkere ve talimatları kamu kurumları içindeki  kadrolarından elde eden örgüt, toplumda masum algısı oluşturmak için ayarladığı  siyasetçi, akademisyen, gazeteci, yazar görüşlerine başvurmuş, kendi basın yayın  organlarında bazı yazar ve gazetecilere kasıtlı, doğru olamayan ve yanlı haber ve  yorumlar yaptırıp yazdırmıştır.
 
    Devleti düşman gören bu yapı dış ülkelere, özellikle ABD ve AB'de  kendilerine yakın grupların içinden seçtikleri bazı kimselerin açıklamasıdır diye  yazılar, yorumlar da yaptırmıştır. FETÖ, çeşitli lobilere para verip  soruşturmaları değersizleştirmek ve Türkiye aleyhine kamuoyu algısı oluşturmak  için faaliyetler yürütmüştür. Soruşturmanın yürütülmesi için yazılan her  müzekkere gazete manşetlerine haber yapılıp televizyon kanallarında her haber  bülteninde gerekmediği halde baskı oluşturmak için haksız ve hukuksuz olduğu  ileri sürülerek tekrar edilmiştir."
 
    - Soruşturmayı zorlaştıran mevzuat
 
    İddianamede, FETÖ'ye karşı soruşturmada özel yetkili mahkemelerin  kaldırılması ve soruşturmayı zorlaştıran mevzuat düzenlemelerinin de büyük engel  oluşturduğuna değinildi.
 
    "Terör ve örgütlü suçlulukla mücadelede mevzuat, etkili ve yeterli bir  soruşturma yürütebilmek için çok önemlidir." ifadelerine yer verilen iddianamede,  şunlar belirtildi:
 
    "Örgüt, aleyhine delilleri kısa sürede ortadan kaldırmıştır. Örgütün  kadroları tarafından TİB ve Emniyet İstihbarat Dairesinin log kayıtlarının  silinmesi, dershane, okul ve yurt kayıtlarının imhası ve bilgisayar hard  disklerinin değiştirilmesi gibi bir dizi örgütlü ve sistematik delil karartma  olayı yaşanmıştır. Örgüte karşı yürütülecek soruşturmayı engellemek için FETÖ,  bir yandan da kripto elemanlarına hükümet eliyle mevzuat değişikliği yaptırılması  için görev vermiş, soruşturmayı güçleştiren her türlü hukuki tedbir el altından  alınmıştır. Dosyaların her avukat tarafından görülebilmesi, suret alınması,  tutuklama, el koyma ve dinleme gibi delil elde etme yöntemlerinin hiç yapılamaz  şekilde zorlaştırılması gibi birçok mevzuat değişikliği yaptırılmıştır.
 
    Bu kanuni engeller soruşturmanın seyrini etkilemiş ve delil elde etmek  imkansız hale getirilmiştir."
 
    İddianamede, Paralel Yapı'ya karşı kamu idarelerinin mücadele vermek  yerine bu örgütün varlığını bilerek gizleme yoluna gittikleri savunularak, "Kamu  idarelerinin çok önemli bir kısmı, soruşturmanın ilerlemesi için gerekli bilgi ve  belgeleri kasten gizlemiş, devleti ele geçirmek azmindeki örgüt o kurumda hiç  yokmuş gibi davranmıştır. Kamu kurumlarında örgütün imamları ve kadroları, kozmik  ve kripto üyeleri, sempatizanları etkili ve hala önemli makam ve mevkileri işgal  altında tutmaktadır. Mesela şüpheli Kazim Avcı, tutuklandığı sırada bile hala  TBMM'de müşavir olarak çalışmaktadır. Şüpheli yönetici imamlardan Osman Karakuş,  on parmağında on marifet her kamu kurumunda bir kurulda üst düzeyde görev  almıştır." ifadeleri kullanıldı.
 
    - "Stockholm sendromu"
 
    Soruşturmayı zorlaştıran bir diğer sorunun ise kişilerin her şeyi  Paralel Yapı'ya havale ederek bundan yarar sağlama beklentileri olduğu savunulan  iddianamede, "Alakası olsun, olmasın, her olayı Paralel Yapı'nın işlediği iddia  edilerek başvurular yapılmış ve sonuçta soruşturmada gerçekten Paralel Yapı'nın  faaliyeti ile ona atfedilen olayları ayırmak, uzun süren çaba gerektirmiştir.  İşlediği suçun sorumluluğundan kurtulmak isteyen cezaevindeki hükümlü ve  tutuklulardan birçok gereksiz dilekçe gelmiştir. Mesela 2001'de ırza geçmeye  teşebbüsten mahkum olan bile 'bunu Paralel yaptırdı' diyerek dilekçe  göndermiştir." görüşüne yer verildi.
 
    İddianamede şunlar ifade edildi:
 
    "Soruşturmada bir diğer engel ise bu örgütün faaliyeti nedeniyle zarar  görenlerin, mağdurların, sonradan 'Stockholm sendromu' yaşayarak, FETÖ ile iyi  ilişkiler kurarak, sanki kendilerine karşı hiç suç işlenmemiş ve suçtan kazanç  sağlamış gibi davranmalarıdır. Mağdur edilen kimseler, örgüt tarafından algı  yönetiminde kullanılmışlardır ve bu durum anlaşılır gibi değildir. Örgütün  işlediği suç karşısında ezilenlerin, sonradan yıllardır bu cemaatten biri gibi  hareket etmeleri akılla, mantıkla izah edilememektedir.
 
    Örgütün hükümete karşı bir darbe teşebbüsünde bulunduğu aşikar  olmasına rağmen resmi hiçbir şikayet başvurusu yapılmamıştır. Örgütün varlığı,  terör örgütü olduğu kabul edilmesine rağmen kamu kurumları aktif bir faaliyet  içinde de olmamışlardır. Kamu idarelerindeki kamu görevlileri, örgüt geri geldiği  zaman zulmünden çekindiklerini, örgütün karşısında yer almamak için böyle  davranmak zorunda olduklarını açıklıkla ifade etmişlerdir.
 
    Toplum üzerinde olduğu gibi kamu görevlileri üzerinde de örgütün  kurduğu baskı ve tehdidin boyutu oldukça vahimdir. Yalnızca bu durum bile yapının  niteliğini izhar etmektedir. Yargı içinde örgütün önemli bir militarist kadrosu  varlığını sürdürmektedir. Örgüt, istediğinde her türlü hukuksuz kararı verecek ve  yargı eliyle devletin kamu gücünü örgüt menfaatine kullanacak binlerce hakim,  savcıya sahiptir. Yargının içinde bulunduğu bu durum sebebiyle örgüte karşı karar  alıp uygulamada da sorunlar, sıkıntılar yaşanmıştır. FETÖ de benzer diğer terör  örgütleri gibi hakim, savcıları, tanıkları, mağdurları, bilirkişileri korkutup  tehdit ederek soruşturmayı engellemeye çalışmıştır. Bütün bu fiili engeller ve  örgütün engelleme gayretlerine rağmen devletin düzeninin ve bekasının temini için  bu soruşturma mevcut şartlar altında güçlükle devam ettirilip  sonuçlandırılmıştır."
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının, "Fetullahçı Terör  Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY)" ile ilgili "çatı iddianamesinde",  "Örgüt kadrolarının sızdığı devletin güvenlik kurumlarının silahlı olması ve bu  silahları kullanma yetkilerinin bulunması, örgütün silahlı ve askeri eğilimini  göstermesi açısından çok önemlidir." ifadesine yer verildi.
 
    Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen iddianamede,  gelişmemiş sosyal toplumlarda insanların, ağalar, beyler, aşiret reisleri gibi  feodal toplum yöneticileri tarafından güdüldüğü, feodal toplum yöneticilerinin  toplumu kendi gelenekleri ve menfaatlerine göre istediği gibi yönlendirdiği  belirtilerek, Fetullahçı örgütlenmenin de aynı yöntemleri kullanıp, aynı amacı  elde etmeye çalıştığı kaydedildi.
 
    FETÖ'nün bugünkü durumunu ortaya koymak ve daha iyi anlayabilmek için  kurucusu ve lideri Fetullah Gülen'in geçmişine, söylemlerine, örgütü yönetme  şekline bakılması gerektiğine işaret edilen iddianamede, şu ifadeler kullanıldı:
 
    "Dini unsurları temel alarak hareket ettiğini iddia eden FETÖ'nün,  dini değerler değişmezken, zamana ve şartlara göre kendisini değiştirmesi, ülkesi  ve devleti ile barışık olması beklenirken devleti kendisine hasım ve karşı cephe  olarak görmesi, tüm yapısıyla açık ve şeffaf olması gerekirken bir istihbarat  örgütü gibi 'kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar'  kullanması, yönetim kadrosunun faaliyetlerini yurtdışından idare etmesi ve  Türkiye'ye gelmekten imtina etmesi, hasımlarını saf dışı etmek için her türlü  baskı, şantaj ve yasa dışı faaliyeti kullanması, çeşitli yabancı misyon  temsilcileriyle mahiyeti bilinmeyen görüşmelerde bulunması, diğer terör  örgütleriyle temas kurması ve onlara istihbarat, lojistik, eylem tarzı türü  destek sağlaması, söz konusu yapının casusluk faaliyetlerini de kapsayan organize  bir terör örgütü olduğunu ortaya koyan unsurlardır."
 
    FETÖ'nün örgütlenmesinin askeri bir örgütlenmeden çok az farklar  içerdiğine dikkati çekilen iddianamede, bir askeri örgütlenmede en temel idare  ilkesinin emir-komuta zinciri olduğu, askeri örgütlenmelerde bunun korunması  uğruna feda edilemeyecek çok az şey bulunduğu bildirildi.
 
    İddianamede, FETÖ'de de liderin verdiği kararı sorgulama anlamına  gelecek her düşünce, eylem veya tavrın kuvvetle ezildiği, Gülen ve ona bağlı  diğer yöneticilerin tüm talimatlarının, aklın da ötesinde bir kutsiyet  kazandırılarak uygulandığı anlatıldı.
 
    FETÖ'nün "devlet kurumları" ve "sivil toplum" olmak üzere birbirine  özerk 2 yapılanması bulunduğuna yer verilen iddianamede, bunların hiyerarşik  anlamda birbirine bağlı olmadığı aktarıldı. Örgütün alt birimlerinin modüler bir  yapıda olduğu ve hücre tipi örgütlenme modelini uyguladığı ifade edilen  iddianamede, örgütü yöneten üst kadro dışındaki her birimin diğerinden bağımsız  olduğu ve hücreler şeklinde teşkilatlandığı vurgulandı.
 
    Hücrelerin örgütlenmesinin esnek, manevra gücünün yüksek olduğu ve  kendini yenileyebilme kapasitesi bulunduğu kaydedilen iddianamede, hücrelerin  deşifresi halinde örgütün bütünlüğü bozulmadan devam ettiği bildirildi.
 
    - Haşhaşi benzetmesi
 
    İddianamede, şu değerlendirmelere yer verildi:
 
    "Örgüt kadrolarının sızdığı devletin güvenlik kurumlarının silahlı  olması ve bu silahları kullanma yetkilerinin bulunması, örgütün silahlı ve askeri  eğilimini göstermesi açısından çok önemlidir. FETÖ'nün hizmet hareketi olarak  gözüken bir legal yapısı, bazen söz konusu legal yapı içerisinde gizlenmiş bazen  de genel yapıdan tamamen farklı şekilde hareket eden bir de illegal yapılanması  vardır. Hasan Sabbah'ın çevresinde kümelenen Haşhaşiler, yaklaşık bin yıl kadar  önce afyon çekip fedailerini kullanarak devlet görevlilerini öldüren bir terör  örgütü olarak ortaya çıkmıştır. Onlara benzer şekilde FETÖ üyeleri de mutlak  itaat ve cennete kavuşacakları saiki ile hareket ederek devlet içinde suikast  benzeri hareketlere başvurmaktadırlar. FETÖ'nün devlet içindeki kadrolarının  Haşhaşilere benzetilmesi, kullanılan yöntem ve amaç bakımında doğru bir  benzetmedir."
 
    Gülen'in başlangıçta dini bir cemaat olarak kurduğu ve sonradan terör  örgütüne dönüşen yapılanmanın içinde yer alanların çeşitlilik gösterdiği, örgüte  üyelik için kesin bir kriter bulunmadığı anlatılan iddianamede, "Toplumun her  inanç kesiminden örgütün üyeleri vardır. Türk, Müslüman, Sünni, dini bütün,  ibadet aşkıyla dolu, dindar insanlar olduğu gibi, örgüt işine gelen kullanılması  mümkün herkesi bünyesine katmaktadır. Alevi, ateist gibi yapıya uzak gibi duran  gruplardan, Yahudi, Hristiyan dinine inananlardan da paralel yapılanma içerisinde  yer alanlar bulunmaktadır. Bir başka ifadeyle FETÖ'ye üyelik için dindar veya  inançlı olmak şartı aranmadığı gibi Müslüman olmak da gerekli değildir."  değerlendirmeleri yer aldı.
 
    Örgütün içinde her türlü suça bulaşmış kişilerin yanında içki içen,  zina eden, kumarbaz, tefeci türünden işleri yapanların da bulunduğu belirtilen  iddianamede, örgüte göre, eğer kişi himmetini veriyorsa işlediği suçun veya  günahın bir öneminin olmadığı, meşru olmayan yollardan elde edilen kazançtan  örgüte istenen pay verilmişse işlenen günahın, suçun üzerinin örgüt tarafından  organize şekilde örtüldüğü vurgulandı.
 
    Bütün örgüt yöneticileri ve üyelerinin, her konuda mütemadiyen tedbir  uyguladığı, örgütün üye sayısı, amacı, ekonomik kaynaklarının milletten ve  devletten gizli olduğuna işaret edilen iddianamede, örgüt liderinin, genel olarak  emirlerini gizli verdiği, örgütün nihai maksadının da gizli olduğu bildirildi.
 
    - "Gizli, sinsi, kaypak, doğrusu olmayan"
 
    Örgüt üyelerinin, istihbarat ve kişilerin mahrem bilgilerini toplamayı  sevdiği aktarılan iddianamede, "Bu teşkilat, gizli yaşamak, her zaman korkmak,  doğruyu söylememek, gerçeği inkar etmek üzerine kuruludur. FETÖ, gizli, sinsi,  kaypak, doğrusu olmayan, hakikati gizleyen bir grup insan topluluğudur. Örgüt,  çok iyi reklam yapıcıdır. İstediği kişilerin reklamını yapıp imajını düzelterek,  bu kişiler üzerinden kendisine nema sağlamaktadır. Buna, örgüt terminolojisinde  'parlatma' denmektedir. Örgütün gizlenerek bilinmezliğe bürünmesinin bir sebebi  de ilgi çekmektir." ifadelerine yer verildi.
 
    Paralel yapılanmanın imamlara bağlı zincirler şeklinde örgütlendiği  anlatılan iddianamede, bir imamın birçok zincirin bağlı bulunduğu örgüt lideri  durumunda olduğu, imamın kendine bağlı zincirler arasında uyumu ve zamanlamayı  ayarlayıp uygun zamanda yapılacak işleri hesaplayarak zincir üyelerine talimat  verdiği belirtildi.
 
    İddianamede, her bir zincirdeki örgüt üyesinin yalnızca verilen  talimatın gereğini yerine getirdiğine dikkat çekilerek, şunlar kaydedildi:
 
    "Bütün olarak bakıldığında örgüt işi genelde başarırken özelde her bir  zincirdeki küçük bir işi icra edenler ne tür bir faaliyet gerçekleştirdiğini  görememektedir. İşlenen olay başlangıçta küçük parça işleri yapan üyeler  tarafından bilinmediğinden, suç olduğu sezilememekte, ortaya çıkan durum sonradan  anlaşıldığında buna alet olanlar başlangıçta bilmedikleri bu durumdan pişman  olsalar bile sonuç değişmemektedir. Paralel yapı, hedefini organizasyon başarısı  sağlayan bu zincirler sayesinde gerçekleştirmektedir. Bir terör örgütün  varlığının kabul edilebilmesi için, örgütlü bağlılık, üyeler arasında görev  bölüşümü, kod isimleri, bir hiyerarşi ve bu örgütün ideolojisini savunan  insanların olması gerekir. FETÖ'nün bir ideolojisi ve bu ideolojiye uygun  insanların yetiştirildiği eğitim materyalleri bulunmaktadır. Örgüt mensuplarının  hücresel bir şekilde birbirleriyle bağlantıları, kendi aralarında bir rapor,  talimat alışverişi bulunmaktadır. Alttan yukarıya doğru rapor, yukarıdan aşağıya  doğru talimat verilmekte, örgüt mensuplarının, kendilerine yeni örgüt mensupları  kazanma faaliyetleri bulunmakta, yeni çocuk ve gençler örgüte alınmakta,  eğitilip, yetiştirilerek bu örgütün kadrolarına ilave edilmektedir. Örgütün  eğitim malzemeleri, kitabı, bildirisi, ideolojisini anlatan belgeler, evraklar,  dokümanları bulunmaktadır."
 
    FETÖ'nün de diğer terör örgütleri gibi bir inanca dayandığı ifade  edilen iddianamede, şu bilgiler sunuldu:
 
    "Fetullahçı Terör Örgütü, üyelerinin uğrunda zorluklarına  katlanabildiği, fedakarlıkta bulunduğu, amacına yönelik bir şeyler yapabildiği,  bir inanç, bir ideoloji sistemidir. Amerika Birleşik Devletlerinin Pensilvanya  eyaletinden yönetilen, Türkiye'nin ekonomik kaynakları ve imkanlarını kullanan,  dünyanın 160 ülkesindeki yüzlerce kurum/kuruluşu ve binlerce mensubu ve yandaşı  ile siyasal, sosyal, kültürel, ekonomik ve kamusal hayatın hemen her alanında  varlık gösteren, milyar dolarlarla ifade edilen bir ekonomik gücü bulunan  Fetullahçı Terör Örgütü, son yıllarda yaşanan bazı gelişmelere kadar kamuoyunda  'Cemaat, Hizmet Hareketi, Fetullah Gülen Grubu, Nurcu ve benzeri' isimlerle  anılmıştır. Ancak son yıllarda yaşanan birtakım gelişmelerle birlikte, kamuoyuna  'Hizmet Hareketi' olarak yansıtılanın aslında buz dağının görünen yüzü olduğu,  asıl yapının çok derinlerde bulunduğu ve bünyesinde pek çok karanlıkları  barındırdığı, milletin, devletin ve insanların yıllardır kandırıldığı, hoşgörüyle  ülkeye ve millete hizmet etmekten başka bir gayesi yokmuş gibi gösterilen yapının  asıl amacının bilinçli ve organize şekilde devletin tüm kurum/kuruluşlarına  sızarak devleti ele geçirmek olduğu, bunu yaparken de her türlü gizlilik  kurallarına riayet edildiği ve amaca ulaşmak için her yolun mübah sayıldığı açığa  çıkmış ve örgüt amacı deşifre olmuştur."
 
    FETÖ'nün, geçen sürede çalışarak bu teşkilat yapısına emeğiyle  gelmediği belirtilen iddianamede, "FETÖ'nün dış ülkeler ile Türkiye devletinin  içindeki çeşitli yapıların desteği olmadan bu teşkilatlanmayı becerebilmesi  mümkün değildir. Kısaca bu terör örgütü, dış ülkeler ve üst bir akıl ve yapının  eseridir. Bu örgüte üye kamu görevlileri zamanı geldiğinde gözlerini karartıp,  örgüt amacına yönelik her türlü suçu işleyebilmektedir. Örgüt hiyerarşisine dahil  olan bir il müdürü kendisini örgüte ait hissettiğinden devletine ihanet edip  örgütsel amaç için hukuka aykırı hareket edebilmekte, örgüt için görevini kötüye  kullanıp suç işleyebilmektedir. Örgüte himmeti kesen, toplantılara katılmayan  gazete, dergi aboneliğini sona erdiren esnafa idari ceza yazdırıp onları örgüte  destek olmadıkları için cezalandırabilmektedir." ifadeleri kullanıldı.
 
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat!.. Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.