“İnsan yaptıklarından ibarettir…” J.P. Sartre

Çok az şanslı insan vardır ki; düşünceleri, inançları, sözleri ve eylemleri tamamen uyum içinde olsun. Çoğumuzun; şu veya bu nedenle, fikrimizle zikrimiz, sözümüzle yaptıklarımız, inançlarımızla eylemlerimiz, sözlerimizle bildiklerimiz çelişir durur.

O halde insanı tanımlarken hangisini esas almalı?

• Bildiklerini mi?
• Düşündüklerini mi?
• İnançlarını mı?
• Duygularını mı?
• Niyetlerini mi?
• Söylediklerini mi?
• Yaptıklarını mı?
• Şerefli oluşunu mu?
• Oyunbozanlıklarını mı?


Biz kendimizi yukarıdakilerin hangisi ile tanımlarsak tanımlayalım, başkaları bizi sadece bunlardan ikisi ile ölçerler. Söylediklerimiz ve yaptıklarımız... Çünkü bunun dışındakileri bizden başkasının bilmesi imkansızdır. Bunların tamamını biz dışarı söz ve eylemlerle ifade ederiz.

Bu durumda ortada kala kala iki seçenek kaldı. Söz ve Eylem… Peki bunlardan hangisi daha etkin bir tanımlayıcı faktördür?

Yoksa Ziya Paşa da Varoluşçu muydu? :)))

Yanıt hiç kuşkusuz Eylemdir. Zira biz ne söylersek söyleyelim,
“Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz...” 

Bizi hiç tanımayan insanlar dahi, sözlerimizle bizi değerlendirmeden önce, geçmişte neler yaptığımızı bilmek isterler. Yakından tanıdıkça da; sözlerin önemi de giderek azalır ve geriye sadece yaptıklarımız kalır.

Başlangıçta zor bir soruymuş gibi görünse de, yanıtı bulmak tahminimizden de kolay oldu değil mi?

Sartre “İnsan eylemlerinden ibarettir..” demişti bir eserinde. Varoluşçuluğun bir önermesi sanmıştım ilk okuduğumda bunu; ama sonra gördüm ki, felsefi kalıpların tümünden bağımsız son derece yalın bir gerçeklikmiş O’nun sözünü ettiği.

Çünkü;

• Ne bildiğinizi kimse tam olarak bilemez. Zaten siz de her bildiğinizi ifade edemezsiniz. Bu en çok benim başıma geldi malesef.
• Düşüncelerinizi her zaman dile getiremezsiniz. Yazmayı deneseniz bile doğruluğuna inandığınız tüm sözcükler, kelimeler bir anda yok olup gider.
• İnançlarınızı çoğunlukla herkesle paylaşamazsınız. Kendi inançlarınızla ters düşen eylemleriniz de az sayılmaz.
• Duygularınızı her zaman dışa vuramayabilirsiniz. Yada dışa vurduğunuz her duygu bir anda size çevrilmiş bir ok gibi geri geliverir. (İzmir medyasında durum bu en azından)
• Niyetiniz iyi olabilir ama bu hiçbir zaman yeterli değildir. İyi niyetli olmanızdan başınıza herşey gelir. Başkası incinmesin diye ince düşünmek İzmir'in ve Ege'nin temel kültürünü oluşturan iyi niyetli insanları malesef barındıracak dirayeti gösteremiyor artık.
• Söyledikleriniz her zaman bildiğiniz ya da inandığınız şeyler olmayabilir.
Olsa da her sözü yerine getirmeniz mümkün olmayabilir.
• Yaptıklarınıza gelince; insanlar sadece onlara bakarak sizinle ilgili bir kanaate varabilirler. 7 yıl dergi yaparsınız ve her ay rafa koyarsınız. İşte budur dersiniz...

Niyet ve akibet tamamen farklı olabilir..

Şimdi birisi buna karşı çıkıp: “Beni sadece yaptıklarımla yargılamak haksızlık olabilir. Çünkü beni yapabildiklerimle sınırlayamazsınız. Yapabildiklerimden çok daha fazlasını bilmemin hiçbir anlamı yok mu? İyi niyetimin de hesaba katılması gerekmez mi? Sadece inançlarım gereği öyle davranmış olamaz mıyım?” dese; ona şu yanıtı vermez miydiniz?

“İyi güzel de; biz bütün bunları, yani senin kalbinden ve aklından geçenleri bilme olanağından maalesef yoksunuz. Bizim bir tek terazimiz var. O da yaptıkların ve bunun başkaları açısından yarattığı sonuçlar.”

Bu konuda daha anlaşılır olmak için şöyle bir soru da sorulabilir.
Sizce aşağıdakilerden hangisi daha doğrudur?

a. Düşünce ve sözleri ile herkesi etkileyen, örnek alınan bir kimsenin, fiiliyatta yanlış eylemlerle başkalarına zarar vermesi (örneğin başkalarına haksızlık etmesi, yolsuzluk gibi)

b. Düşünce ve sözleri zararlı bulunan bir kişinin, başkalarına somut olarak fayda getirecek eylemlerde bulunması (bağış, hayır işleri gibi)

Kanımca; düşünce, duygu ve sözleri ile topluma karşı örnek insan profili olarak gösterilen kişilerin, bunun aksine edimlerde bulunmasından daha büyük bir ikiyüzlülük düşünülemez. Buna sıkça İzmir medyasında rastlarız. İkiyüzlü kalleşler grubu, gerçekten hakkıyla emeğe saygı gösterenler grubu.

Toplum yaşamı karşılıklı yarar ve sorumluluk ilkesi üzerine kuruludur... Bundan haberi olmayan, sadece kendi "şahsi" çıkarları uğruna başkalarının hakkına gasp eden kişilerin varlığı yıllardır İzmir medyasında yer edinmeye çalışan zavallılar grubu olarak nitelendirdiğimiz gruptur. 

İnsanların iç dünyalarında nasıl bir kompozisyondan ibaret oldukları, kendileri ile olan hesaplaşmaları, iç ilişkileri, gizli kalmış yönleri tamamen kendilerini ilgilendirir. Ama bu bilinen gerçeklerin bir gün birileri tarafından gün yüzüne çıkacağının hesabını yapmadıklarında olacakları düşünmek bile istemiyorum.

Toplum yaşamı ise; bireylerin tek başlarına değil, etkileşim içinde bir arada bulundukları, birbirlerinin yaptıklarından olumlu ya da olumsuz anlamda etkilendikleri interaktif bir ortamdır. İzmir medyasında asla konuşulmayacak bir konudur bu. Bu ortamlara girmez o zavallılar. Herkes ne mal olduklarını bilir ve kolay adam harcadıkları için asla etkileşim içinde, bir arada bulundukları ortamlarda kabul görmeyen kişilerdir kendileri...

Toplum içinde sadece kendi doğrularınızla yaşayamazsınız. Başkalarına karşı da sorumluluklarınız vardır. Bu sorumlulukları yerine getirirken uzun vadeli düşünürseniz işte yanıldığınızın başındasınız demektir. Sorumluluk kelimesi için yaşı kaç olursa olsun, sonucu nereye giderse gitsin düşüncesi barındırmıyorsa içinde kendi doğrularınız bir işe yaramıyor diyebilirim.

Bu sorumluluklarınız da neredeyse bütünüyle yaptıklarınızla ilgilidir.
Bildikleriniz, düşünceleriniz, inançlarınız, niyetleriniz hatta sözlerinizle değil.
Çünkü bunlardan başkalarına ne bir fayda, ne de zarar gelmez. Eyleme dönüşmedikleri sürece...

Yaşanabilir bir dünya için sadece düşünmek ve konuşmak yetmez... Kalıcı birşeylerde bırakmalısınız... Dergiler gazeteler gibi değil... Dergiler kalıcıdır. 60 yıl öncesinden bir Time dergisini elinize aldığınızda, okuduğunuz bir makale size bugünün tadını verecektir. Deneyin mutlaka... Yada eskilerin bildiği Hayat mecmuasındaki bir röportaj size geleneklerimizi yaşatmak için bir sürü ipucu verecektir.

Kaynakları sınırlı bir dünyada yaşıyoruz. Ve çoğumuz ürettiğimizden fazlasını tüketmeye eğilimliyiz... Oysa bırakalım bizden sonrakilere karşı sorumluluğumuzu; sadece birlikte aynı dünyayı paylaşan insanlar olarak bile, kendi iyiliğimiz için ortak sorumluluğumuz, dünyayı daha yaşanabilir bir yer kılmaya çalışmak ve
en azından tükettiğimiz kadarını üretmektir. Bu niyetlerde olmayan insanlar dünya insanı olamayacakları gibi, kendi iç dünyalarında ve kısır döngülerinde boğulup gideceklerdir.

Bunun için de doğru bilgi, düşünce, inanç, niyet ve sözler mutlaka önemlidir. Ama bir tek şartla. Doğru eyleme ve değere dönüşmek şartıyla. Eskilerin deyimiyle gerisi laf-ü güzaftır.

Toplumsal açıdan doğru insanın tanımını yapmak gerekirse: Sadece düşünce ve sözleri ile değil aynı zamanda ve onlardan daha da önemli olmak üzere; eylemleri ile topluma faydalı ve örnek olan kişidir.

Sözü o Ziya Paşa’nın ünlü dizesi ile noktalayalım.

Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde...

http://cumhurkucukkahveci.blogspot.com.tr/2010/03/gercek-insan-olmak-kendinle-yuzlesmek.html
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.