BABALAR GÜNÜNÜN ANLAM VE ÖNEMİ

Babalar günü kavramının anlamını ortaya koymak için öncelikle “baba” kavramının anlamı üzerinde durmak gerekir. Bu anlamda literatüre baktığımızda “baba” kavramının değişik anlamları olduğunu tespit ettik. Nitekim Türk Dil Kurumunun “baba” kavramı ile ilgili ondört farklı tanım ortaya koyduğunu görüyoruz. Bu tanımlar kısaca şöyledir;

1- Çocuğu olan erkek kişi.
2- Çocuğun dünyaya gelmesinde etken olan erkek (Türk babanın ve Türk ananın çocuğu Türk'tür – Anayasa).
3- Koruyucu, babalık duyguları ile dolu kimse.
4- Ata.
5- Anlayışlı, iyi huylu erkek.
6- Tarikatların bazısında tekke büyüğü(Bektaşi babası).
7- Bu gibi kimselere verilen unvan(Gül Baba. Nur Baba. Baba İlyas).
8- Çok kaliteli, üstün nitelikli.
9- Gemi veya iskelede halatın takıldığı yuvarlak başlı iri demir, ağaç veya beton dikme (Denizcilik).
10- Kazılarda çıkarılan toprağın miktarını hesaplayabilmek için yer yer bırakılan toprak dikme (Tapu ve Kadastro).
11- Bir merdivende, tırabzanın sahanlıkla birleştiği yerde bulunan dikey öge(Mimarlık)
12- Çatı merteği(Mühendislik).
13- Bir ülkeye veya bir topluluğa yararlı olmuş kimse(Atatürk Türk milletinin babasıdır).
14- Silah kaçakçılığı, kara para aklama ve uyuşturucu madde ticareti vb. kirli ve gizli işler yapan çetenin başı.

Görüldüğü üzere toplumumuzda “baba” kavramına değişik anlamlar yüklenmiştir. Bu anlamların bazıları gerçek anlam, bazıları mecazi anlam, bazıları yan anlam, bazıları da argo olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak “Babalar Günü” açısından bakıldığında bu tanımlar içinde yukarıdaki ilk dört tanımın baba kelimesinin tanımına daha uygun olduğunu söyleyebiliriz. Bu anlamda bizim dünyaya gelmemize vesile olan; bizi büyüten, koruyup kollayan, eğitip terbiye eden, hayatımızı şekillendiren, evine getirdiği helal rızık ile bizleri besleyen, iyi yetişmemiz için her türlü fedakarlığı göze alan, hayattaki en önemli varlıklarımızdan birisi olan babalarımızın hatırlandığı güne “Babalar Günü” denilmektedir.

Babalar gününün ortaya çıkışı ile ilgili tarihçilerin değişik tespitleri bulunmaktadır. Kimi tarihçilere göre babalar günü ilk kez Antik Roma’da kutlanmıştır. Kimi tarihçilere göre de; babalar günün Batı Virginia’da ortaya çıktığı ifade edilmiştir. Buna göre Batı Virginia’da yaşayan John Dowdy’nin annesi öldükten sonra onun yerini alan babası için böyle bir gün kutlanmasını istediği söylenmiştir. Kimi tarihçilere göre ise; 1910 yılında Washington’daki John Bruce Dodd’un 6. çocuğunun doğumu sırasında hayatını kaybeden annesinin ardından hayatını çocuklarına adayan babası William Smart’a özel bir gün armağan etmek amacıyla bu fikri ortaya attığı belirtilmiştir. Bu anlamda Dodd, anneler günü kutlanırken babalar gününün olmayışını büyük bir haksızlık olarak nitelendirmiş ve babasının doğum günü olan 5 Haziran’ın babalar günü olarak ilan edilmesi için çalışmalar yaptığı ifade edilmiştir. İşte bu kapsamda Babalar Günü ilk kez 19 Haziran 1910’da Washington’un Spokane şehrinde kutlanmış ve daha sonra diğer eyaletlere yayılmıştır.

Ancak Babalar Günü resmi olarak 1924 yılında Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Calvin Coolidge’in desteğiyle kutlanmış ve 1966 yılında ise o dönemin başkanı Lyndon Johnson, her yıl haziran ayının üçüncü pazarının Babalar günü olarak kutlanacağını açıklayan bir bildiri yayımlayarak bu günün tüm dünyada babalar günü olarak kutlanmasına vesile olmuştur. Bu kapsamda tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de her yıl Haziran ayının üçüncü Pazar günü “Babalar Günü” olarak kutlanmaktadır.

Babamız bizler için çok önemli bir varlıktır. Hayatımızı borçlu olduğumuz annemizden sonraki yegâne varlığımız babamızdır. Bu nedenle gerek gerek semavi dinlerde gerekse diğer din ve inanç biçimlerinde insan neslinin devamına vesile olan baba üzerinde durulmuş ve bu konuda çeşitli açıklamalar yapılmıştır. Bu kapsamda kutsal kitabımız Kur’an’ı Kerime baktığımızda konu ile ilgili açıklama ve tanımlamaların anne ve baba kavramlarının birlikte verilerek işlendiğini görüyoruz. Nitekim Kur’an’da anne ve babaya karşı kullanılacak üslup bir ayette şöyle hatırlatılmaktadır: “İnsana anne ve babasına iyi davranmasını emrettik. Annesi onu her gün biraz daha güçsüz düşerek karnında taşımıştır. Onun sütten kesilmesi de iki yıl içinde olur. (İşte onun için) insana şöyle emrettik: “Bana, anne ve babana şükret. Dönüş banadır." (Lokman Suresi, 14) Yüce Allah bu hükmüyle insana anne ve babasına karşı iyilikle davranmasını emretmektedir.

Bir başka Kur’an ayetinde de anne ve babaya titizlikle davranılması gerektiği iafade edilerek şöyle denilmektedir: “Rabbin, kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi, anaya-babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri, ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara “öf!” bile deme; onları azarlama; onlara tatlı ve güzel söz söyle. Onlara merhamet ederek tevazu kanadını indir ve de ki: “Rabbim!, Tıpkı beni küçükken koruyup yetiştirdikleri gibi sen de onlara acı" (İsra Suresi, 23-24)”.

Kur’an ahlakında anne ve babaya "öf" bile demeyecek kadar hürmetkâr ve saygılı bir tavırdan bahsedilir. Alçak gönüllü ve anlayışlı davranır, onlara her zaman güzel söz söyler. Sevgi ve şefkat içinde büyütüldükleri gibi, kendisi de onlara yaşlılıklarında sevgi ve şefkat gösterir. Hatalarına kızıp öfkelenmez ve sabırla yaklaşır.

İnsanın ise kendisine titizlikle gösterilen bu emeği görmezden gelmesi anne babasına karşı büyüklenmesi, onlara merhametsizce davranması Kur’an ahlakına tamamen aykırıdır. Rabbimiz, anne ve babaya karşı güzellikle davranılmasını ve böbürlenmekten sakınılmasını “Allah’a ibadet edin ve ona hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya, elinizin altındakilere iyilik edin. Şüphesiz, Allah kibirlenen ve övünen kimseleri sevmez." (Nisa Suresi, 36) ayetiyle buyurmuştur.

Allah bir başka ayette yine anne babaya iyi davranılmasına ve merhametle yaklaşılmasına dikkat çekmiştir: “Biz insana anne babasına iyi davranmayı emrettik. Annesi onu ne zahmetle karnında taşıdı ve ne zahmetle doğurdu! Onun (anne karnında) taşınması ve sütten kesilme süresi (toplam olarak) otuz aydır. Nihayet olgunluk çağına gelip, kırk yaşına varınca şöyle der: “Bana ve anne babama verdiğin nimetlere şükretmemi, senin razı olacağın salih amel işlememi bana ilham et. Neslimi de salih kimseler yap. Şüphesiz ben sana döndüm. Muhakkak ki ben sana teslim olanlardanım.” (Ahkaf Suresi, 15).

Yukarıdaki açıklamaların yanında Peygamber efendimizin de baba ile ilgili hadisleri olduğunu görüyoruz. Nitekim Peygamber efendimiz bir hadisinde şöyle buyurmaktadır; “Allah'ın en sevdiği amel, vaktinde kılınan namaz ile anaya ve babaya iyilik yapmaktır”. Bir başka hadisi şerifte ise şöyle buyurmaktadır; “Allah'ın kıyamet gününde yüzlerine bakmayacağı kişilerden biri de anasına, babasına asi olandır”. Gene bir başka hadisi şerifte de peygamber efendimiz şöyle buyurmaktadır; “Allah, bütün günahlardan dilediklerinin (cezasını) kıyamet gününe tehir eder, yalnız ana-babaya yapılan isyanın cezasını Allah, sahibine ölmeden önce verecektir”. Peygamber efendimizin bu hadislerinde açıkça görüyoruz ki, bizlerin gerek bu dünyada ve gerekse ebedi dünyada mutluluğa erişmenin en önemli vasıtalarından birisi anne ve babamıza iyi davranmamızdır. Anne ve babamızın bize yaptıklarının hakkını asla ödeyemeyiz. Bu bakımdan onları sevelim, onlara hürmet gösterelim ve onların hayırlı dualarını almaya çalışalım.
Ülkemizdeki yasal ve toplumsal kurallara baktığımızda da; babaya karşı saygı, sevgi ve hürmet üzerinde durulduğunu görüyoruz. Nitekim kanunlarımızda anne ve babaya karşı işlenen suçlar için ağır cezalar getirilmiştir. Yasalarımızda anne ve babalarımızı koruyucu ve onları destekleyici pek çok düzenleme getirilmiştir.

Şüphesiz, yasalarımız gibi toplumsal kurallarımızda da anne ve babamızı koruyucu ve bizim onlara karşı görevlerimizi içeren pek çok kural bulunmaktadır. Bu kuralların yasal bir yaptırımı yok ancak toplumsal baskıları çok büyüktür. İşte bu anlamda ülkemizdeki toplumsal kurallarımızın anne ve babalarımız ile ilgili bizlere yüklemiş olduğu görevlere şu örnekleri verebiliriz;

1- Anne ve babamıza iyilikte bulunmak
2- Geçim sıkıntısı içinde iseler geçimlerini sağlamak
3- Anne ve babayı söz ve davranışları ile hiçbir şekilde incitmemek, "Öf" bile dememek
4- Anne ve babalarımıza karşı güler yüzlü, tatlı sözlü olmak, yüzlerine sert ve öfkeli bakmamak
5- Çağırdıkları vakit hemen koşmak
6- Anne ve babalarımızın emirlerini (Bu emirlerde Allah'a itaatsizlik olmadıkça) dinlemek ve yerine getirmek
7- Her işte onları memnun etmek
8- Yanlarında yüksek sesle konuşmamak,
9- Anne ve babamız hizmete muhtaç duruma geldiklerinde onlara hizmet etmek ve bunu seve seve yapmak
10- Onlardan izinsiz bir yere gitmemek
11- Öldükleri zaman onları rahmetle anmak, dûa etmek, onların ruhları için hayır yapmak vasiyetlerini yerine getirmek, anne ve babanın dostlarına iyilik etmek, anne ve babasına kötü söz söylenmesine sebep olmamak

Babalarımız fedakârlık timsalidirler, onlar bizim mutluluğumuz için her türlü fedakarlığa seve seve katlanırlar. Şimdi gelin kalp hastası olan bir babanın çocuğu için yaptığı bir fedakarlık hikayesini okumaya çalışalım:

Oğlu babasına sorar : “Babacığım benimle maraton koşmaya var mısın ?”
Kalp hastası olmasına karşın baba, “Evet varım” diye yanıtlar.
Ve maratonu birlikte tamamlarlar…
Sonra baba-oğul başka bir çok maratonu daha birlikte koşarlar.
Baba her seferinde oğlunun yeni bir yarış talebini kabul eder.
Oğlu bir gün babasına “Baba, birlikte bir Ironman’a (Triathlon) koşmaya var mısın benimle?” deyince baba bir daha evet der ve hayatı pahasına canından çok sevdiği çocuğunun bu teklifini kabul eder.” (Anımsatalım ki Ironman dünyanın en zor triathlon yarışıdır ve üç dayanıklılık sınavından oluşur : Denizde 3, 86 km’lik yüzme, 180,2 km’lik bisiklet ve nihayet 42,195 km’lik bildiğimiz maraton.) Bu zor yarışa katılan baba; oğluyla birlikte yarışı selametle tamamlar.

Bu hikayede; kalp hastası bir babaya Allah’ın verdiği mucizevi evlat sevgisi ve bu sevgi sayesinde kalp hastası bir babanın inanılması çok zor koşuları nasıl rahatlıkla başardığını görüyoruz. Evet baba ile çocuk arasında öylesine kutsal, öylesine ulvi ve öylesine mucizevi bir sevgi var ki, bu sevginin önünde hiçbir engelin durabilmesi mümkün değildir. İşte babamızı hayatımızda önemli hale getiren ve babamıza karşı bizlere ödevler yükleyen en önemli şeylerden birisi; bir babanın evladına karşı duyduğu tarifi mümkün olmayan bu mucizevi sevgidir. Bu sevgi her babanın içinde vardır ve tüm babalar bu sevgi ile donatılmış olarak dünyaya gelmektedirler.

Şunu da ifade etmek gerekir ki, bir evlat için baba duası çok önemlidir. Baba duası altından, kıymetli hazinelerden de daha değerlidir. Bu bakımdan babamızın bize karşı olan söz ve davranışları nasıl olursa olsun asla ve asla babamızı üzmememiz, aksine onu mutlu ederek hayırlı duasını almaya çalışmamız gerekir. Babalar her gün gelmez. Babamızın alternatifi yoktur. Bu anlamda babalarımızın kıymetini iyi bilmeli ve onlara karşı iyi davranmalıyız. Bu dünyadaki güzel amellerimizin mükâfatı olarak düşündüğümüz cennet kapılarının önümüze açılması ile ilgili en önemli anahtarın babamızın bizden razı olmasında gizli olduğunu hiçbir zaman unutmamalıyız. Babamız bizden razı ise ve babamızın hayırlı duasını aldıysak okyanusun ortasına dahi düşsek Allah mutlaka bizi bir şekilde kurtaracaktır. Bundan kimsenin zerre kadar bir şüphesi olmasın.

Babamızın ölmesi (ebediyete intikali) ile bizim ona karşı görevlerimiz son bulmaz. Aksine hayatımız boyunca babalarımıza karşı yapmamız gereken görevler vardır. Bu anlamda hepimiz bu şuur içinde yaşamalı ve ölen babalarımız için imkanlarımız ölçüsünde sürekli hayır yapmalıyız. Hayır yapmak sadece birine para veya mal vererek yapılmaz. Birine yardım etmek, güzel söz söylemek, hatta tebessüm etmek de bir hayırdır. Dünyada iken işlediğimiz güzel (salih) amellerimizden Allah tarafından babalarımıza da pay vermektedir. Dolayısıyla güzel şeyler yaptıkça hem biz kazanıyoruz hem de bizim bu dünyaya gelmemize vesile olan babalarımızda kazanmaya devam etmektedir. Bizim amel defterimize işlenen sevaplardan babalarımız da yararlanmaktadırlar. Bu bakımdan Allah’ın bu güzel nimetinden istifade etmeyi ihmal etmememiz gerekir. Sürekli güzel ameller işlememiz gerekir.

Yaşlı olan, kendisine yetemeyen ve yardıma muhtaç babalarımızı kendi evimize alarak onlara yardım etmeliyiz. Yaşlı bakım evlerinde veya yaşlı kreşlerinde çalışanlar babamıza ne kadar iyi baksalar baksınlar asla ve asla bizim yerimizi tutamazlar. Babalarımızın bizden beklediği en önemli şey gücümüz ölçüsünde sıcak bir ilgi ve sevgidir. Bunu da babalarımıza karşı cömertçe sergilemeliyiz. Unutmamalıyız ki, biz babamıza karşı nasıl davranırsak çocuklarımız da bize böyle davranacaklar. Babamıza iyi davranırsak çocuklarımız da bize iyi davranacaklar. Babalarımıza kötü davranırsak çocuklarımızda bize kötü davranacaklar. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın.

Yeri gelmişken bir büyüğüm olan Ahmet Amcadan dinlediğim yaşanmış bir hikâyeyi sizlerle paylaşmak istiyorum. Ahmet Amcanın anlattıklarını kendi ağzından vermeye çalışacağım.

“Ben küçükken babamla bostan tarlasına gidiyordum. Çok büyük bostan tarlalarımız vardı. Babam önde ben babamın arkasında bostan tarlasını dolaşarak tarladaki kavunları ve acurları topluyorduk. Babam önde ben babamın arkasında, babamın adımlarını takip ediyor ve onun bastığı yerlere basmaya çalışıyordum. Bunu yaparken de istemeden sürekli babamın ayağına basıyordum. Babamın canını acıtıyordum. Her seferinde babam bana “oğlum tarlada bu kadar yer varken niye gelip gelip benim ayağıma basıyorsun, düzgün yürüsene” diye söylenirdi. Ben bir süre babamın dediklerini dinler ancak tekrar arkasından giderek ayağına basıyordum. Gene babam beni uyarırdı. Bir süre sonra gene ben kendimi kaptırıp babamın ayağına basıyordum. Bu hep böyle devam etti. Derken zaman geçti, yaşlanıp hastalanan babamı kaybettim. Evlendim. Çocuğum oldu. Çocuğum büyüdüğünde bana yardım etsin diye çocuğumu yanıma alarak bostan tarlasına gittim. Çocuğuma hiçbir şey söylemedim. Ancak ben yürürken çocuğum sürekli benim arkamdan gelir, adımlarımı takip ediyor ve her seferinde istemeden de olsa ayağıma basıyordu. Bir anda durdum ve düşündüm. Babamın bana söylediği sözler aklıma geldi. Babam hayatta iken ben hep babamın arkasından yürüyerek, adımlarını takip ederek onun ayağına basıyordum; çocuğum da benim ayağıma basıyor.”

Evet Ahmet amcanın hikayesinde de görüldüğü üzere babasına karşı kim, nasıl davranırsa onun çocuğu da ona böyle davranacaktır. Bu yüzden büyüklerimize ve özellikle anne ve babalarımıza iyi davranalım ki, çocuklarımız da bize iyi davransın. Çünkü gençlik, güç, kuvvet, sağlık sürekli değildir. Her canlı gibi bizler de yaşlanacağız. Yaşlandığımızda iyi bir muamele görmek istiyorsak bizim şu anki yaşlılarımıza yani anne ve babamıza iyi bir muamele etmemiz lazım.

İşte tüm bu nedenlerden dolayı babalar günü çok ama çok önemlidir. Baba Allah’ın bize verdiği bir nimettir. Bunun farkında olmalıyız. Hayatta iken babalarımızın kıymetini iyi bilmeliyiz. Aile huzurunun ve mutluluğunun devamı için ömrünü bizlere vakfeden babalarımıza hak ettikleri değeri vermeli, saygıda kusur etmemeliyiz. Bizlerle sevinen, bizlerle üzülen ve bizleri mutlu gördükçe daha da bahtiyar olan babalarımızın bu mutluluğunu sürekli hale getirmek için ailemize, vatanımıza ve milletimize hayırlı hizmetler vermenin gayreti içerisinde olmalıyız. Babalarımıza yalnızca Babalar Gününde değil, bizlere ihtiyaç duydukları her dönemde destek olmalı, bizler için ne kadar değerli olduklarını daima onlara hissettirmeliyiz. Bu duygu ve düşüncelerle hayatta olan tüm babalarımızın Babalar Gününü kutluyorum. Ebediyete intikal etmiş olan babalarımıza da Allahtan rahmet diliyorum.

Baba sevgisi ve baba duası ile dolu günler dileği ile…


Dr. Mehmet Ali NOYAN
Elektronik Posta: alinoyan47@gmail.com
Cep Telefonu: 05053985629
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat!.. Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.